Sanat filmlerinin cesur yapımcısı

Güncelleme Tarihi:

Sanat filmlerinin cesur yapımcısı
Oluşturulma Tarihi: Nisan 28, 2012 20:18

Zeynep Özbatur Atakan, son dönemin öne çıkan yapımcılarından. Kutluğ Ataman’la başlayan yapımcılık macerasına Nuri Bilge Ceylan’ın ‘İklimler’, ‘Üç Maymun’ ve ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ filmleriyle devam etti. Bu kadar usta isimlerle çalışmak onu çoğu zaman tedirgin etse de, bu durumdan beslenmeyi bildi ve kalitesini artırdı. Sektörle ilgili tek kaygısıysa insanların hâlâ yapımcıyla yatırımcı arasındaki farkı bilmemesi. Hem buna katkı sağlamak hem de yeni yeni yapımcılar yetiştirmek için, Yapımlab’ı kuran Atakan’la, hayatını ve sektörü konuştuk.

Haberin Devamı

- Eğitim yıllarınızda sektöre dahil olmak için neler yaptınız?
- İlk yıldan itibaren reklam filmi sektöründe profesyonel olarak çalışmaya başladım. O dönem Türkiye sinemasında üretim çok az olduğundan teknik bilgileri ve iş hayatını öğrenmek için bu gerekliydi.

- O dönemde yapımcı olmak var mıydı aklınızda?
- İlk yıl yoktu. Daha doğrusu her sinema-TV öğrencisi gibi yönetmen olmak istiyordum. Ama çalışma hayatına girince yapımcılığın bana uygun bir iş olduğu çevremdeki profesyoneller tarafından fark edildi. Ben de öyle düşünüyordum. Yaptıklarım takdir toplamaya başlayınca ‘yapımcılık’ mesleği konusunda motivasyonum güçlendi ve devam ettim.

- Neden yönetmen ya da oyuncu olmayı değil de yapımcı olmayı tercih ettiniz?
- Oyunculuk aklımın ucundan bile geçmedi. Yönetmenlik için ise başka yaratıcı özellikler gerekiyor. Sıradan bir şeyler yapmaktansa daha iyi olabileceğim bir alanda ilerlemeyi tercih ettim.

Haberin Devamı

GİŞE FİLMİ OLMAMASI ZARAR ETTİĞİMİZ ANLAMINA GELMEZ

- İlk yapımcılığınız Kutluğ Ataman’la. Nasıl tanıştınız kendisiyle, sizin bu yolda ilerlemenizde o mu yardımcı oldu?
- Aslında biz Kutluğ ile farkında olmadan çocukluklarımızı, gençliğimizi yakın ortamlarda geçirmişiz. Annelerimiz arkadaş ve ben Kutluğ’dan her zaman haberdardım. Ama yıllar sonra o zamanlar ortağı olduğum reklam filmi yapım şirketi, Kutluğ’un bir sanat projesine destek olma kararı verdi. 1997 yılıydı... Ben de oğlumu 3 yaşına getirmiş, iş yaşamına dönmüştüm. Reklam sektöründeki çalışmalarımı artık sinema alanına kaydırmak istiyordum. Tam bu sırada Kutluğ’un Alman yapımcısı, Türkiye’den bir ortak arıyordu. Lola ve Bilidikid filminin senaryosunu okudum ve bunun benim için önemli bir fırsat olduğunu hemen hissettim. Bu dönemde Kutluğ beni müthiş cesaretlendirdi. Ardından o projenin çekim süreci ve devamında önemli bilgilere sahip oldum. Filmin Berlin Film Festivali’nde Panorama bölümünde açılış filmi olması pek çok yapımcı ve sinema profesyoneliyle sektörü tanımamı sağladı. Ardından kendi yolum konusunda kararlarımı vermeye başladım.

Haberin Devamı

- Kutluğ Ataman gibi hayata karşı çok farklı bakış açısı olan bir yönetmenle çalışmak nasıldı? Bu ilk deneyiminizde sizi korkutan şeyler oldu mu?
- Kutluğ ile çalışmak (ki kendisiyle sinema dışında da işler yaptık) çok geliştiren bir deneyimdir. Elbette ilk çalışmada beni korkutan çok fazla şey vardı. İlk kez bir alana çıkıyorsunuz, reklam sektöründen tamamen ayrı... Bunu keşfetmek, birlikte çalışmamızın bana en büyük katkısı. O çalışma sonrası sinema alanında daha da profesyonelleşebilmek için yeniden bir eğitim süreci başladı. Avrupa’da pek çok workshop ve farklı eğitimlere gözlemci olarak katıldım.

- Ardından yine kendine has tarzları olan Tayfun Pirselimoğlu ve Nuri Bilge Ceylan geldi. Neden çok para kazandıran gişe filmleri değil de onlarla çalışmayı tercih ettiniz?
- Burada bir kavramın hep yanlış anlaşılmasını düzeltmek isterim. Filminiz ne olursa olsun her filmin bir ticareti vardır. Ben yaptığım hiçbir işte zarar etmedim ve filmlere gelir ekonomisini oluşturdum. Aksi takdirde bu işi yapamazdım. Para kazanma kavramı, sizin hayattan beklediklerinizle alakalı bir şeydir. Ben, kendi beklentilerimi karşılayacak ekonomiyi kendi yaptığım işlerde yarattım ki ‘yapımcılık’ bu olmalıdır zaten... Ben, dünyanın her yerinde izlenebilir filmlerin yapımcısı olmak istedim. Dünyanın her yerinde izlenebilen bir filmin yapımcısı, o filmin ekonomisini de doğru çözmüş olmalıdır. Dolayısıyla, her filmin kendi sınırları ve hedefleri doğrultusunda bir ekonomisi vardır ve bu kurulamıyorsa filmi gerçekleştiremezsiniz zaten...

Haberin Devamı

- İleride, gişeye oynayan bir filme ya da televizyon için yapılan bir işe yapımcılık yapmayı düşünüyor musunuz?
- Televizyon sektörünü kesinlikle düşünmüyorum. Ticari açıdan hedefleri yüksek bir proje konusunda ise, benim düşünme ve çalışma biçimim ile uyuşması lazım geldiğini düşünüyorum.

KENDİMİ FAZLASIYLA ZORLADIM

- Nuri Bilge Ceylan ile nasıl tanıştınız ve onun filmlerinin yapımını üstlenmeniz nasıl oldu?
- Nuri Bilge Ceylan’ı öğrencilik yıllarımdan fotografçı kimliğiyle tanıyordum. Sonra ilk filminden itibaren yaptığı işleri bir sinema izleyicisi olarak çok beğenerek izledim. ‘Mayıs Sıkıntısı’ filminin Antalya gösterimi sonrası kendisiyle tanıştım. ‘İklimler’ filminin yapımı öncesi profesyonel olarak birlikte çalışmaya kararı verdik.

Haberin Devamı

- Ceylan’ın ilk filmini çekerken zorlanacağınızı düşündüğünüz oldu mu?
- Ben aslında her film öncesi zorlanacağım meseleler neler olabilir diye düşünürüm. Ve bunun tedirginliği filmin yapımında her aşamada sürer. Bu tedirginlik duygusu, beni besler ve yaratıcı çözümler bulmaya odaklanırım. Dolayısıyla bu düşünce yapısı beni ‘zorlanma’ durumundan kurtarır. Yani en çok kendi kendimi zorlarım. Bu her filmde böyle olur. Ama bu durumu çok severim. Yani bütün bu kaygılar, her seferinde bana pek çok bilgi ve deneyimi getirir. Nuri Bilge Ceylan’la ilk çalışmamızda da böyle oldu. Öncesinde ve filmin yapım sürecinde bana eşlik eden pek çok soruyla yaşadım. Özetle kendimi fazlasıyla zorladım.

Haberin Devamı

- Geriye dönüp Nuri Bilge Ceylan’la çektiğiniz o üç filme baktığınızda neler yaşadınız, ne tür deneyimler kazandınız?
- Hepsi farklı ve özel yolculuklardı diyorum. Ama Bilge ile kazandığım en önemli deneyim, uluslararası alanda performans göstermek oldu.

- Ceylan’ın filmleri pek çok önemli festivalde hatırı sayılır ödüller ve övgüler alıyor. Bu sizi nasıl etkiliyor, neler katıyor?
- Tabii ki çok mutlu oluyorum. İçinde emeğinizin olduğu birşeyin ödüllenmesi güzel bir duygu. Ama benim için ödül, çalışma süreçleri ve ilk aşamasından itibaren içinde olduğum o çalışmayı perdede izlediğim an. Geçen yıl ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’nın 35mm. bitmiş son halini izlediğimde böyle hissetmiştim.

BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA EN ZORUYDU

- Nuri Bilge Ceylan’la çakıştığınız noktalar oluyor mu?
- Birbirimizin sınırları dahilinde değiliz bu yüzden bir çakışma olmuyor. Fikir ayrılıkları yaşadığımız zamanlarda da, mantıklı çözümler yaratabiliyoruz.

- Son filminiz, Bir Zamanlar Anadolu’da hakkında neler söylersiniz. Çalışma süreciniz nasıldı?
- Meslek yaşamımın en zorlu çalışmasıydı diyebilirim. En kalabalık ekiple, en büyük bütçeyle çalıştığım, çok uzun bir yapım süreci geçiren bir işti. Ama eşsiz bir deneyim oldu.

- Aklınızda yapımcılık dışında yapmak istedikleriniz var mı? Kendi filminizi çekmek gibi mesela...
- Kendi filmimi çekmeyi düşünmüyorum. Uzun zamandır, yapımcılık konsepti üzerine tasarladığım bir kitap var. Sanıyorum sonbahara hazır olacak. Devamında yazmaya devam edeceğim. Gençlerin buluşacağı ve sinerjik üretimler yapacağı bir organizasyon yapma planım var.

HAYATINDA HEP VARDI

Zeynep Özbatur Atakan (46) sanatla iç içe büyümüş biri. Ailesinin onu her daim sinema, tiyatro ve sergilere götürmesi bunu destekleyen en büyük unsur. Çocukluğundan itibaren ‘insan’ ile ilgili konular hep ilgisini çekti. Psikoloji ve felsefe ilgi alanıydı, ama sanatla uğraşmak istiyordu. Lise yıllarında bugünkü İstanbul Film Festivali’nin temelini atan İstanbul Sinema Günleri ile tanıştı. Sinema, tutkulu bir hâl aldı o yıllarda Atakan için. Bir yandan da 12 yıl klasik bale, 3 yıl resim eğitimi aldı. Ardından da çok kararlı bir şekilde Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü’nü seçti ve bitirdi.

SEKTÖRE BURADA HAZIRLANIN

Yapımlab, uzun süredir aklımda olan bir projeydi. 2010 Temmuz’da bir deneme çalışmasıyla başladık. Özetle, Türkiye’de sektörün en ihtiyacı olan kişi ‘yapımcı’ yani ‘yatırımcı’nın yapımcı olma fikri bitmeli ki, sağlam temeller üzerinde filmler üretilsin. İşte bu noktada ‘yapımcı’nın kim olduğunu kimse bilmiyor. Bu nedenle ‘yapımcılık’ üzerine eğitim vermeye başladım. Oyuncular, yönetmenler, senaryo yazarları ve yapımcı olmak isteyenler katıldılar bu eğitime. Yönetmen, senarist ve oyuncular yapımcıdan ne bekleyeceklerini öğreniyor, yapımcı olmak isteyenler ise bu eğitimin yanı sıra tamamen benimle çalışarak yol alıyorlar. Mesela geçen yıl önce öğrencim olan ve şimdi Kutluğ Ataman’ın projesinin ortak yapımcılığını yapan Sezgi Üstün, en iyi örneklerimizden. ‘Yapımcılık’ hâlâ çok talep gören bir meslek değil, bu yüzden bu mesleğe girmek isteyenlere tüm desteğimi veriyorum.

YAPIMCININ SIRLARI

- Fikirle senaryo arasındaki uzun yolun bir ‘proje’ olduğunun farkına varılmalı.
- Proje geliştirmek ve yaratıcı olmak bilinmeli.
- Hedef koyabilmeli, amaç ile hedef arasındaki farkı bilmeli, yanlış kriterler üzerinden film yapmamalı.
- Sektörü tüm ayrıntılarıyla tanımalı ve saha bilgisini geliştirmeli.
- Takım çalışması içerisinde olduğunu ve yaratıcı alan dışındaki lider kimliğinin farkında olmalı.

YATIRIMCI İLE KARIŞTIRILMASIN

Türkiye için konuşuyorsak ‘yapımcılık’ fikri hâlâ doğru algılanamıyor.Yapımcılığın salt sermaye sahipliği olarak görülmesi, ‘yatırımcı’ ile ‘yapımcı’nın karıştırıldığı durumlar var. Dolayısıyla ‘yapımcılık’ mesleğinin oyunculuk ya da yönetmenlik mesleklerine göre artı veya eksilerini söyleyebilmek zor. Hepsinin artı ve eksi yönleri birbirini tamamladığında ‘sinema’da başarılı bir üretim yapıyorsunuz. Dolayısıyla meslekleri kıyaslamak mümkün değil. Ama ben kişilik olarak ‘yapımcılık’ mesleğine daha uygun olduğumu düşünüyorum. Çünkü filmin arkasında, sessizce çalışabileceğiniz, özgür bir performans alanı var. Özne olmadan, filmin her türlü bilgisine hakimsiniz. Bu durum benim için çok heyecan verici.

MAYIS PROGRAMI

4 Adımda Proje Geliştirme ve Sunum 10 kişiyle dört hafta sürecek çalışmada ‘yapımcı’ gözüyle, ‘yaratıcı’ alanlara girmeden projenin geliştirilmesi, güçlü ve zayıf yanlarının görülmesi, yurtiçi ve yurtdışındaki fonlara, kurum ve kuruluşlara sunulabilmesi için gerekli bilgilerin sağlanması amaçlanıyor. Başvuru için sinopsis ve özgeçmiş yeterli.
Uygulamalı Proje Sunum – Pitching İki aşamalı düzenlenen seminerde; ilk hafta temel sunum teknikleri hakkında bilgi verilecek ve uygulama yapılarak, katılımcılara dikkat etmeleri gereken konular anlatılacak. İçinde pek çok sürpriz oyun ve çalışma materyali bulunan çalışmada katılımcılara ödev verilerek, ikinci haftada katılımcılardan, istedikleri bir konu hakkında sunum yapmaları istenecek. 4-11 Mayıs’ta.
Yapım Stratejileri 28-29-30 Mayıs’taki atölye çalışması, sinema alanında film yapmak isteyen herkesin katılımına açık. Farklı evrelerden geçen film yapımı sürecinde yapımcının strateji kurmasının önemi aktarılarak, bu doğrultuda çalışmalar ortaya konacak.
Kayıt için: (212) 252 45 56.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!