GeriKelebek Sahne beni şımartmıştı bu filmle yontuldum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sahne beni şımartmıştı bu filmle yontuldum

Sahne beni şımartmıştı bu filmle yontuldum
refid:16253370 ilişkili resim dosyası

Mustafa Sandal da “sinema” diyen şarkıcılar kervanına katıldı. Yılın en iddialı filmlerinden “New York’ta Beş Minare”deki başarılı oyunculuğu göz dolduran Sandal, “Sahne beni şımartmıştı, bu filmle yontuldum” diyor.

FİLMİN FRAGMANI / WEB TV  

GALADAN FOTOĞRAFLAR

Henüz izlememiş olanlara “New York’ta Beş Minare”yi anlatsan, nasıl cümleler kurarsın?  

- Aksiyon dolu ama aynı zamanda draması çok kuvvetli, yani aksiyonla heyecanlanırken bir anda kendilerini hüngür hüngür ağlarken bulacakları bir film diyebilirim. “New York’ta Beş Minare”, Mahsun’un diğer filmlerinden farklı. Bu nedenle sinemadaki o koltuğa otururken, farklılığı görme niyetiyle oturmak lazım. Bir filme giderken, insanda ister istemez izlediği teaser’dan, fragmandan ve duyduklarından bir beklenti oluşur. Ama benim seyircilere tavsiyem şu; koltuğa otururken sayfayı bir boşaltın, öyle seyredin. O zaman çok güzel doluyor o sayfa.

Sen Acar adında bir polisi oynuyorsun. Çok çalıştın mı rolün için? Hazırlık süreci ne kadar sürdü?

- Bir emniyetçi ağabeyimizden eğitim aldık. Üç-dört gün sürdü eğitimler. Daha önce kamera karşısında silahlı bir tecrübem yoktu.

Acar nasıl bir polis?

- Bir kere iyi kalpli bir polis. Akıllı, zeki, kalbi güzel ama yanlışı gördüğünde de karşısındakinin gözünün yaşına bakmayan, çok katı ve acımasız olabilen bir polis.

Nasıl özümsedin bu karakteri? Neleri ön plana çıkardın?

- Çoğu akşam senaryoyu alıp ayna karşısında çalıştım, birçok ifade denedim. Vücut lisanı, yürüme ve konuşma tarzı, bakışları, o birçok ifadenin içinden Acar’da olması gerekenleri cımbızla çektim.

Neden sakallı peki? Bildiğimiz Mustafa Sandal’dan farklı algılayalım diye mi?

- Biraz öyle, biraz da o sertliği yansıtabilmek için. Benim kafamda sakal yoktu, Mahsun istedi. Ben de “tamam” dedim ve hayatımın bir senesi sakallı geçti. Ben sakal adamı değilim. Kaşıntı yapıyor alışkın değilsen. Ama New York’tan dönüp kestiğimde suratım çok garibime gitti. Kendimi tanıyamadım, üç gün alışma süresi geçirdim.

SİNAN’IN NEW YORK’TA BEŞ MİNARE’Sİ KOMEDİYDİ

“New York’ta Beş Minare”nin Sinan Çetin’in senaryosu olduğu söylendi. Sen en başından beri bu projenin içindeydin. ılk ağızdan dinleyelim o zaman, senaryo kimin ve bugüne gelene dek neler oldu?


- İlk gününden beri “New York’ta Beş Minare”nin içinde olan tek kişiyim. Bir Mahsun, bir ben... 12 sene önce Mahsun’un evinde oturuyorduk, heyecanla “Kafamda bir film projesi var, adı da New York’ta Beş Minare olacak” dedi ve anlatmaya başladı. Tabii o zaman hikaye biraz daha farklıydı. O dönem Mahsun sinema dünyasından kimseyi tanımıyordu. Ben de onu Abdullah Oğuz’a götürdüm.

Bu, “Güneşi Gördüm”den daha önce bir dönem...

- Tabii tabii, 12 sene önceden bahsediyorum. 98 senesi. Mahsun’un ilk hayali, ilk filmi. Onu Abdullah Oğuz’a götürdüm, toplantılar yaptık. Hatta o toplantılardan birinde Ali Kırca da vardı. O da oynayacaktı. Daha sonra defalarca farklı kişilerle toplantılar yaptık. Senede bir-iki kez “New York’ta Beş Minare” gündeme geliyordu. Sonra bir gün Sinan Çetin’le bir araya geldik. Sinan’ın kafasındaki “New York’ta Beş Minare” bir komedi filmiydi. Sinan’la aramız o ara tatsızlaştı, çünkü ben hayalimdeki filmin komedi olmadığını söyledim. Sonra o olay da iptal oldu. Arkasından Mahsun “Beyaz Melek”teki yönetmenliğiyle hepimizi şaşırttı. O filmden sonra buluştuk. “Bak Beyaz Melek’i yaptım, tepkiler süper, şimdi New York’ta Beş Minare’yi yapacağız” dedi...

“Eski hayalimize bir dönelim artık” dedi...

- Evet. Sonra ben senaryoyu okudum ama Mahsun’a “Bu senaryoda bazı şeyler tam yerinde değil” dedim. O da “Bunu çekmezsek kafamda başka bir film var, onu çekeceğim” dedi ve gitti “Güneşi Gördüm”ü çekti.

Yılan hikayesi gibi!

- Tabii. Filmi çekti, bir akşam oturuyoruz “Artık New York’ta Beş Minare’yi çekelim” dedi. Sonra bir tatile gitti, döndüğünde senaryoyu bitirmişti...

EMİNA “SANA TEKRAR AŞIK OLDUM” DEDİ

Emina da müzisyendi, o da dizilerde oyunculuğa başladı. Ailece oyunculuğa doğru kayma durumunuz var mı?


- Evet, öyle bir kaydık.

Peki ileride ikinize aynı filmden rol teklifi gelse...

- Projeye bağlı. Olabilir, neden olmasın?

Sen nasıl buluyorsun Emina’nın oyunculuğunu?

- Dizinin ilk iki-üç bölümü ısınma turuydu onun için. şu anda inanılmaz buluyorum. Oturup objektif bir şekilde seyrediyorum, dördüncü bölümden sonra “tamamdır” dedim.

O seni nasıl buldu?

- O filmi izledikten sonra boynuma sarıldı ve “Ben sana bir kere daha aşık oldum” dedi.

POPSTAR MUSTAFA SANDAL, MUSTAFA OLDU

Sahnede mi daha çok zevk alıyorsun, kamera önünde mi?


- Sahnede şarkımızı söylüyoruz, hemen alkışı alıyoruz. Hop hemen bir sonraki şarkı, hemen tebrik... O yüzden bu konuda şımarmış durumdayız. Sinemada ise bekliyorsun. Yeri geliyor, altı saat bir koltukta oturup bekliyorsun. Ben sabah 6’da sete gidip akşam 5’e kadar beklediğimi, akşam 5’te “Usta kusura bakmayın, sahnenizi çekemeyeceğiz” deyip çekip gittiklerini biliyorum. ınsanı çok güzel yontan, egoları da tamamen yok eden bir şey sinema. Kişisel gelişim için herkese tavsiye edebilirim. Ben mesela popstar Mustafa Sandal olarak girdim sete, Mustafa olarak çıktım.

Eskiden sana bunu yapsalardı yıkardın ortalığı herhalde!

- Hem de nasıl! Ama sinemada yontuluyorsun.

GİTMİŞKEN  GRAMMY DEALAYIM, OSCAR DA!

Grammy almak istediğini biliyorum. şu anda Grammy mi, Oscar mı daha değerli senin için?

- Bilmem ki... Grammy bir müzisyen için, Oscar da bir oyuncu için çok anlamlı. Ben oralara gitmişken ikisine de uğrarım hani. Oscar’ı almaya gelmiştik, gelmişken bir de şu Grammy’yi alalım!

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle