GeriKelebek Paranoyadan gerçeğe bir salgın hikâyesi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Paranoyadan gerçeğe bir salgın hikâyesi

Paranoyadan gerçeğe bir salgın hikâyesi
refid:19059607-spot ilişkili resim dosyası

Basit temas yoluyla tüm dünyaya hızla yayılan bir virüs… Panik halindeki kalabalıklar… Olaydan rant sağlamaya çalışanlar... Bir aşı geliştirmek için gece gündüz çalışan bilim insanları…

Steven Soderbergh, belgesel tadındaki bu tıbbi gerilim filminde virüsün ortaya çıkma ve yayılma hikâyesinin izini sürerken izleyiciyi sürekli olarak diken üstünde tutmayı başarıyor. Sistem, hükümet, ilaç firmaları ve internet medyası eleştirileriyle dolu olan Salgın’da Matt Damon, Kate Winslet, Gwyneth Paltrow, Marion Cotillard ve Jude Law gibi birbirinden ünlü isimler bir arada. Salgın, bu haftanın en sağlam filmi. Hastalık ve salgın hikâyelerine özel bir alerjiniz yoksa izlemenizi tavsiye ederim.

Salgın, ilk bakışta kadrosundaki ünlü isimlerle insanı etkiliyor; Matt Damon, Kate Winslet, Gwyneth Paltrow, Marion Cotillard, Jude Law…
Ama onlar filmin içindeki ufak detaylardan başka bir şey değiller aslında.
Kısa roller için bile bu kadar ünlüyü bir araya toplayabilmek mıknatıs gibi bir yönetmen olmayı gerektirir.
O isim Steven Soderbergh.
TIBBİ GERİLİM FİLMİ
Soderbergh denince akıllarına sadece Oceans serisi gelenler Salgın’ı da tipik bir Hollywood filmi gibi değerlendireceklerdir belki.
Ama soğukkanlılıkla ve hikâyesini örümcek ağı gibi saran haliyle Salgın, Soderbergh’in Seks Yalanları (Sex, Lies and Videotapes) filmiyle yakaladığı çıkışa benzer, özgün bir film olma özelliğini taşıyor.
Salgın, bir felaket filminden çok bir tıbbi gerilim filmi.
Hikâyesini özenle ören çalışma bulaşıcı ve öldürücü bir hastalığın yayılma öyküsüne paralel olarak, belgeselvari bir yöntemle virüsün ortaya çıkışını da araştırıyor.
Filmin başında ağızları köpürerek ölen insan manzaraları incelikten yoksun zombi filmlerini hatırlatıyor gibi olsa da, devamında korkulan olmuyor.
Film, ilerleyen dakikalarında hastalıkla ilgili tıbbi detayların ve aşı çalışmalarının da ekrana geldiği, birbirinden güçlü isimlerin resmi geçit yaptığı, her dakikası merakla izlenen bir çalışma haline geliyor.
JUDE LAW’DAN İNTERNET GAZETECİSİ
Beth Emhoff, bir iş gezisinden döndükten iki gün sonra, aniden rahatsızlanarak tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak ölüyor. Hemen sonra oğlu da aynı şekilde can veriyor.
O arada dünyanın farklı yerlerinden salgın ve ölüm haberleri gelmekte.
Salgının yayılmasına tanık olurken diğer yanda da devlet ve tıbbi kuruluşların virüsü tespit etme ve aşı geliştirme çabalarını izliyoruz.
Salgın’ın bir başka yüzü de hastalık üzerinden rant elde etmeye çalışanlar.
Ki bunların arasında özel haberler yaparak, ilgiyi üzerine çeken bir internet gazeticisi de var.
Jude Law’ı çarpık dişli, cabbar muhabir rolünde izlemek ilginç.
OYUNCULARI MEZARA GÖNDERMEKTEN KAÇINMAMIŞ
Devletin salgın paranoyası, insanların dar zamanlarda nasıl birer canavar haline geldiği, ilaç firmalarının açgözlülüğü, felaketler üzerinden rant sağlamaya çalışanlar büyük bir incelikle perdeye geliyor.
Birbirinden ünlü ve güçlü oyuncular bu zorlu hikâyede birer detay olarak kullanılmışlar.
Soderbergh, tek başına filmleri sırtlayan oyuncuları 5 -10 dakikada mezara gömmekten kaçınmamış.
Bu da hikâyenin ve anlatımın ne kadar güçlü ve ön planda olduğunun bir göstergesi.
DUYGUSAL ANLAMDA BAĞLANMAK ZOR
Salgın, karakter ağırlıklı bir film değil.
Aşırı duygusallıktan uzak durarak duygu sömürüsü yapmıyor ve böylelikle gerçekçi bir dünya yaratmayı da başarıyor.
Ama bu arada izleyiciyi de kendisiyle özdeşleştirecek, hakkında endişe duyacak, sahiplenecek karakterlerden de yoksun bırakıyor.
Bu durum gerçeklik duygusuna katkı sağlarken, izleyicinin filme ısınmasını da engelliyor tabii.
İLK GÜN BÜYÜK BİR USTALIKLA SONA SAKLANMIŞ
Soderbergh, yeni medya olarak algılanan internet gazeteciğiline bıçağını saplarken, ortalama Amerikan filmlerinin aksine Amerikan hükümetine de yalakalık yapmaktan uzak duruyor.
Salgına müdahele etmektense bilinmeyen bir yerde korumaya alınan bir başkanla karşı karşıyayız.
Salgının kontrolden çıkmasının ardından perdeye gelenler bir felaket filmi kıvamında.
Yağmalanan marketler, camları indirilen eczaneler, çöpten geçilmeyen sokaklar, can güvenliğinin tamamen ortadan kalktığı bir ortam.
Salgın, virüsün yayılışının izini, ikinci gününden itibaren aynen bir belgesel gibi sürüyor.
Virüsün nasıl ortaya çıktığını gösteren o ilk gün ise büyük bir ustalıkla filmin sonuna saklanmış.
O son sahnedeki sistem eleştirisi ve doğaya hükmetmeye çalışan insanlığa söylenen söz dikkate alınmalı.

CONTAGION
SALGIN
Yön: Steven Soderbergh
Oyn: Marion Cotillard, Matt Damon, Jude Law
Tür: Dram
Süre: 106 dk.

Yakın temasla bulaşıyor

Salgın filminin merkezindeki ölümcül hastalık insandan insana temas yoluyla bulaşıyor. Basit bir tokalaşma ya da virüsü taşıyan birinin dokunduğu bir şeyle temasa geçmek, elleri yıkamamak, yüze götürmek virüsün bulaşması için yeterli. Filmin, grip salgınlarının çok da uzakta olmadığı bir mevsimde vizyona girmesi yerinde bir uyarı olarak algılanmalı. Soderbergh açılışta kapı kolu, kredi kartı gibi sıkça temasta olduğumuz şeylere kamerasını yaklaştırarak mesajını en baştan sağlamlamış oluyor.

İnternet gazeteciliğine karşı

Salgın, tıbbi bir gerilim filmi olarak ilerlerken sistem eleştirisinden de uzak durmuyor. İnternet gazeteciliği, bloglar ve twitter’ın aslında ne kadar da güvenilmez mecralar olabileceğini büyük bir ustalıkla gözler önüne seriyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle