GeriKelebek RÜYAMI GÜZELLEŞTİR ANNE…
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

RÜYAMI GÜZELLEŞTİR ANNE…

Sevgili Serdar, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nı fırsat bilip ailece İstanbul seferine çıktık karayolu ile. Bu yolculuktaki trafik rezaletinden bahsedecek değilim. O başlıbaşına bir sorun. Hatta Kıbrıs çözümlenir ama benim trafik keşmekeşinden umudum yok.” (Sezai Bayar İstanbul’a kadar gelip de bana haber etmediğini böyle itiraf ediyor...)


İstanbul programında Adalar’a gitmek niyeti yatıyordu ama kuzenim ve eşi “Hayır, Belgrad Ormanları’na gideceğiz. Orda sabah kahvaltısı yaptıktan sonra ormanda 6 km sağlıklı yürüyüş yapacağız”dediler.

Gel de fikrini değiştirme.

Harika bir gezi oldu. Önde kuzenler; arkada biz, Bostancı- Belgrad Ormanı 40 dakika.

Neyse orman içinde keyifli bir kahvaltıdan sonra eşim, kızım, kuzenim Ata ve eşi Keriman “Hadi!” komutu verdiler. Ben fazla istekli olmadım.

Ankara-Istanbul arası araçla seyahatin verdiği yorgunluk pek mazeret değildi ama ormanın içinde, suyun dibinde çay içip keyif yapmak işime geldi açıkcası. Zaten Ankara’da her sabah yürümek nasılsa rutin işimiz..

Neyse lafı uzatmayayım. Kuzenimim 5 yaşındaki kızı Duygu ile orman içindeki parkta salıncaklara binmek, kaydıraktan kaymak da varmış kısmette.

Koca adam olduk (Şaka maka 64 yaşın başındayız hani) ama çocuklaşmak ayrı bir şeymiş. Herkese tavsiye olunur.

Zaman su gibi aktı. Sonradan farkettik ki, “sağlıklı yürüyüş” ekibimiz ortalıkta yok. Bir saat geçti yoklar, bir buçuk saat yine yoklar. Sonunda iki saat dolunca orman içinde yollara düştük.

Nihayet geldiler. Meğer orman içinde kaybolmuşlar.

Yola konan ok işaretine inanmışlar (!) ve onu takip etmişler. Oysa ok işareti “şaka gibi” bir şeymiş. İşarete inanınca dönüş yolunu bulamaz hale gelmişler. Ve 6 km’lik yol yerine 10 km yol katetmek zorunda kalmışlar.

Tabii bu küçük macera ve kayboluş hikayesi minik Duygu’yu çok mu çok cezbetti. Anne ve babasının orman içinde yollarını kaybedişleri Duygu’nun minik dünyasında kimbilir nasıl senaryolaştı bilemeyiz.

Duygu bu kayboluş serüvenini babası Ata’ya o kadar sordu ki, sonunda Ata Demiray kızına kayboluşun hikayesini kağıda dökmek zorunda kaldı, ormanı, yoldaki oku ve geziye katılanların figürlerini çizerek kızına anlattı.

Sabah kahvaltısında Duygu’nun annesi Keriman Demiray (gelinimiz ama kızımız kadar seviyoruz) gece olanları özetledi bizlere.

Meğer Duygu gece yarısı bir ara uykusundan uyanmış. Annesini uyandırmış. Tabii annesi merakla sormuş “Ne oldu kızım, neden uyandın öyle?”

Duygu gözleri yarı açık yarı kapalı “Anneciğim, benim rüyamı güzelleştirsene” demiş.

Annesi, kızını yanaklarından öpüp saçlarını okşarken “Senim rüyanı güzelleştiremem. Ama sen güzel şeyler düşünerek rüyanı güzelleştirebilirsin” demiş.

Duygu, bu sözlerden sonra başını annesinin göğsüne dayayarak derin bir uykuya dalmış.

Evet Duygu rüyasında neler gördü? Anne- babasının ormanda kayboluşunu mu?

Acaba orman içinde vahşi hayvanlarla mücadele etmek zorunda kalışlarını mı?

Onlara kavuşmak için yaşadığı duyguları, kendi dünyasında nasıl kurguladı acaba Duygu?

Bunları bilmek zor.

Rüyaları güzelleştirmek kolay olmayabilir.

Ama sevgi ile onu yakalamak, ona ulaşmak hiç bir zaman hayal değil.

Sevgiyi üreterek ve devamlı çoğaltarak rüyaları da, dünyamızı da daha güzelleştirmek elimizde.

Önce çocukların geleceğinin düşünerek, onların dünyasından başlamak şartıyla.

Sevgiler,

Sezai

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle