GeriKelebek Pınar’ın dönüşü
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pınar’ın dönüşü

Pınar’ın dönüşü
refid:21101978 ilişkili resim dosyası

Pınar Ayhan, Türkiye’nin 2000 yılındaki Eurovision temsilcisi. Ayhan, yarışmanın ardından müziği ikinci plana attı, yeni doğan kızıyla ilgilenmeyi tercih etti. Ama iş hayatından da kopmadı, bir petrol şirketinde genel müdür asistanlığı yaptı. Ve yıllar sonra müziğe geri dönmeye karar verdi. Şimdi “Duyuyor musun?” adlı albümüyle müzikseverlerin karşısında.

Geç bir hayırlı olsun diyeceğim size, albümü yapmak neden bu kadar geç kaldınız?  

- Tercih meselesi aslında... Vedat Sakman ve Mehmet Teoman bana şarkıları okutmuş, “Hadi gidiyoruz” demişlerdi. Ama ben o hafta eşim Sühan’la tanışmıştım, “Gelemiyorum” dedim onlara.  

Neden böyle bir şey yaptınız?

- Müzik nasıl olsa hayatımda olacaktı, ben eşimi seçtim. Eşim hem plastik cerrah hem de müzisyen. O karşıma çıktığı için daha güzel oldu her şey.

Eurovision’da da yanınızda mıydı eşiniz?

- Evet, nişanlıyken Eurovision’un Türkiye elemelerine birlikte katılmıştık. O dönem bizim için en eğlenceli müzikal ortam Eurovision şarkı yarışmasıydı. Sonra evlendik, bir yıl Amerika’da yaşadık. Eşim oradayken bir şarkı besteledi, ben de sözlerini yazdım. Döndüğümüzde bir kez daha katıldık Eurovision elemelerine ve bu kez katılmaya hak kazandık.

Amerika’da neden bir yıl yaşadınız?

- Eşimin işi nedeniyle. Staj gibi bir eğitim alması gerekiyordu, bir yıl Cleveland’da yaşadık.

TÜRKİYE FİNALİNİ KAZANDIĞIMDA KIZIM HENÜZ 28 GÜNLÜKTÜ

Yarışmaya katıldığınızda henüz doğum yapmıştınız değil mi?

- Türkiye finalini kazandığımızda kızım 28 günlüktü ve ben ayakta sallanıyordum resmen. Şarkım da duruma o kadar uyuyordu ki, “Yorgunum artık anla beni” derken aslında gerçeği söylüyordum. (Gülüyor)

Eurovision’a katılmak, bu kadar sevindirici bir şey mi peki?

- İçinde olmayanlar için bir televizyon programı sadece Eurovision. Ama oraya gidip de 40 ülkeyle yarışırken 20 bin kişilik arenalarda şarkı söyleyince, işin neden bu kadar önemsendiğini anlıyorsunuz. En büyük müzikal yarışma bu.

Sizin döneminizde Eurovision’a katılacak isimler yarışmayla seçiliyordu. Şimdi de o düzene dönülmesini isteyenler çoğunlukta. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

- Bence bu kadar gürültü çıkaracak bir şey yok ortada. Eski sistem denendi, şimdi kendileri seçip gönderiyorlar. “Amatörlerle denedik, bir de profesyonellerle yarışalım” dediler. Bakın, Sertab Erener’le birinci olduk.

MÜZİĞİ DEĞİL, BEBEĞİMLE İLGİLENMEYİ TERCİH ETTİM

Siz kendinize tanınan bu fırsatı nasıl değerlendirdiğinizi düşünüyorsunuz?

- Yarışma esnasında çok iyi değerlendirdim. Hakikaten kaliteli bir ekiptik. Ülkemizi tanıtmayı çok iyi becerdik.

Peki ya sonrası?

- Hayat tercihlerle dolu. Yeni bebek sahibi olmuştum, onunla ilgilenmeyi tercih ettim. “Duyuyor musun?” albümünü yapana kadar da petrol şirketinde 10 sene kadar genel müdür asistanlığı yaptım, bir yandan da şirketin halkla ilişkilerini yürüttüm. Müziğe hep kötü davranıp “Sen hobisin, yaşam biçimime ait değilsin” demiştim. Ama bir gün müzik bana dedi ki; “Bak güzelim naz yapma, sen bunu seviyorsun, müzik yaparken keyif alıyorsun”...

Neden şimdi?

- O dönem büyük müzik şirketleri ve çıkan albümlerin dinamikleri vardı. Biraz kendimizi biraz da müziğimizi koruma amaçlı olarak girmedik sektöre... Belki de tüm bu söylediklerim saçma... Şimdi yapmamız yazılmıştı, şimdi yapıyoruz. Kendi yapım şirketimizi kurduk, albümü de oradan çıkardık.

ÖNCE EVİ HALLETTİM ŞİMDİ KREMAYI KOYUYORUM

Besteleri karı-koca birlikte mi yapıyorsunuz?

- Aynen öyle. Ben solist olarak öndeyim bu albümde ama eşim de tüm işi benimle paylaştı.

Albümde başka kimin besteleri var?

- Orkun Yazgan da sözleriyle albüme dahil oldu. Onun dışında Ferhat Göçer’den bir şarkı sözü var. Bir de ben baba tarafından Diyarbakırlı’yım, albümde bir Diyarbakır türküsü de olsun istedim ve Celal Güzelses’in seslendirdiği “Bahçede Yeşil Çınar”ı da albüme ekledik.

Sizinle aynı dönemde müziğe başlayanlar çok yol aldı, deyim yerindeyse Üsküdar’ı geçtiler...

- İyi de onlar da şimdi benim sahip olduğum şeylere sahip olmaya çalışıyorlar. “Evleneyim çocuğum olsun” diyorlar ama yapamıyorlar. Çünkü hayata karşı öyle bir palazlanmışlar ki, olmuyor... Bense önce evi hallettim, şimdi pastanın kremasını koyuyorum. Bu yaştan sonra müzik yapmak daha keyifli.

Eşinizin plastik cerrah olduğunu söylediniz. Siz kendinize herhangi bir müdahale yaptırdınız mı?

- Ufak tefek müdahaleler yaptırdım tabii. Balık etli bir kadın olarak kötü noktalara gelme potansiyelim vardı. (Gülüyor) Bir gün gerekirse daha büyük bir müdahale de yapabilirim. Bunların şarkı söylemeye hiçbir etkisi yok.

Kanser hastalarıyla koro kurduk

Hayalim, müzikle ilgili sosyal sorumluluk projeleri yapmak. Şimdilerde ‘Farkındalık Korosu’ adlı bir koromuz var mesela. Meme kanserine yakalanmış 40 kişiden oluşan bir koro bu.

Dünyada da birkaç örneği var, onlarla da görüşüyoruz. Binlerce kadına erken teşhisin önemini öğretmişler. Eşim, memesi alınmış kadınlara meme yapıyor. Ben de onun hastalarından bir koro kurmayı düşündüm. Bu fikrimi eşime anlattıktan bir hafta sonra 20 kadından onay almıştık...

Şimdiye kadar pek çok programa çıkıp performans sergiledik. Katıldığımız her programda yer yerinden oynadı. Şimdi bu işleri büyütmek istiyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle