GeriSağlık Şizofreni hastalarına yardım eli: Tecrit etmeyelim, birlikte yaşayalım
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    28
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şizofreni hastalarına yardım eli: Tecrit etmeyelim, birlikte yaşayalım

Şizofreni hastalarına yardım eli: Tecrit etmeyelim, birlikte yaşayalım
refid:27722180 ilişkili resim dosyası

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, onursal başkanlığını Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu’nun üstlendiği Kadın Sağlıkçıları Dayanışma Derneği KASAD-D tarafından, İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu İstanbul Anadolu Kuzey Hastaneleri Birliği’nin işbirliğiyle düzenlenen “Şizofreni ile Birlikte Yaşama İçin Elimi Tutar mısın?” konulu sempozyumda, toplumu, şizofreni hastalarıyla birlikte yaşamaya davet etti.

Cemal Reşit Rey Salonu’nda düzenlenen ve Sare Davutoğlu ile Gençlik ve Spor Bakanı Çağatay Kılıç’ın da katıldığı toplantıda konuşan Emine Erdoğan, Türkiye’de yüzde 1 oranında görülen şizofreni hastalığının örtüsü altında olan insanı fark etmenin önemine dikkat çekip, hastaların tek başına ruh sağlığı hastanesine yatırmanın çözüm olmadığını söyledi. Bütün hastalıkların bağırsakta başladığını ifade eden Erdoğan, sağlıklı ve doğal beslenmenin önemini de vurguladı.

HASTALAR BİRÇOK YÜK TAŞIYOR

Şizofreni hastası bireylerin sadece hastalığın yükünü taşımadıklarını, mesleki yaşamda da başka zorluklarla karşılaştıklarına ve ailelerin yaşamını da etkilediğine vurgu yapan Erdoğan, “Şizofreni hastası, toplum tarafından damgalanarak sosyal hayattan tecrit ediliyorlar. Ailelerin bilgisizliği sorunu ve çaresizliği daha da büyütüyor. Hastaları tek başına ruh sağlığı hastanesine yatırmakla sorun çözülmüyor. O nedenle hastane temelli değil, toplum temelli yaklaşım benimsenmeli. Hastaları toplumdan tecrit değil, hayatın içine dahil etmek çok daha insani bir yaklaşım” dedi. Ecdadın geçmişte bu hastalığa yakalanın kişileri toplumdan tecrit etmeyip, onları toplum içinde rehabilite yoluna gittiğini anlatan Erdoğan, İbni Sina ve Evliya Çelebi’nin eserlerinde anlattığı tedavi yöntemlerine dikkat çekti. Erdoğan, “Bu her şeyden önce insan ahlakıdır. Ruhi hastalıkları olan kişiler Ortaçağı Avrupası’nda şeytanlaştırılıp, hasta bile olarak kabul edilmezken, bizim medeniyetimiz bunu ruhi hastalıklar olarak tanımlamış, hastanelerde insani ortamlar oluşturup her türlü tedavi yöntemleri geliştirmiş. Müziğin insan üzerinde etkisi erken dönemde kullanılmış. İnsan nabzının atışında en etkili yöntemlerden biri de müzik ve su. Nabzın düşüşü ve yükselmesine göre insana en iyi gelen makam dinletilmiş. Lale, karanfil, reyhanın hastalar üzerinde olumlu etkiler bıraktığı tesbit edilmiş. Bunları bilimle harmanlayarak hayata taşımalıyız” diyerek, ilaç tedavisi yanında psikoterapi ve psiko-sosyal yaklaşımın önemine vurgu yaptı.

BÜTÜN HASTALIKLAR BAĞIRSAKTA BAŞLAR

Emine Erdoğan, beslenme ve doğal yaşamın sağlıkla ilişkisine dikkat çekip, “Bütün hastalıklar bağırsakta başlar. Hazır gıdaların, bağırsak florasına zarar verdiğini, doğal beslenmenin önemini bir kez daha vurgulamak isterim. Pek çok hastalığı önlemek ve seyrini değiştirmek için, yiyip içtiklerimize de azami dikkat etmek gerekmekte. Günlük aktivitelerin içinde toprağa dokunmak, ürün yetiştirmek, atalarımızın doğal dünyasına yeniden ayak basmak sağlığımız için önemli. Mükemmel bir düzen içinde işleyen bedenimiz, hepimiz için bir emanet. Ona iyi bakmak insan olarak en büyük sorumluluğumuz” diye konuştu.

KISSADAN HİSSE

Emine Erdoğan sözlerini “Kıssadan hisse” diye anlattığı şu hikayeyle bitirdi:
“Karanlık bir gecede görme engelli bir kişi elinde kandil ve omuzunda testiyle yolda yürüyormuş. Biri yaklaşmış ve ‘Ey cahil, sana göre gece gündüzdür. Aydınlık ve karanlık senin gözünde birdir. Bu kandilin sana ne faydası var’ demiş. Aldığı yanıt şu olmuş: ‘Bu kandil benim için değil, bana çarpıp testimi kırmasın diye gönül gözü kapalı olan kişiler içindir.’ Kıssadan hisse. Allah bizi gönül gözü kapalı olanlardan eylemesin. Çevresindeki insanların derdini fark edebilen onların sorunları karasında insani duruşlar sergileyenlerden eylesin.”

SARE DAVUTOĞLU: SİZİ GÖRMEZDEN GELMİYORUZ ARTIK

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu da yaptığı konuşmada, devletin sağlık hizmetlerinin vatandaşlara lütuf olmadığını, insanı ayrı ayrı değerlendiren bir sağlık sisteminin geliştirilmesini isteyip, şizofreni ve benzeri ruhsal rahatsızlıklar karşısında, medyanın ve toplumun bütün dinamiklerinin sorumluluk alması gerektiğini söyledi. Davutoğlu, “Sağlıklı toplum ve sağlıklı bireylerin, sağlığını yitirmiş bireylerle uyumlu yaşamasını sağlamalıyız. Bu insanları kazanmanın çarelerini aramalıyız. Bu hastalık toplumun başına gelen bir bela gibi algılandı. Yıllarca göz ardı edilip, horlandı. Günümüzde tıbbi uygulamalar, hasta ile hekim, hastane toplum ilişkisini dizayn edememiştir. Hastayı, toplumdan tecrit edilmeyi gerektirmez. Sizi görmezden gelmiyoruz artık. Gelin beraber yaşayalım. Beraber iyileşelim. Devası olan hiçbir hastalığa feda etme lüksümüz yok” dedi.

BAKAN KILIÇ: İMTİHAN VERİYORUZ

Gençlik ve Spor Bakanı Çağatay Kılıç da, hastalıkla mücadelede aile bağlarına dikkat çekip, “Kimimiz daha kolay, kimimiz daha zor imtihan veriyoruz. Kimimiz bütünlemeye kalabiliyoruz. Size destek verecek olan, bir el uzatacak insanlara ihtiyacınız oluyor. Bir insanın size yardım etmesi gerekiyor. Size tebessüm edecek bir yarınınız sizi çok farklı bir noktaya getirebilir. Ailemizin yerini hiç kimse tutamaz. İcra makamı olarak da her türlü desteği hazırız. Cumhurbaşkanımızın siyasi hayatında insan eksenli siyasetinin nasıl takip edildiğini en yakın yaşayanlardan biriyim. En iyi doktor, sağlık çalışanı da olsa alenini yerini hiçbir şey tutamaz. Aile bağlarının korunması gerekir” diye konuştu.

DR. DELİCİ: ŞİZOFRENİNİN ÇAĞRIŞIMI ÜRKÜTÜCÜ

Sempozyumun başkanlığını yürüten Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Hekimlerinden Dr. Mehtap Aslan Delici de, mesleki deneyimlerini paylaşıp, “Şizofreninin ürkütücü bir çağrışımı var. Ancak insan olmak bakımından, şizofreni hastalığını yaşayan bireyler, yaşamayanlardan farklı değiller. Aynı havayı, toprağı, suyu paylaşıyor, aynı gök kubbenin altında yaşıyorsak, aynı yolu, aynı okulu, aynı işyerini, aynı apartmanı paylaşabilir, hastalıkla birlikte yaşamayı öğrenebilir, hayatın içinde birlikte var olabiliriz.”



Yorumları Göster
Yorumları Gizle