GeriSağlık 'Halkımızdan bir şey beklemiyorum'
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Halkımızdan bir şey beklemiyorum'

'Halkımızdan bir şey beklemiyorum'
refid:21023336 ilişkili resim dosyası

Silivri'de yaşanan ve bugün ortaya çıkan lise öğrencisi genç kızların vahşeti tüyler ürpertti. Son yıllarda sıkça karşılaştığımız ve bu dönemde artış gösteren, gençler arasındaki şiddet olayları aileleri düşündürüyor.

Hurriyet.com.tr'ye konuşan Prof. Dr. Arif Verimli uyardı: Bu kızlar sorunlu kızlar, suça meyilli. Bugün olmasa yarın yine suça karışacaklardı. Sorunlu çocuklar tedavi ettirilmeli.

 

Psikiyatrist Prof. Dr. Verimli olayı şöyle yorumladı, "Son 3-4 aydır 15-17 yaş dönemi arasını kapsayan lise öğrencileri arasında özellikle medyada gördüğümüz kadarıyla genellikle çeteleşme ve uyuşturucunun öne çıktığı ergenlik suçlarında bir tırmanış olduğu görülmektedir. Özellikle grup kavgaları ve yaralamalar dikkat çekmektedir. Ergenlik/gençlik dönemindeki bu kızlarin dönemi 3 bölüme ayrılan ergenliğin ikinci ve en ağır dönemidir.

 

"HORMONLAR ETKİLİYOR"

 

Bu dönem salgılanan hormonlar gencin daha gergin, daha tutarsız daha dürtüsel ve risk almaya daha yatkın oldukları bir dönem. Ergenliğin en sıkıntılı yaşandığı, komplekslerin en ağır yaşandığı ve içsel çatışma oluşturdukları dönem. Aynı zamanda yaptığımız araştırmalar bu dönemin tüm madde kullanımının % 40'ının başladığı dönem olduğunu da gösteriyor. Yeni verilerine göre 14-25 yaş arası gençler arası madde kullanım oranı % 12'dir.Burada en çok dikkat çekmek istediğim ise risk alma davranışının en çok yaşandığı dönem olması. Ne demek risk almak? Risk almak sonunun ne olacağını bilmediğin bir şeye evet demektir. Kaybedecek bir şeyi olmayanlar daha sık risk alırlar. Yani şiddete meyilli ya da bizzat şiddete adı karışmış gençlerin bu dönemde kaybedecek fazla şeyleri olmadığını söyleyebiliriz. Yani gelecekleri, aileleri, yaşamları onların gözünde değersizleşmiştir. Onları kaybetmeyi göze alarak riske evet derler. Burada karmaşık bir altyapı vardır ve çıplak gözle görmek çok zordur. Genellikle bu dönem ağır depresyon ve anksiyeteli bozukluklarla paralel sürmektedir.

 

ANİ PATLAYAN ACI VEREN DAVRANIŞLARA YÖNELİYORLAR

 

Anksiyeteli Bozukluklar (Obsesif Kompulsif Bozukluklar, Sosyal fobi, Fobiler, Panik bozukluk), Depresyon, Madde Kullanımı ve 2. dönem ergenliğin yapısının 16'lı yaşlardaki bir genci çok ağır bir bunalıma, çok ağır bir baskıya maruz bıraktığı; bu baskıyı atlatmak maksadıyla ani, patlayan ve acı veren davranışlara yönelttiği açıktır. İçindeki dayanılmaz çatışmayı bu şekilde ifade etmektedir. Bu ifade edişte görülen davranış kalıpları bir televizyon dizisini çağrıştırabilir. Ama bu o dizinin gençleri şiddete yönelttiği anlamına gelmez. Dizide izlenen davranış kalıbı ve söylemler taklit edilebilir. Ama gencin ilk etapta kişilik bozukluklarının, madde kullanımının, ya da doğuştan gelen "Dikkat eksikliği ve Hiperaktivitesinin" öğrenme bozukluklarının, depresyonunun, takıntı ve korkularının önüne geçilebilseydi, ikinci etap zaten yaşanmayacaktı. Kendini ya bir çetenin içinde, ya da bireysel anlamda şiddet davranışının içinde olan biri haline getirmeyecekti.

 

"ORTALAMA EĞİTİM SEVİYESİ ERKEKLERDE 4, KADINLARDA 2"

 

Şahsımın önerisi; ilkokul birinci sınıfta başlayarak sürekli hale getirilecek olan ruh sağlığı taramalarıdır. Psikolojik görüşmeler ve seminerler devamlılık arz etmelidir. Daha 7 yaşından başlayarak yapılacak kişilik eğitimi ile 17 yaşın temeli atılır. Bu kişilik eğitimleri ile daha çok küçükken empati kurmayı ve bir başkasının yerine kendilerini koymayı öğrenirler. Bu da bir başka kişiye acı vermemeyi öğretir. Ben ortalama eğitim seviyesi erkeklerde 4, kadınlarda 2 yıl olan halkımızdan çocukları için hiçbir şey beklemiyorum. Görev; sağlam bir ruh sağlığı politikasının ve uygulayıcılarınındır. Ücretsiz ve sürekli uygulamalar gerekmektedir. Geçici çözümlerle politika yapılmaz. Gençlere risk ve şiddet karşısında hayır diyebilecekleri ortamı ve altyapıyı sağlamak şarttır

 

PROF. DR. NEVZAT TARHAN: KIZLAR ARASINDA ALIŞILMIŞ BİR DURUM DEĞİL

 


/images/100/0x0/55ea739bf018fbb8f880d62b
Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da durumu ergenlik dönemine bağladı. Prof. Dr. Tarhan hurriyet.com.tr'ye şunları söyledi: Lise öğrencileri arasında ergenlik döneminde bu tarz şiddet olayları sık rastlanır. Bu yaş dönemi akıldan çok duyguların baskın olduğu bir yaştır. Karşı cinsle olan arkadaşlıklar çok önemlidir. Biz de geleneksel bir özellikte var olan namus algısı gibi. Gençler aldatılmak gibi değerlendiriyorlar. Grup baskısı oluşuyor.

Arkadaş grubunda  biri “böyle yapalım derse” diğeri buna uymak zorunda kalıyor. Bu genelde daha çok erkek öğrenciler arasında olur. Kızlar arasında olması alışılmış bir durum değil. Bunun arkasında toplumlardaki çeşitli rollerin karışması olarak düşünebiliriz.

 

KÖTÜ ARKADAŞLIKLAR ZAYIF AİLE

 

Bu tarz gençlerde iki özellik tespit ediyoruz. Kötü arkadaşlıklar ve zayıf aile. Okudukları romanlar diziler, hayallerinin etkisiyle kendilerini güçlü hissetme duygusu hissediyorlar. Aile de rehber olamıyorsa böyle durumlarda çözüm olarak şiddeti baskıyı çözüm olarak görülüyorlar. Sonra da pişman olmuşlar yapanlar. Ben güçlüyüm benim dediğim olur tarzında bir rekabet oluşabiliyor. Kişiler önce yapıyorlar, sonra pişman oluyorlar

 

En uç hareketleri yaparlar sonra pişman olurlar. İşkence gören genç kızımız, olayla ilgili bir kaygı hissetmiyor, egosunu tatmin etmeye çalışır gibi bir psikolojisi var. İşkence yapanlardan intikam almak, onları deşifre edince rahatlamış tavır gözleniyor. Rehber öğretmenlerin önemi burada ortaya çıkıyor.

 

Okullarımızda rehber öğretmenler de fazlalaştırılmalı. Duygusal zeka dersleri de konulabilir okullara. Şiddeti önlemek için çözüm yollarından biri budur. Bu gençleri cezalandırmak doğru değil. Duygusal zeka, stres kontrolü eğitimleri, öfke kontrolü becerileri verilmeli.

 

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle