GeriKelebek Ruhun cennete bedenin huzura kavuşsun diye
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ruhun cennete bedenin huzura kavuşsun diye

Ruhun cennete bedenin huzura kavuşsun diye
refid:22878213 ilişkili resim dosyası

Sanatçı Zeren Göktan, boncuk işi kefenleriyle katili azabından, maktulü ‘araf’tan kurtarıyor. ‘Sayaç’ isimli serginin hedefinde kadına karşı şiddet var.

Galeri CDA-Projects’te 15 Mart’ta açılan kişisel sergisinde Antik Mısır’daki kefenlerden ilham aldığı boncuk işi üretimlerini sergileyen Zeren Göktan, bunlara ek olarak yaşamını erkek şiddetine maruz kalarak yitiren kadınların adına dijital bir anıt da oluşturuyor.
Antik Mısır’da ölülerin üstünü örtecek örtüler boncuktan üretiliyor. Bunların bedeni kaplayan kısmı file şeklinde örülüyor. Bu da ruhun bedenden çıkıp özgürleşmesine imkân sağlamak amacını güdüyor.
Göktan da bu formu kullanarak bu kadınların hesabı asla tam anlamıyla sorulmayan ölümleriyle ‘araf’ta bırakılan ruhlarının, ebedi huzura kavuşturulması ritüelini gerçekleştiriyor. Bunu sadece kefenlerle değil, sergiye adını veren ‘Sayaç’ adlı işiyle bu ölümlerin hesabını da sorarak yapıyor.
Sanatçının bir dijital anıt olarak kurguladığı ‘Sayaç’, 2008 yılından bugüne, erkek şiddetiyle hayatını kaybeden kadınların hem rakamsal olarak envanterini tutuyor hem de bu kadınların isimlerini yaşatıyor. ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ ve ‘Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın verilerinden faydalanılarak oluşturulan sayaç, gelen yeni verilerle sürekli güncelleniyor.

BEDENİN GÜNAHLARDAN SIYRILMASI

/images/100/0x0/55ea1f7bf018fbb8f86ca1e9

Sergideki boncuk işler, Zeren Göktan tarafından Ümraniye T. Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki erkek hükümlülere uygulatılmış. Başak Şenova bu üretim eylemine dair gözlemini Sayaç için hazırlanan katalog yazısında şöyle ifade ediyor: “Erkek hükümlüler ipe boncuk dizerek zaman öldürüyor. Saatlerce, günlerce aynı deseni tekrar tekrar diziyorlar. Kodlamaya denk bir işlemle her piksel, her boncuk bir nesnenin oluşmasını sağlıyor, emeklerinin tanığı olarak canlı, renkli bir nesne. Bu emeğin adına hapishane örgüsü diyorlar, boncuklar kendi ruhlarını bulup, onları terk edinceye kadar, sonsuz kere bu boncukları sayıyorlar.”
Şenova’nın tanımı, mahkûmların eyleminde ‘çile doldurmak’ deyişini somutlayan türden bir kendini yineleme ve kendine zulmetme eğilimini vurgular cinsten. Sanki bu boncuklar varsayımsal olarak üstünü örttüğünü bedenlerden çıkmış olan ruhları huzura kavuşturduğu gibi onları işleyen bedenleri de kendi günahlarından arındırıp bir tür huzura kavuşturma işlevi görüyor.
Kefenlerin ortasındaki filenin etrafındaki kısımlarda yine Antik Mısır geleneğine paralel olarak boncuklarla oluşturulmuş türlü figür var. Antik Mısır inanışında bu figürlerin anlattığı hikâyelerle ölülere diğer dünyada yol göstermesi ve onları koruması amaçlanıyor. Göktan’ın kefenleriyse kenar kısımlarda geleneksel figürleri QR kodlarla bir arada sunuyor. İzleyici bu QR kodları akıllı telefonuna okuttuğunda dijital sayacın web linkine ulaşabiliyor.

ÇÖZÜMLEMEK İZLEYİCİYE KALIYOR

Kefenlerin üzerine ayrıca her bir işin bir musiki eserinden esinlenilerek verilen adı da işlenmiş. İlk bakışta anlaşılması pek de kolay olmayacak bir biçimde modifiye edilmiş harflerle yazılan bu yazıların gerektirdiği ‘çözümleme’ işlemiyle izleyici ‘seyirci’ pozisyonundan çıkartılıyor. Hapishanedeki mahkûmların ‘düğümlediği’ boncuklardaki kodları ‘çözümlemek’ sorumluluğu omuzlarına yüklenen izleyici, tüm eylem ve akışın bir parçası haline getiriliyor.
Sanatçının ‘Bir İhtimal Daha Var’ adlı boncuk işinde yer alan siyah ve beyaz kuğu figürleriyse kendisinin 2011 yılına ait ‘Siyah Kuğu Etkisi’ serisine gönderme yapıyor.

ASLINDA ŞİRİN DEĞİLLER

Sergideki en ilginç detaysa sergileme alanının hemen girişine asılmış ipler halinde dizilmiş boncuk bebeklerin bir anlam ekseni üzerinde kayan yapısı. Serginin bütünüyle iletişime girmeden önce şirin ve dekoratif bir unsur gibi karşımıza çıkan bu iş, sergi turu bittiğinde ruhları ‘araf’ta asılı kalmış kadınların kimliğine bürünüyor. Sergiyi gezmek ve salondan çıkmak için iki defa içinden geçmek zorunda olduğumuz bu tünelimsi format, serginin etkisinde yaşadığımız değişimi somutladığı gibi söz konusu olanın şiddet olması halinde bu işe ‘kenardan köşeden’ bakmakla yetinemeyeceğimizi, işin içine batıp çıkmak zorunda olduğumuzu haykırıyor.

Zeren Göktan’ın ‘Sayaç’ adlı sergisi 27 Nisan’a kadar CDA-Projects’te görülebilir.
(212) 251 12 14


Yorumları Göster
Yorumları Gizle