GeriKelebek Sanki tiyatro sahnesi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sanki tiyatro sahnesi

Yetmişli yıllarda ara sıra moda dünyasında ‘‘uzay modası’’ giysileri dalgası eserdi. Hatırlayanlar bilir, alabildiğine plastik, soğuk; neredeyse bir uzay aracının personelini andıran modellerin taşıdığı üniforma gibi giysilerdi bunlar. Uzay çağı o zamanlar 2000'li yıllar demekti. Ve şimdi ikibine iki var; yani o zamanların deyişiyle uzay çağına girdik sayılır. Ama bu dönemde modaya baktığımızda hiç de eskiden öngörüldüğü gibi olmadığını görüyoruz. Modacılar ‘‘uçuyorlar’’, ama uzayda değil! Çünkü tasarımları alabildiğine dünyalı, ayakları çok sıkı yere basıyor, hatta kökleri tarihe dayanıyor.

Ortaçağ, 20. Yüzyıl başı, 40'lı, 50'li, 70'li yıllar... Renkler etnik modanın egemenliğinde: Afrika'nın, Meksika'nın canlı renkleri. Bilim kurgu kahramanlarının giysilerini andıran giysiler bile etnik çizgiler taşıyor, yani alabildiğine dünyalı. Ve ikibine iki kala modada bütün sınırlar kalkmış gibi. Moda arenası bir tiyatro sahnesi sanki...

KERAMET KİMDE?

Bundan 20 yıl öncesinde moda Avrupa'lıydı. Hatta Paris'liydi desek abartmış olmayız. Dinozor moda evlerinin dinozor tasarımcılarından ağır başlı, oturaklı giysiler tasarlarlardı. Zamanla bu dinozor moda evlerinin baş tasarımcılarının yerini genç yetenekler aldı. Fransız moda evleri birer birer gençleşti. Bu yeni tasarımcılar bağlı oldukları moda evlerinin geleneksel çizgilerini koruyorlardı ama hatırı sayılır bir dinamizm de getirdiler. Zamanla tasarımcıların adı moda evinin adı kadar önemli oldu.

Ama modada yaşanan değişiklik yalnızca modacılardan kaynaklanmıyor. Modayı yönlendirenler yalnızca tasarımcılar değil artık. Dünyanın en büyük metropollerinde yaşayanlar gerçek anlamda ‘‘dünyalı’’ denebilecek bir renk ve çeşitlilik kazandıkça modada yeni bir yönlendirici etken de kendiliğinden ortaya çıktı: Sokak.

TİYATROVARİ ÇİZGİLER

Giysiler ve makyajda artık sınır kalmadı sayılır. Öyle ‘‘bu sezon şu renk, şu etek boyu, şu makyaj’’ diye bir şey yok. Sıradanlık kadar sıradışılık da ‘‘moda’’. İstenildiği kadar abartmak serbest giyim kuşamda. Podyumlar en az iki yıldır bir tiyatro sahnesi gibi. Tasarımcılar işledikleri temalara uygun çizgileriyle giysilerini taşıyanları birer kahramana dönüştürüyor. İster bir ortaçağ, ister bir bilim kurgu kahraman. Makyajda da giysilerdeki gibi ‘‘teatrallik’’ göze çarpıyor. Zaten yeni kuşak modellere bakıldığında hepsi, klasik modelden çok bir oyuncu özelliği taşıyor: Dramatik ifade ön planda.

Sinema ve müzik endüstrisinin moda endüstrisiyle iyice kaynaşmasında da bu tiyatro akımının rolü var. Sinemada büyük prodüksiyonların giysi ve çevre düzenleme tkasarımlarını ünlü modacılar üstleniyor artık. Filmlerde oyuncu ve yönetmen kadar tasarımcıların da adı ön planda. Bir bakıyorsunuz bir filmin ya da müzik klibinin kostüm veya makyajı, vizyona girmesinden sonra sokaklarda...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle