GeriKelebek ÖTEKİ * "Öteki için yazmadığımı bilmek, yazacağım bu şeylerin hiçbir zaman beni sevdiğime sevdirtmeyeceğini bilmek, yazının hiçbir eksikliği karşılamadığını,
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

ÖTEKİ * "Öteki için yazmadığımı bilmek, yazacağım bu şeylerin hiçbir zaman beni sevdiğime sevdirtmeyeceğini bilmek, yazının hiçbir eksikliği karşılamadığını,

ÖTEKİ * "Öteki için yazmadığımı bilmek, yazacağım bu şeylerin hiçbir zaman beni sevdiğime sevdirtmeyeceğini bilmek, yazının hiçbir eksikliği karşılamadığını, hiçbir şeyi yüceltmediğini, tam da senin olmadığın yerde olduğunu bilmek -yazının başlangıcı budur." ** Sonsuz varyasyonları olan uzun bir yazı yazmak istedim, seninle ilgili. Bir minik cümlenin diğer bir minik cümleyle yer değiştirdiği; önemsiz bir kelimenin diğer bir önemsiz kelimenin yerini aldığı... Her kelimeyi, her cümleyi diğerinin üzerine yazıyordum sanki; düzenli bir biçimde siliyordum bir öncekini. Geriye kalanlar, okunabilme şansını yakalayanlar... Ama elemeyi neye göre yaptığımı bilemeyeceksin haliyle. Ve soramayacaksın... Başladı...Ardından ağıtlar yakmam çok yersiz olacaktı ve çevresel faktörler eminim buna imkan tanımazdı. O günü hatırlıyorum, seni son gördüğüm günü. O çok sevdiğin, uzun, yeşil pardösünle bana doğru yürüyordun. Yaklaşıyordun, ama sanki aramızdaki mesafe bir türlü kapanamıyordu. Üç haftadır görmüyordum seni ve iki hafta geçmişti "ayrılmamızın" üzerinden. Aklıma geldikçe, halâ içim burkuluyor. Seni bir daha asla göremeyeceğimin bilincine varıyorum...O güne dair ikinci hatıra, yaraları kabuk bağlamış parmakların... Oysa üç hafta önce, yani sondan bir önceki görüşmemizde henüz sargıdaydılar. O parmakları delicesine (tabirimi mazur görüyorum) seviyordum. İnce, uzun ve narindiler. Seni de böyle tarif edebilirim -kısaca. Kabuk bağlamış yaralarına dokunduğumda, herşeyin çok çabuk değiştiğini, dönüştüğünü farketmiştim: Dikişlerin altındaki o taze yara, kan pıhtılarından arınmış ve geçici bir kabuğa bürünmüştü. O berbat günler boyunca -ki halâ sürüyorlar- içimdeki boşluğu nasıl dolduracağımı bilemedim. Sonra da bu çabadan vazgeçtim... Herşeye bolca vakit ayırdım (kendime bile) ve zamana olabildiğince yayıldım. Aklıma her gelişinde de mutlu oluyordum. Yaşanan her anın her detayını bir bir hatırlamak bana ayrı bir sevinç ve iç huzuru veriyordu. Seninle olup olabilecek tek bağlantım onlardı çünkü. Seni yazarken de bir nevi seninle ilişki kuruyorum. Bu tuhaf teması kaybetmemenin yollarını arıyorum. Geriye hiçbir şey kalmayacak bir süre sonra çünkü. Ama yazarsam eğer bazı şeyleri değiştirebilirim, yazıya yatırım yapabilirim. Ve hatta "ilişkimizi" farklı bir boyutta sürdürebilirim (hayır, kendimi kandırmıyorum, "tırnak"lar bunun içindir). Böylelikle, "kutsallık", saçlarından, gözlerinden, ellerinden, parmak uçlarından metinlere sinecek; kağıtlara, defterime, bilgisayarıma yayılacak. Ve ben onlara her gözatışımda seni ve "ilişkimizi" tekrar yaşıyor olacağım -istediğim sürece. "Böyle bir aşk sürdürülemez diyorlar bana. Sürdürülebilirliği nasıl tanımlayabilirler ki? Sürdürülebilir olan daha mı "iyi" veya "önemli"dir? Sürdürülemeyen "yok" mudur?.. Sürmek neden yanmak'tan daha iyi olsun?" ***Evet, "herhangi" birşey... Neden olmasın? Ki?..(*) Roland Barthes, "Bir Aşk Söyleminden Parçalar"da sevilen, aşık olunan kişiyi "öteki" olarak tanımlar.(**) agy, s: 94(***) agy, s: 29 Melda BAĞDATLI - 14 Şubat 2000, Pazartesi