GeriSağlık Depresyon beyin hücrelerine zarar veriyor mu?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Depresyon beyin hücrelerine zarar veriyor mu?

Depresyon beyin hücrelerine zarar veriyor mu?

Yaşamı beynimizde yaşarız. Korkularımızın, cesaretimizin, zevklerimizin, umutlarımızın, suçluluğumuzun, utancımızın, gururumuzun, mutluluğumuzun ve mutsuzluğumuzun kaynağıdır beyin. Göz görmez, beyin görür; kulak işitmez, beyin işitir. Bu organlar uyarıları taşıyan aracılardır. Benzer şekilde vücutta hissettiklerimiz bile beyinde anlamlandırılır; geçmiş tecrübeler ile renklendirilir ya da kirletilir. Bütün bunlar beyinde nasıl oluyor da yaşanıyor henüz bilinmiyor ama bu günkü bilimsel anlayışla biyolojik ve çevresel etkenlerin birlikte etkili olduğu düşünülüyor.

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı, Prof. Dr. Özgür YORBIK mutsuz düşünce tarzı ve mutluluğun geriğinden fazla yüceltilmesini anlattı.

 

NE OLDUĞU DEĞİL NASIL ALGILADIĞIMIZ ÖNEMLİ...

Birçok kişi yaşantısını mutlu olma üzerine kurmuştur. Kendisinin, yakınlarının ve çocuklarının mutlu olmasını ister. Bazı kişiler mutluluğun isteklerinin gerçekleşmesiyle gerçekleşeceğini düşünürler. Bir ev ya da araba... Bir çocuk için oyuncak... Bunlar kişileri mutlu etseler de bir kibrit ateşinin alevidir buradan gelen mutluluk... Kalıcı mutluluklar ve huzur isteklerin olmasında değil, insan ilişkilerindeki nitelikte ve düşünce tarzındadır.

 

 

MUTSUZ DÜŞÜNCE TARZI NASIL OLUŞUR?

Beyin genelleme ve kategorize etme yetileriyle çalışan bir organdır. Bu becerileri ile tecrübelerimizi daha keskin deyişle ön yargılarımızı oluştururuz. Örneğin 100 soru içeren bir sınavda ilk 5 soruyu peş peşe yanlış yapan bir öğrenci o sınavdan kalacağını ve başarısız olacağını düşünür. Bu durum olumsuz genellemelerden birisidir. Kaygılı düşünce yapısında olan birisi ise şunu bile genelleye bilir: “hiçbir sınavı yapamıyorum”. “Ben aptalım”. Oysa bu doğru bir düşünce tarzı değildir. Bu sınavdan hala 95 alma ihtimali vardır öğrencinin… Yaşamda da benzer süreçler işler. Küçük olumsuzluklardan büyük olumsuz genellemeler yapılır.

Olumsuz genellemeler bir beyinde ne kadar çok tekrar ederse, her alandaki benzer süreç işler. Beyin bu konularda, daha hızlanır; “olumsuz düşünce” üretme konusunda becerikli hal alır ve otomatikleşir… Bu durum gerçekliğin çarpık algılanmasına yol açar… “Ben çirkinim”, “kimse beni sevmiyor”, “hayat çok kötü”, “asla başarılı olamayacağım” gibi olumsuz düşünceler o kişinin kendilik ve yaşam algısını etkiler… İşte mutsuzluğa giden düşünce tarzının kökleri atılmıştır. Başka bir değişle, tecrübelerimiz ve ön yargılarımız seçimlerimizi, yaşamı ve kişileri algılayış tarzımızı önemli ölçüde belirler. Yaşamımız, kaynaklarımızın, düşüncelerimizin, seçimlerimizin, eylemlerimizin ve tesadüflerin ürünüdür.

 

Depresyon beyin hücrelerine zarar veriyor mu

 

BEYİN DOĞRUSUNU YAPMAZ, ALIŞTIĞINI YAPAR!

Tekrarlayan olumsuz genellemeler ve kategorizasyonlar ile iletişim ve etkileşim, hatta yaşantının kendisi çarpık algılanmaya başlar. Çoğu kez kişinin bu durum ile ilgili farkındalığı yoktur… Çünkü yaşantımız algılarımız kadardır… Üstelik o kişi zaman zaman bu durumu fark etse de ve kendi düşünce tarzıyla ya da yaşamın gerçekleriyle karşılaşsa da yineleyici olumsuz düşünce tarzı devam eder. Bu durum neredeyse kişiliğin bir parçası haline gelebilir… Bu durumdan kurtuluş noktası düşünce üzerinde düşünebilmekten (metakognisyondan) geçer. Bu durum düşünceleri fark edebilme ve izleyebilme becerisini içerir. Düşüncelerin sorgulanması ve yeniden şekillendirilmesiyle “malul” tarafları düzeltilebilinir.

 

MUTLULUĞUN GEREĞİNDEN FAZLA YÜCELTİLMESİ MUTSUZLUĞUN DEĞERSİZLEŞTİRİLMESİ…

Yaşamda olumsuz yaşam olayları ve hayal kırıklıkları kaçınılmazdır ve mutsuzluk kaynağı olarak görülürler. Oysa bebeklik döneminden itibaren “dozunda olan hayal kırıklıkları” benliğin güçlenmesinde, stres ile baş etme becerilerinin geliştirilmesinde, esnek ve yeni çözümlerin üretilebilmesinde ve yenilgiler karşısında yeniden yapılanabilme yetisinin gerçekleştirilmesinde rol oynar.

Birçok anne baba çocuklarının isteklerini yaparlarsa mutlu olacağını düşünürler. İsteklerin sınırsız gerçekleşmesi doyumsuzluğun kapısını aralar; çocuğu patronlaştırır; egoistleştirir. Her isteği hemen şimdi ve burada gerçekleşecektir. Olmayınca öfke nöbetleri, protestolar ve ağlama krizleri gelişir. Böyle çocuklar ya da kişiler bırakmayı bırakabilmeyi vazgeçmeyi öğrenemezler... Oysa bırakmadan yeni şey tutulamaz... Yaşamdaki küçük kayıplar büyük hayal kırıklıklarıdır bu kişiler için... Üstelik hayal kırıklıklarıyla baş etmeye fırsat verilmediği için bu becerileri gelişmez ve mutsuzdurlar. En güzel araba, en güzel ev en güzel eş mutluluğa yeterli olmaz.

 

Depresyon beyin hücrelerine zarar veriyor mu

 

GÜZELLİKLERE ALIŞIRIZ...

Bir dönem Pittsburgh’da yaşadım. İlk aylarda sokakların ve evlerin güzelliğinden çok etkilenmiştim. Hemen her sabah hayranlıkla sokaklara, kiliselere ve evlere bakardım. Aradan yaklaşık 3-4 ay geçtiğinde bu güzellikleri görmeden geçtiğimi fark ettim… Güzelliklere alışmıştım… Benim için artık sokakların ve evlerin güzelliği sıradandı. Olasılıkla bu durum benim güzellik körü olmamdan kaynaklanmıyordu… Maddiyata dayanan güzelliklerin sınırlı ömrü vardı… Bu durum eşi ile mevkisi için ya da parası için evlenen kişileri hatırlatır hep bana… Bir süre sonra güzel evlere, arabalara ve giysilere alışılır… Ama insan ilişkilerine doyum olmaz…

 

İLİŞKİLERDEKİ KAYIPLARIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI...

Doyum olmayan şeylerin kayıpları katastrofik yaşantıların kaynağıdır. Bu durumların en somut örneği yas süreçleridir. Evlat acısı, anne baba kaybı, eş kaybı bunların klasik örnekleridir… Aslında kaybedilen sadece bir eş değildir. Onunla birlikte, ilişkiler de kaybedilmiştir, umutlarda, gelecekte… Kayıplar mutsuzluk kaynağıdır. Yas dönemi geçirildikten sonra yaşantıya tekrar dönülür… Yas, yaşamın gerçekliği ve güzelliğini yok etme becerisinde değildir; zamanla sınırlıdır. Yas durumlarına çok benzer yaşantılar depresyonda görülür…

 

DEPRESYON, KAYIPLARIN ÖBÜR ADIDIR…

Özellikle kayıplar veya kaybetmeler ile ilgili yaşantılar, depresyona veya buna benzer belirtilere zemin hazırlar. Depresyon; neşenin, umudun, enerjinin, düşünmenin, zevk almanın, motivasyonun, konsantrasyonun, sağlıklı uykunun, yemenin ve cinsel hayatın kaybıdır. Daha dramatik olanı, depresyon durumunda, beyinde özellikle bellek işlevlerinde çok önemli bir yer olan hipokampusta hücre kaybı vardır. Başka bir deyişle depresyon olan kişilerin beyin hücrelerinde kayıplar vardır… Sık depresyon olanların daha erken Alzheimer hastalığına (bir tür bunama) yakalandığı gösterilmiştir.

 

Depresyon beyin hücrelerine zarar veriyor mu

 

DEPRESYONDAKİ HÜCRE KAYIPLARINI DURDURMANIN YOLU…

Bilimsel çalışmalar depresyondaki hücre kayıplarının antidepresif ilaçlar ile durdurulduğu gösterilmiştir. Antidepresif ilaçlar uygun sürede uygun dozda kullanılırlarsa ancak beyin hücreleri kayıplarının önüne geçilebilinir. Bu nedenle antidepresif ilaçlar, bir çocuk ergen psikiyatristi veya yetişkin psikiyatristi kontrolünde kullanılmalıdırlar.

 

doktorsitesi.com 'a Katkılarından dolayı teşekkür ederiz.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle