GeriKelebek Puccini mönüsü eşliğinde garsonunuzdan Tosca
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Puccini mönüsü eşliğinde garsonunuzdan Tosca

Puccini mönüsü eşliğinde garsonunuzdan Tosca
refid:20204031 ilişkili resim dosyası

Ünlü Fransız gastronomisinin, ince müzik zevkiyle birleştiği bir restoran burası. Fransız kaz ciğeri ezmesine Mozart’ın Don Giovanni’si eşlik ediyor, sıcak çikolatalı keke Verdi’nin Rigoletto’su. Opera sahnesini çağrıştıran mekanın en büyük sürprizi müthiş sesli garsonları. Hepsi konservatuvar mezunu soprano, bariton, tenor... Masalar arasında şarkı söylerken servis yapıp müşterilerine masal gibi gece yaşatıyorlar.

Paris’in şık banliyösü Neuilly sur Seine’de balkonlarıyla, olağanüstü avizesiyle, ortama hakim kırmızı rengiyle sıcacık, tiyatrovari bir restoran. Duvarlarında ünlü opera ve operetlerin afişleri, cansız mankenler üzerinde açıkartırmalardan edinilmiş bir Romeo pardösüsü ya da Juliette kostümü ve daha girişte, sizi vestiyerde karşılayan güleryüzlü genç garsonları... Buraya kadar her şey normal, şık bir lokantanın gerekleri... Masalara servis edilen Puccini mönüleri, Opera salataları ve derken...
“Derken, şarkı söylemeye başlıyoruz. Bilmeyenler şaşırıp kalıyor. Biraz önce masaya tabak getiren, belki tersledikleri  garsonun profesyonel operacı olduğunu görmek herkesin önce kafasını karıştırıyor. Sonra eserleri bilenler bazı bölümlerde bize mırıldanarak eşlik ediyor. Ardından sevdikleri parçaları istiyorlar” diyor bariton Loic Guguen.

15 DAKİKADA BİR ŞARKI SÖYLÜYORLAR

15 dakikada bir opera repertuvarından bir aryanın piyano eşliğinde solo, ikili ya da üçlü okunduğu, müşterilerin çıt çıkarmadan solistleri dinlediği Belcanto’da Londra Devlet Konservatuvarı’ndan mezun bariton Loic Guguen de çalışıyor. 39 yaşındaki operacı Belcanto’dan önce Londra’da ve Belfast’ta önemli festivallerde şarkı söylemiş. Fransa’ya dönüp iş arayışına girdiğinde Belcanto’nun şöhretini duymuş, başvurusu olumlu karşılanmış ve işe başlamış. Profesyonel bir opera şarkıcısı olup da garsonluk yapmayı hiç problem etmemiş kendisine: “Sonuç olarak sahnede de bir rolü üstlenip onun çevresinde söylüyoruz şarkılarımızı. Belcanto’da, şarkı söyleyen bir garsonu oynuyorum diye düşünüyorum.” Bununla birlikte ilk başladığı günlerde sakarlık etmekten, mesela elindeki çorbayı seyircinin üzerine boca etmekten korkmuş hep. İzleyicileri arasında Milano’daki La Scala’ya ya da Newyork’taki Metropolitan’a giden müzikseverlerin de olduğunu, yani kimisinin operayı çok iyi bildiğini, kimisinin de burada keşfettiğini belirtiyor. Seyircinin parçalar üzerine herhangi bir sorusu olup olmadığını öğrenmek için masaları dolaşıyor. Restoran ile sahnede şarkı söylemek arasındaki farkı, “seyirciye yakınlık” şeklinde özetliyor. “Sahnede gerek ışıklar, gerekse birinci sıra ile sahne arasındaki boşluk nedeniyle seyirciyle bir mesafe var aramızda. Oysa burada masalar arasında dolaşıyor, seyircinin gözünün içine bakarak şarkımızı söylüyor hatta bazı parçalarda onlarla kadeh tokuşturuyoruz, iletişim çok daha sıcak ve etkileyici!” Guguen’e göre, bunun dışında hiçbir fark yok sahne ile Belcanto arasında, her ikisinde de iyi şarkı söyleme kaygısında. “Birçok kişi mesleğin başındaki solistler olduğumuzu düşünüyor. Oysa bizim sahne geçmişimiz var, bu arada sahne çalışmalarını da sürdürüyoruz. Paris’teki ünlü Chatelet Tiyatrosu’nda Wagner’in bir operasında oynadım, Bastille Operası’nda ve Fransız Stadyumu’ndaki gösterilerde görev aldım. İki opera hazırlığı arasında gelip burada şarkı söylemek çok hoşuma gidiyor doğrusu.” Şu sıralar dört solistli ve orkestralı bir Carmen gösterisi için hazırlanan Guguen Chatelet Tiyatrosu’nun korosunda da çalışıyor.

ÜÇ ŞUBEDEN BİRİ LONDRA’DA

Biri Paris’in şık banliyösü Neuilly sur Seine’de diğeri Paris’in merkezinde ve üçüncüsü de Londra’daki Hyde Park’ın yanı başında bulunan Belcanto, opera aşığı iki ortağın ürünü: Pazarlama okumuş Jacques de la Bussiere ile lokantacı ve organizatör Jean-Paul Maurel.
Kendilerinden önce Paris’te benzeri bir lokanta olduğunu belirten Maurel, “Ancak orada sanatçılar seyircilere çok mesafeli davranıyor, popüler eserler söylemiyordu” diye belirtiyor farklarını. 1999’da kurdukları Belcanto’da solistleri izleyiciye yaklaştırmanın yollarını aramışlar. Genç operacılara garsonluk teklif etmişler. Bunun için bütün konservatuvarlara, lirik tiyatrolara, Paris’teki şan okullarına afişler koymuş, günde ortalama 60 şarkıcı dinleyip seçmişler. Baştan beri de repertuvarlarını herkesin bir şekilde bildiği ve sevdiği parçalar ile doldurmuşlar. Böylece Carmen’den, Rigoletto’dan, Sevil Berberi’nden, Sihirli Flüt’ten, Romeo ve Juliette’ten, la Traviata’dan, Norma’dan en tanınmış aryalar oluşturmuş repertuvarı. Amaçları, herkesin çok sevmediği operayı mümkün olduğunca çok kişiye dinletmek, sevdirmek. Başlangıçta en büyük sorunu, şarkıcıları garsonluk yapmaya ikna etmekte yaşamışlar. Ancak bugün bu fikir şarkıcılara garip gelmiyor. En büyük kanıtı üç Belcanto’da çalışan kadronun 100 kişiye ulaşması. Zaten patronlar şarkıcı seçimine devam ediyor. Seçimler sırasında en çok dikkat ettikleri özellik genç profesyonellerin yanı sıra konservatuvarı bitirmek üzere olanlara da fırsat tanımak. “Müziğe tutkun, yetenekli ve tabii ki sempatik olmaları önemli bizim için” diyor Maurel.

GUEZ VE KLEMBERG BURADA SÖYLÜYORDU

Gençler ortalama iki - üç yıl kalıyor Belcanto’da. Restoranda başlayıp, bugün büyük bir kariyere imza atan şarkıcılar arasında tenor Sebastien Guez ve Avi Klemberg var. Üç Belcanto arasında müzik ve mutfak açısından hiçbir fark yok. Bununla birlikte Paris Neuilly’deki teatral, Paris Hotel de Ville’deki küçük ve sıcak, Londra’daki her ikisinden de izler taşıyor. Maurel, “Gelecekte, yurtdışında başka büyük bir şehirde de franchising sistemiyle çalışan bir Belcanto neden olmasın” diyor. “Moskova ya da New York mesela... Her ülkede iyi şarkıcılar ve onları dinlemek isteyen iyi bir dinleyici kitlesi hep var!”
Belcanto çıkışında vestiyerde güleryüzleriyle sizi uğurlayan garsonların bir de hoş teklifi oluyor seyircilerine: Belcanto müzisyenlerince kaydedilmiş CD: “Belcanto, les diners lyriques” (Belcanto, lirik akşam yemekleri). Sadece lokantada bulabileceğiniz bu CD’deki icralar sayesinde harika bir gece geçirdiğiniz Belcanto’yu evinize götürüyorsunuz adeta.
Rigoletto mu isterseniz, Carmen mi, yoksa Belcanto usulü çikolatalı kek mi?..

SANATÇI OLDUĞUMUZU ÖĞRENEN SU İSTEMEKTEN BİLE ÇEKİNİYOR

İspanyol kökenli soprano Flora Fernandez, Paris Bastille Opera Okulu mezunu. Sekiz yıldır Belcanto’da çalışıyor. Fransa’daki çeşitli festivallere katılan, Paris’in büyük salonlarındaki önemli prodüksiyonlarda rol alan Fernandez, ilk kez gelen seyircinin başta biraz ters konuştukları garsonlara, sanatçı olduklarını gördükten sonra farklı davranabildiğini hatta çekinip hiçbir şey istemediğini söylüyor. Kimisi ise tavrında hiçbir değişiklik göstermeden, şarkıdan sonra parmak şıklatarak bir şişe su isteyebiliyormuş. Ona göre bir lokantada servis yapıp şarkı söylemenin en büyük zorluğu, bütün gece ayakta kalmak. “Garsonluk apayrı bir meslek, sürekli garson olarak çalışan arkadaşlarımız sağa sola koşuşturmaya alışıklar. Bir şarkıcı içinse vücudu, en önemli varlığı. Burada saat 18.30 gibi provalara başlıyor, 20.00-24.00 arası sürekli ayakta çalışıyoruz. Sırt ve bacak ağrıları şarkıcı olarak hayli zorluyor bizi.” Bununla birlikte sanatçıların çok, yapımların az olduğu bir ortamda Belcanto’da çalışma imkanının olmasından ötürü mutlu. “Sesi diri tutmak için seyirci önünde söylemek gerekiyor. Birkaç ay sahneden uzaklaşmak problem yaratabiliyor. Belcanto bu anlamda çok önemli bizim için.” Fernandez, profesyonel müzisyenlerin, örneğin konservatuvar hocalarının lokantada opera söylemeyi küçümsediklerini, bu tür yerlere gelmediklerini belirtiyor. “Tıpkı tiyatrocu ortamında TV dizisinde çalışmaya kötü bakıldığı gibi, konservatuvar ortamında da özellikle ‘püristler’ bir lokantada opera söylenmesine çok katı bakıyor.”

PHILADELPHIA’DAN GELDİ

Müzik eğitimini ABD’de tamamlayan Portorikolu tenor Pablo Veguilla, şarkı söylemenin yanı sıra garsonluk yapmaktan hiç şikayetçi değil. Daha önce Philadelphia’da da hem garsonluk hem şarkıcılık yapıyormuş. “ABD’de tek iş yapanı hiçbir alanda, kimse istemiyor. Üstelik orada asıl işim garsonluktu, opera sanatçılığıysa sonra geliyordu. Belcanto’da ise garsonluğumuz geri planda ve burası hem ortam, hem mutfak, hem de izleyici kalitesi açısından çok klas bir yer” diyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle