GeriKelebek POSTMODEM KONUŞMALAR / 3 #aynaalestasana siz demek.... alesta chances topic to: "lütfen kendinizi seyretmeyiniz!" hiç görüşmedik, yine de çok iyi tanıyordum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

POSTMODEM KONUŞMALAR / 3 #aynaalestasana siz demek.... alesta chances topic to: "lütfen kendinizi seyretmeyiniz!" hiç görüşmedik, yine de çok iyi tanıyordum

POSTMODEM KONUŞMALAR / 3 #aynaalestasana siz demek.... alesta chances topic to: "lütfen kendinizi seyretmeyiniz!" hiç görüşmedik, yine de çok iyi tanıyordum onu. bana kendini, ben ona kendimi anlatmamıştım. aynada kendimle konuştuğumu söyledim kendime, inandıramadım. oysa ne çok kanıtım vardı bu söylediklerime. bir aynada -aynaların da renklisi olur muydu, vardı işte- kendimle konuşuyor, onu görebiliyordum karşımda. sözcüklerin zamana karşı duramayışları ve hep bir gecikmeyle, kendime verdiğim yanıtları, kimi zaman sorumdan önce yanıtlamam gibi, bir yanılsamanın, bir zamanda yolculuğun, kendimi böylesine eleştireceğim, suçlayacağım, yine de yanıtlarımı sorularımdan önce görme sabırsızlığım yüzünden bir an önce kendimi yanıtlamaya çalışacağım bir aynada, kendime bildik sorular sormam, onu hiç tanıyamayacağımı düşündürmüştü bende. öyle olmadı…sana siz demek, bir kopuşun başlangıcı, bir bütünün ilk adımı ya da. henüz bilmiyorum bunu. tanımını yapamadığım her şeyi en çok size yakıştırıyorum. suçları yok sayan bir paylaşımdan geçiyorum yanınıza. içinde, sürekli bir 'acaba' taşıyan bu paylaşım duygusu yüzünden belki, sizi başka insanların geçmişiyle sınamaya çalışıyorum. anılarımızın bizi her rahatsız edişinde, çarptığımız kapıları yeniden çalmak, bir paylaşımın ip uçları olabilir miydi? bunu da bilmiyorum henüz ve üzerine üzerine gidiyorum; bize sunulan, kısıtlı, üstelik parayla satın alınmış zamanlarda. her şey sözcükler ve tümcelerin bütünü işte; bir ekran, tıkırtısı, yanında müzik dinleme ihtiyacını bile ortadan kaldıran bir klavye, ille de ekran... seni, yani sizi, bir daktilonun tuşlarında şekillenen zavallı, beyaz bir kağıt parçası gibi buruşturup atamamak en çok da. sana siz demek, azalan bir adamın, uzaklaşması kalabalık bir yolda. bizi, yani beni rahatsız eden bütün ayrıntıların, somut olamayışlarımın, kendi evinde kendini arayan gönüllü, özgür bir köleliğin, bile isteye yırtması özgürlük belgesini; hepsi bu işte!yanılmadınız, sizi yaşıyorum son günlerde. sizi, kendimden bile daha çok düşünüyorum desem haksızlık eder miyim, bilmiyorum. belki de kendimi düşünüyorum; sizi değil. sen yoksun aslında, biz de yokum. yani ben, unutuyorum işte. kendimi ne kadar da çoğaltıyorum anlatamam size. bizi sana anlatmak; işin en zor yanı da bu biliyor musun? seni sözcülerin arkasına saklamak -bu gücüme gidiyor üstelik-, senin için, sözcüklerin ardına saklanmış bir bilmece olarak kalmak, sende, bir aynayı tanımaya çalışmak, barışmak, kavgalar yapmak… hayır seninle değil, sen dışındasın bütün bu olanların, kendimle, en çok kendimle, kavgalarımın size katlanamayan bir masada, dağınık bir masada, bizi unutturmaya çalışması bize; sana siz demek,en eski alışkanlığımdı, biliyorsun bunu. unutmak işimize geliyor nedense; unutuyoruz. bilmediklerini bile unutmak rahatsız etmiyor seni. saklanıyorsun, ben de. aynı odada, ama kilometrelerce uzakta olmanın dayanılmaz sancısını yaşayabiliyorum yine de. sen de denemek istiyorsun bunu, böyle anlıyorum. böylece bitiriyorum kendimi. elektrik kesintilerine daha önceleri neden bu kadar kızmadığımı, mum ışığında oturmayı ve kendimle konuşmayı özlediğimi düşünüyorum. kalabalık olmayı, sizi, kendime katmayı unutmayı, başaramayacağımı bilerek de olsa, unutmayı denemeyi, unuttuğumu sanarak seni kandırmayı, bildiklerimin yükünü, bilemediklerimle kanıtlama fırsatını tanımak isterdim. olmadı; beceremedim. denizlerde yaşamaya alışmış, karanın bunaltan havasını ciğerlerimize doldurmayı kendimize bir türlü yediremeyen, yine de 'yaşamak zorundayız' gibi bir yanılsama ile günümüzü geçirip, yaşamın ne de güzel yanları olduğu ile kendimizi avutan kocaman salaklardık biz, yani ben. siz, beni ne kadar tanıdığınızı, yanlışım var, biliyorum, kendinizi ne kadar çok tanıdığınızı hayretle izleyip, yarına nasıl bakacağınızın şekillenmesinin size vereceği sıkıntılardan kaçmak isterken, biz, kaldığımız yerden başlamayı, unutulmuş bir anının artık bize veremeyeceği tadı, yeniden başlayabilme umudunu tüketiyorduk git gide. upuzun saçlarım vardı benim; sizin de öyle. kim olduğunuzu unutuyorum, kızmayın bana. elektrikler kesiliyor, okumak istediğim kitaplar oluyor bazen, onlara dalıp unutuyorum sizi. seni unutmuyorum ama, nasıl unuturum ki?siz bizimle yaşamayı öğrendiğinizden, ya da ben böyle bir duygunun içine saplandığımdan bu yana, insanları daha çok sevmeye de başladım, inanıyor musun? inanmalısın. ben inanıyorum çünkü. size inanıyorum. yalan söylemeyecek kadar güzel bir yazınız var. el yazınızdan söz etmiyorum elbette. sen yalancı olamazsın, hissediyorum bunu; en azından benim kadar yalancı olamayacağını biliyorum. kendime yalanlar söylemeye bile başladım, size söylemem hayır, siz buna layık değilsiniz. ya da söylemem gerek, yalan nedir ki, bütün bunlar yalan değil mi, en büyük yalancı biz değil miyiz? böyle çok konuştuğumda, seni hiç tanımadığımın farkına varıyorum. izliyorum bütün olup bitenleri, küfürler ediyorum. ayna mı bütün bunlar, ayna nedir? siz bir aynasınız desem size haksızlık etmiş olur muyum sence? affet beni. saçmalamaya başladım. bir aynayla konuşabilir mi insan. konuşur değil mi, belki de en çok bir aynayla konuşmaya ihtiyacımız vardır ve bunu bilmiyoruzdur. belki de, belki de hep bir aynayla konuştuğumuzun farkında bile değilizdir. ayna bizim en iyi dostumuz olabilir mi sence? ve biz, her sabah ona bakıp, kendimize selam vermeyi unutuyor olabilir miyiz? ben senin en iyi dostun olabilir miyim? sana siz diyebilir miyim, denesem? ne kadar aptalım; bir aynayla konuşuyorum. gözlerim kocaman olmuş. yine de aynada göremiyorum artık seni. -gözlerimin kocaman olduğunu söylediler bana. bütün söylenenlere inanıyorum.- orada mısın, dinliyor musun beni?hiç görüşmedik, yine de çok iyi tanıyordum onu. bana kendini, ben ona kendimi anlatmamıştım. aynada kendimle konuştuğumu söyledim kendime, inandıramadım. oysa ne çok kanıtım vardı bu söylediklerime. 'kendi' sözcüğüyle başlayan tümceler kuruyordum o günlerde;düştüm sonra... alesta (147.12.47.XXX) has left #aynaAli Hikmet EREN - 1 Mayıs 2000, Pazartesi