GeriKelebek Romantizm ve aşk dolu bir kadın
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Romantizm ve aşk dolu bir kadın

Romantizm ve aşk dolu bir kadın
refid:23465217 ilişkili resim dosyası

25 yıllık kariyerini geride bırakan, Fransa’nın yıldızı Patricia Kaas, Londra Kraliyet Filarmoni Orkestrası ile kaydettiği ‘Kaas Chante Piaf’ albümünde yeniden yorumladığı nefis Edith Piaf şarkılarını 16 Haziran’da İstanbul’da, Life Park’ta söyleyecek.

Ünlü aktör Gerard Depardieu’nun yapımcısı olduğu ilk albümünden beri şansonlara yakışan sesiyle ve aşk şarkılarıyla uluslararası bir yıldız olan Patricia Kaas, 16 Haziran’da İstanbul Shopping Fest kapsamında Edith Piaf şarkılarıyla Life Park’ta romantik bir gece yaşatmaya geliyor. Kaas’ın kariyerinin ilk günlerinden beri sadece sesinin güzelliği değil, şıklığı ve kendine has tarzıyla Marlene Dietrich’i hatırlattığı da hep konuşuluyor. ‘La Vie En Rose’, ‘Lafoule’, ‘Padam Padam’, ‘Non, Je Ne Regrette Rien’ gibi büyüleyici Piaf şarkılarını bir yaz akşamı atmosferine taşıyacak Kaas’la kariyerini, albümde beraber çalıştığı ünlü besteci Abel Korzeniowski’yi, ona ilham veren kadını, eski şarkılarından en sevdiklerini, Piaf ve İstanbul’u konuştuk.
‘Kaas Chante Piaf’ albümünüzü Abel Korzeniowski’nin düzenlemelerini yaptığı 21 şarkısıyla unutulmaz Edith Piaf’a adıyorsunuz; peki Korzeniowski’nin düzenlemelerinin albümü daha epik hale getirdiğini söyleyebilir miyiz?
- Evet, işin içinde Abel’in düzenlemeleriyle gurur duyuyorum, klasik halini koruyup aynı zamanda yeni bir versiyon yaratmak ve Abel’in kendi tarzını da eklemesi kolay değil ve sanırım bunu da başarabildik.
Bildiğim kadarıyla ünlü aktör Gerard Depardieu ilk albümünüze finansal açıdan destek vermişti ve şimdi neredeyse 25 yılı aşan bir kariyerle Fransa’nın yıldızlarından birisiniz; hâlâ görüşüyor musunuz?
- Doğru, benim yapımcımdı ve başlangıçta kariyerime yardımcı oldu. Hatta bana çok yardım etti, fakat devam etmedik. Hâlâ iletişimimiz var ama şimdi pek görüşemiyoruz.
1994 yılındaki Vietnam konserinizden beri size Fransız Madonna diyorlar; peki siz Madonna’nın şarkılarını seviyor musunuz?
- Evet, Madonna’nın büyük bir hayranıyım, tüm şovlarını izledim ve müziklerini de seviyorum.
Piaf, ‘La Belle Histoire d’Amour’ şarkısını hayatının aşkını kaybettikten sonra yazmış; siz de o şarkıyı sahnede yeniden yorumlarken aynı kederi yaşıyor musunuz?

/images/100/0x0/55ea945ef018fbb8f88936a4

- Evet, o şarkıyı söylerken onun kederini ve tutkusunu hissedebiliyorum, çok güçlü. Hissettiklerini bir şarkıyla yeniden yaratmayı başarmış biri.
Her zaman Edith Piaf gibi şarkı söyleyişinizle ve Marlene Dietrich gibi fiziğinizle övgüler aldınız; peki kariyerinizin başlangıcında kadınlar arasında idolleriniz kimlerdi?
- Annemdi, bana çok yardımcı oldu ve rehberlik etti. Beni şarkı söylemeye olan tutkumu gerçekleştirmeye de itti.
Abel Korzeniowski çıkışını Altın Küre adaylığını getiren Tom Ford’un filmi ‘Single Man’ için yaptığı müziklerle gerçekleştirdi ve yine Altın Küre adaylığı getiren Madonna filmi W.E için yaptığı müziklerle de dikkat çekti; peki sizin albümünüzde de olması fikri kimin?
- Arkadaşlarım ve ekibim beraber çalışmamızı önerdiler. Ben de ‘Single Man’ (Yalnız Bir Adam) filmini izledim ve müziklerine bayıldım. Abel’in iyi bir seçenek olduğuna inandım.
2011 senesinde otobiyografiniz ‘L’ombre de ma Voix’ (Sesimin Gölgesi) tüm Avrupa’da en çok satanlar arasına girdi; içinde ilk kez kitabınız için itiraf ettikleriniz de var mıydı?
- Evet ama az sayılır. Kitabın yazarı Sophie Blandiniere ile kendimi çok rahat hissettim, planlanan 50 saatlik söyleşi programımız yerine birlikte 200 saat harcamışız.
Güzel sesiniz bir yana özellikle Florent Schmidt’in 2011 yılında gerçekleştirdiği çekimlerde bir moda ikonu gibi görünüyorsunuz; peki günlük hayatınızda da modaya düşkün müsünüz?
- Evet, modaya bayılıyorum, tarz ve estetiği seviyorum ve her zaman kendi tarzımla ortaya çıkmaya çalışıyorum.
Efsanevi şarkınız ‘Les Hommes Qui Passent’, 90’ların başında Türkiye’de büyük bir hit olmuştu; ayrıca bir DJ olarak o dönemde radyoda ‘Hotel Normandy’ şarkınızı da çok çaldığımızı hatırlıyorum. Peki eski şarkılarınızdan en çok hangisi hâlâ size heyecan veriyor?
- Belki ‘Entrer dans la lumiere’...
Eurovision şarkı yarışmasına katıldığınızda hayranlarınızı biraz şaşırttınız ama sahnede öyle havalıydınız ki; bu biraz da Fransa’yı bir yıldız olarak temsil ederken, yine de yarışmanın pek umurunuzda olmadığı tavrı mıydı?
- Kendim olmak istedim ve herhangi bir şeyi değiştirmek istemedim. Sahnedeki en rafine haliyle Fransızca şanson tarzıyla Patricia Kaas’tı. Ve öyle de yaptım; kazanamadım ama iyi de bir dereceye girdim.
Dünya turnenizin başladığı yer Londra’da meşhur Royal Albert Hall oldu ve 16 Haziran’da İstanbul’da Life Park’ta konser veriyorsunuz; İstanbul’un en çok nesini seviyorsunuz?
- Şehri seviyorum, Doğu’yu ve Avrupa’yı birleştiren köprüyü seviyorum. Türkiye’de birçok arkadaşım ve anım var ve konserlerimde beni hep sıcak karşılayan seyirciyi de seviyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle