GeriKelebek Resepsiyon memurluğundan Barolar Birliği başkanlığına
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Resepsiyon memurluğundan Barolar Birliği başkanlığına

Resepsiyon memurluğundan Barolar Birliği başkanlığına
refid:15079352 ilişkili resim dosyası

Tarabya Oteli’nde resepsiyon memurluğu da yaptı, gece müdürlüğü de. O dönem Yargıtay üyesi olan babasından bile çok kazanıyor, kendi tabiriyle İstanbul’da krallar gibi yaşıyordu. Bu işin ilelebet sürmeyeceğini düşünerek avukatlığa başladı. Tam 35 yıldır avukat. Son altı yıldır Ankaralı avukatların başkanlığını yapıyordu.

Şimdi ise tüm Türkiye’deki avukatların başkanı. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, kansere yenilen Özdemir Özok’tan iyi bir miras aldığını düşünüyor. Üç yıl da burada hizmet ettikten sonraysa tek şey istiyor: Güzel yaşlanmak

Yargıtay Başkanlığı da yapan babası Ahmet Coşar, hiç istemedi hukuk okumasını. Üniversite sınavına girecek oğlunu, hiç görmediği İstanbul’a uğurlamaya geldiği terminalde son kez uyarmıştı: “Hukuk fakültesini kazanma da nereyi kazanırsan kazan!”
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanmak, babası kadar kendini de şaşırttı. Önce yıl tökezledi bu yüzden. Anglosakson disiplinin hakim olduğu, yatılı Konya Maarif Koleji’nden çıkıp İstanbul rüzgarında savrulmasının da bunda etkisi vardı. Aileye yük olmamak için çalışmaya başladı. Tarabya Oteli’nde resepsiyon memurluğu da yaptı, gece müdürlüğü de: “O dönem Yargıtay üyeliği yapan babamdan daha çok kazanıyordum. İstanbul’da krallar gibi de yaşıyordum. İstanbul’un kendisi üniversiteydi benim için. Okulda iki buçuk yıl kaybettim ama hayatı öğrendim” diyor.
Bir ara dönemin gözde mesleği eczacılık için kanına girmeye çalıştı babası. Böylece Ankara’da yanlarında okumasını da sağlayacaktı ama o Ankara’ya dönmeye karşı çıktı. Hukuk fakültesinde çok da başarılı gitmeyen eğitimi bittiğinde aile baskın geldi, hiç istemediği halde Ankara’da buldu kendini. Hem de avukat olarak. Babası, “Herkesle çok rahat iletişim kuruyorsun. Yargıçlık biraz mesafe koymayı gerektirir. Ben köy çocuğuyum. Yoksulluktan geldim. Dolayısıyla, ülkenin koşulları çok kötü olan yerlerinde görev yaparken rahatsızlık duymadım. Sen kentte büyüdün. Yarın yargıç olup öyle bir yere gittiğinde sıkıntı çekersin” demişti.

BABA VASİYETİNİ YERİNE GETİREMEYİNCE

Başka alternatif kalmamıştı önünde. Belki iyi bir öğrenci olamadığı için, mesleğine biraz daha asıldı ve yaptıkça sevdi. Ama ‘keşke’si bitmedi. Akademik kariyer yapmayışını, en büyük pişmanlığı olarak anlatıyor şimdi.
Arayışları sürdü bu arada. Babasının, “Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday ol” vasiyeti heyecanlandırmıştı onu. Avukat kontenjanından da aday olmak mümkündü çünkü. Ancak başvurusu dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den dönünce şunları söyledi: “Sayın Cumhurbaşkanı takdirlerini bizim lehimize kullanmadı. Çok gücüme gitti. Kendimi oraya layık görüyordum çünkü, hazırlamıştım da biraz. Yeteri kadar bilgi birikimim vardı. 1998’den beri hocalık yapıyordum Bilkent Üniversitesi’nde. Haksızlığa uğradığımı düşündüm.” Bu hayal kırıklığı motive etti. O zaman Ankara Barosu’na başkan olacaktı. Azmi galip geldi.

KIRMIZI PLAKALI MAKAM ARACI AÇIK ARTIRMADA

Gelir gelmez biri kırmızı plakalı, iki makam aracı buldu kapısında. Ancak seçilirken kullandığı ‘içinizden biriyim’ söylemine ters düşüyordu bu. Karar verdi. Avukatların katıldığı açık artırmada satacaktı ikisini de. Karşı çıktılar: “Kendi arabanı mı kullanacaksın, itibar göremezsin!” Yanıtı, Nasreddin Hoca’nın kavuk fıkrasını aratmadı: “İtibar arabayla olacaksa o zaman limuzin alalım.” İki kez değil, üç kez oturdu o koltuğa. Hem rekor kırdı, hem 50 yıllık geleneği yıktı: “Demokrat bir insanım. Görev yaptığım süre içinde her meslektaşıma aynı mesafede durdum. Kapım herkese açıktı. Benim tavrımı, sadeliğimi, mütevazılığımı sevdiler herhalde. Ayrıca Ankara Barosu’nu, özellikle iletişim ve bilişim teknolojilerinde inanılmaz noktaya getirdik. İddia ediyorum; şu anda bırakın Türkiye’yi, Avrupa’da bile bizimle bu konuda yarışabilecek bir baro yok. Ankara Barosu’nun internet üzerinden yayın yapan radyosu ve televizyonu var. Her yıl 1300 meslektaşımıza staj eğitimi veriyoruz. Türkiye’de en iyi staj eğitimini veren baro. Onun için de cazibe merkezi.”
O artık Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı. Kansere yenilen eski Başkan Özdemir Özok’tan iyi bir miras aldığını düşünüyor. Üç yıl da burada hizmet ettikten sonraysa tek şey istiyor: Güzel yaşlanmak...

MAL BİRDİRİMİ SİTEDE

Ankara Barosu’ndan ayrıldığım gün web sayfasına, ilk seçildiğim tarihteki mal bildirimimle görevimin sona erdiği bugünkü mal bildirimimi koydum. 2004’den itibaren barolarda ve sivil toplum örgütlerinde örneği olmayan bir şeyi gerçekleştirdik. Her hafta web sayfamızda ve baronun panolarında, baronun tüm gelir ve giderlerini sunuyoruz. O kadar şeffafız ki, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporunda, bizimle aynı konumdaki tüm kuruluşları inceledi ve Ankara Barosu’nu bu konuda örnek gösterdi.

ŞİİR YAZMAYI NAZIM’I OKUYUNCA BIRAKTIM

Kolej eğitiminin de etkisiyle sanatla hep ilgili oldum. İngiliz ve Amerikalı hocaların elinde yetiştik. Müzik hocamız her dersin son 15 dakikasında bize klasik müzik dinletirdi. Klasik müziğe ilgim oradan. Felsefeye ilgim de. Roman denemem olmadı ama şiir yazardım. Nazım Hikmet’i okumaya başladıktan sonra “Böyle yazamıyorsan, yazma” dedim ve bıraktım. Okulda futbol takımı kaptanıydım. Gençken Konya ve İstanbul’daki amatör takımlarda oynadım ama şimdi iyi bir taraftarım. İyi bir Fenerbahçeli.

TÜRKİYE HUKUK DEVLETİNDEN UZAKLAŞIYOR

“Belki yanlış düşünüyorum ama özgürlük hissedilen bir şeydir. Ben de iletişim özgürlüğüme müdahale edildiğini hissediyorum”

Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can’ın “Anayasa Mahkemesi Anayasa değişikliğini iptal ederse TBMM yok hükmünde saymalı” sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Mahkeme değişikliği esastan görüşemez mi?
- Osman Can’ın sözlerini yanlış buluyorum. Hukuken doğru da bulmuyorum. Herhangi bir mahkemenin kararı doğrudur veya yanlıştır ama mahkeme kararıdır. Hukuk devleti var ise herkes için bağlayıcıdır ve herkes uymak zorundadır. Esas böyle bir yol açılırsa kaos olur. Anayasa Mahkemesi’nin vereceği kararla yetkisini aşması başka şeydir, o kararın yok hükmünde olması başka şey.
Yargıdaki kutuplaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Türkiye’de yargının da, siyaset kurumunun da kendine gelmesi, kendi alanına çekilmesi gerekir. Yargının siyasallaşması olabilecek en kötü şey. Yargıçların, savcıların ‘bizden-sizden’ diye sınıflandırılması son derece endişe verici, bunun doğru olması tek kelimeyle vahimdir ve de yıkımdır. Yargıç kimsenin adamı, sözcüsü olamaz. O, kendi vicdanının sözcüsüdür, yasaya, hukukun evrensel kurallarına ve vicdanına göre karar verir. Ben böyle düşünüyorum; düşünmek istiyorum.
Mehmet Haberal’ın Ergenekon hakimlerini tazminata mahkum ettirmesi, tatbikat yöneten paşaların Kafes davasında terör örgütüne komuta etmekten yargılanmaları, dinlenme ve izlenme kaygıları.... Türkiye hukuktan mı uzaklaşıyor yoksa hukuk devleti mi oluyor?
- Türkiye hukuktan uzaklaşıyor. Zira olanlar hukuk devletinde, hukukun üstün olduğu bir devlette olabilecek şeyler değil.
Siz, telefonlarınızın dinlendiğini düşünüyor musunuz? Ortam dinlemesine karşı tedbiriniz var mı?
- Evet, telefonlarımın dinlendiğini düşünüyorum. Belki de yanlış düşünüyorum. Ama özgürlük hissedilen bir şey, ben iletişim özgürlüğüme müdahale edildiğini hissediyorum. Yani hem bu konuda hem de başka konularda kendimi özgür hissetmiyorum. Bu duygunun olması, özgür olamamaktan çok daha vahim bir duygu.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle