GeriKelebek Peynir ekmek gibi nostalji
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Peynir ekmek gibi nostalji

Aylin LİVANELİ

Türkiye'de kriz var deniliyor ama Muazzez Ersoy'un ‘‘Nostalji’’ serisinin ikinci bölümünün satışları 3 milyona yaklaştı.

3 kasetten oluşan serinin fiyatı 2 milyon TL.

Ve peynir ekmek gibi satıyor.

Ajda Pekkan, yıllar önce söylediği parçaları yeniden kaydederek come-back yaptı.

Nilüfer de aynı şekilde yeniden gündeme gelmişti.

Muazzez Abacı-Zeki Müren düeti çok konuşuldu.

Eski şarkıları seviyoruz ve kriz filan demeden satın alıyoruz.

Bu durum acaba eski günlere, arabesk öncesi Türkiye'ye olan özlemimizin bir belirtisi mi?

Sanırım bazılarımız, ‘‘Batsın bu dünya’’ yerine ‘‘Sev kardeşim’’ dinlemek istiyor artık.

Zor günlerde, sevdiğimiz, tanıdık melodilerle kendimize sıcak ve güvenli bir dünya yaratmaya çalışıyoruz.

Londra'da bir buçuk acılı

Dilimiz, beş milyon değişik tadı algılayabilecek bir duyarlıktaymış.

Ama biz güçlü tadlarla, dilimizin bu duyarlığını bozuyormuşuz.

Böyle diyorlar.

Evlerimizde pişen Türk yemeklerinde acının ve baharatın abartılı bir yeri yok.

Ama gücünü ve etkisini giderek artıran kebap kültürü, isot denilen Urfa pul biberi ve çeşitli baharatlar olmadan düşünülemiyor bile.

Bunu sadece bize özgü bir gelişme sanmayın.

Dünyada da sarmısak ve acı alışkanlığı giderek artıyor.

Londra'da Harvey and Nichols mağazasının beşinci katındaki yiyecek-içecek bölümüne gidiyorsunuz.

Çeşit çeşit hardallar, sarmısaklı acılı sirkeler, Latin Amerika'nın ‘‘Yandım Allah!’’ dedirtecek Şili sosları, Çin ve Tayland acıları rafları süslüyor.

Et yemeklerine reçel koyan İngilizlerdeki bu değişim şaşırtıcı değil mi?

Çin, Akdeniz ve Latin mutfağının acılı çeşnileri, Fransız mutfağının rafine ve yumuşak tadını tarihe gömüyor.

Bütün bunları, gönül huzuruyla kebap yiyebilesiniz diye anlatıyorum.

Nasıl olsa yiyorsunuz değil mi?

Merak etmeyin, dünya da sizinle aynı eğilimde.

Sezen-Tarkan ve telif hakları kavgası

Batı ülkelerinde telif hakları konusu o kadar önemlidir ki bazı havayolu şirketleri Almanya hava sahasında uçarken, müzik yayını yapmaz. Çünkü havada çaldığı müzikten dolayı telif hakkı ödemek durumundadır.

Telefonda beklerken dinlediğimiz müzik için de telif ödenir, asansörde çalan ve ‘‘müzak’’ denilen tür için de...

*

Son günlerde sanatçılarımız sık sık telif hakları yüzünden mahkemelik oluyor.

Beste senindi, söz benimdi, derlemeydi, orijinal eserdi derken herkes birbirine giriyor.

Bunun en son örneği Sezen Aksu ile Tarkan arasında yaşanan telif tartışması.

Bizde, yaratıcıların haklarını koruma mücadelesi Batı ülkelerine oranla yeni.

Bu yüzden kuralları yeterince oturmadı.

*

Aslına bakarsanız, telif kavramını başlatan kişi büyük besteci Claude Debussy. Debussy Paris'te bir lokantaya gitmiş. Salonun bir köşesinde, orkestra canlı müzik yapıyormuş.

Debussy yemekten sonra kalkmış ve hesap ödemeden lokantayı terk etmek istemiş.

Tabii yakasına yapışmışlar hemen.

Büyük besteci demiş ki, ‘‘Orkestranız hiçbir şey ödemeden benim müziğimi çalıyor. Bestelediğim müziği kullanarak müşterilerinize bir hizmet sunuyorsunuz. Yediğim yemek bunun karşılığı olsun.’’

Lokanta sahipleri bu mantıktan hiçbir şey anlamamışlar ve besteciyi mahkemeye vermişler.

Debussy mahkemede, telif düşüncesini savunmuş ve sonunda kazanmış. İşte dünyada müzik telifini yaratan süreç, bir Fransız mahkemesinin kararıyla başlamış.

*

Keşke bizim sanatçılarımız da dostluk yemeklerinde buluşsalar ve sorunları mahkemesiz çözebilseler.

Havaalanında valizinize dikkat

Azrail'i kandırmak

Huzurevindeki yaşlılar, Azrail'in ziyaretinden ve her gün içlerinden birisini öbür dünyaya götürmesinden çok korkuyorlarmış.

Oturup düşünmüşler ve Azrail'i kandırmayı kararlaştırmışlar.

Azrail geldiğinde hepsi çocuk taklidi yapacak ve böylece ölüm meleğini kandıracaklarmış.

Rengarenk giyinmişler, ellerine düdükler almışlar, başlarına alacalı bulacalı şapkalar takmışlar ve melek geldiğinde bebekler gibi gülüp eğlenmeye koyulmuşlar.

Azrail bunları bir süre seyretmiş ve sonra o da bir bebek gibi elini başına vurmaya başlamış.

Bir yandan da ‘‘Atta!’’ diye sesleniyormuş yaşlılara, ‘‘Atta!’’

Seyahat edenler, Aman dikkat!

Son zamanlarda İstanbul Atatürk Havalimanı'nda bir uyuşturucu mafyası türediğine dair iddialar var.

Bagajsız yolcuları gözleyip, check-in yaptığını gördükten sonra onun adına bir valiz veriyorlarmış.

Bu şekilde kuşku çekmeden yurtdışına uyuşturucu kaçırıyorlarmış.

Uyuşturucu, görevliler tarafından keşfedilince, bagajda sizin isminiz yazdığı için suçlu duruma düşüyorsunuz.

Eğer fark edilmezse, bavulu alıp çıkıyorlar. Yolcuların bu konuda yapabileceği hiçbir şey yok.

Bu durum ancak havaalanı görevlilerinin sıkı önlemler almasıyla önlenebilir. Özellikle Uzakdoğu ülkelerine gidenlerin çok dikkat etmesi gerekiyor.

Çünkü Singapur ve daha birçok ülkede uyuşturucu bulundurmanın cezası idam.

Hem de sorgusuz sualsiz.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle