GeriKelebek Önce seyirciyi kazanalım
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Önce seyirciyi kazanalım

Ahmet Hakan, ‘Kimse çıkıp ‘Ferhan ağabey film kötü’ demiyor. Olaya ‘Ferhan ağabey bir filmde başrol almış, aman ağabeyimizi üzmeyelim, iyi ağırlayalım’ anlayışıyla yaklaşılıyor’derken, Mehmet Ali Erbil ise ‘Önce seyirciyi sinemaya çekelim, öncelikli olan seyirciyi kazanmak’ diye ısrar ediyor.

Leman kültürü ve onun uzantısı Cem Yılmaz’la Türkiye’deki mizah anlayışı da değişti değil mi? Ama bu değişime rağmen yine promosyon bombardımanına tutulup, kendi espri anlayışından uzak filmlere gidiyorlar.

A. Hakan: Türkiye’de insanlar fazla ince eleyip sık dokumuyor. Hafta sonu tatilinde kafalarını dinleyip, gülmek için ‘Aaa bu filmde şu popüler isimler var’ deyip, sinemanın yolunu tutuyorlar. Kişisel kanaatimi söylüyorum, insanlarımız bu tarz magazin gündeminde öne çıkan filmlere büyük bir iştahla gidip, genellikle mutsuz ayrılıyorlar. Ve bu durumun Türk sinemasına en büyük darbeyi vurduğuna inanıyorum. Birçok insan tatmin olmadıktan sonra bir daha Türk filmine gitmemeye yemin ediyor.

M. A. Erbil: Örneğin ‘Gora’ 4 milyon izleyici sayısına ulaştı, ama sorun bakalım kaçı filmden memnun ayrıldı...

YÖNETMENE HATASINI SÖYLEMEZSEN AYNI HATAYI BİR KEZ DAHA YAPAR

A. Hakan:
Türk sinemasında ‘Beyaz Sinema’ diye bir kavram ortaya çıkmıştı. 80’li yıllarda İslamcı yönetmenler film çekmeye başladılar. ‘Minyeli Abdullah’ gibi filmlerle hiç sinemaya gitmemiş, geniş bir dindar kesimi sinemaya çekmeyi başardılar. Ama sonra ne oldu? O berbat filmleri izleyen insanlar bir daha sinemaya gitmemeye yemin ettiler.

M. A. Erbil: Ben diyorum ki, Türk sinemasındaki bu yükselişle yakalanan yeni Türk seyirci profili, belki daha sonra daha kaliteli yapımlarda seyirciyi sinemaya çekecek. Şimdi neden Altın Portakal kazanan filmler 10 binde kalsınlar? Bu trendle birlikte seyircileri yakaladıktan sonra daha kaliteli, daha drama ağırlıklı, daha sanatsal filmlere de seyirci çekebileceğimizi düşünüyorum. Yoksa ben de isterim ki daha sanatsal, daha drama ağırlıklı rollerde oynayayım. Ama halk, insanı bu tür filmlere yönlendiriyor. Şimdi en sağlam kadroyla bir drama çeksek, 300 bini geçmeyiz. En son ‘Gönül Yarası’ örneğinde olduğu gibi.

- Ama kötü ama iyi sonuçta sinemadan para kazanıldıkça yapımcı şirket sayısı artıyor.

A. Hakan:
Mehmet Ali Erbil’in sözlerinin içinde en karşı olduğum nokta şu: Sinemanın Türkiye’deki yazarlar tarafından korunmasını talep ediyor. Böyle bir şey olmaz. Amerikan sinemasına karşı torpil yapalım. Türk sinemasındaki ufak tefek hataları, kusurları görmeyelim. Kollanarak değil, kendi bileğinizin hakkıyla filminizi seyrettireceksiniz. Yoksa torpille, korumayla, kollamayla, eş dost çıkar ilişkileriyle yürümez bu iş. Benim itirazım buna. Sonra bunları söyledi diye insana vatan haini falan demeyin.

M. A. Erbil: Bu olayı gurur meselesi olarak algılamayın. Türkiye’de kaç kişi kitap, kaç kişi gazete okuyor? Bu yüzden de Türk insanını birazcık yönlendirmek gerekiyor.

- Peki Mehmet Ali Bey, Ahmet Hakan Bey’in bir Türk filmini eleştirmesini nasıl vatan hainliği olarak algılıyorsunuz?

M. A. Erbil:
O sözler o andaki bir çıkıştır! Ben de tüm değerli köşe yazarlarını hiçe sayarak ‘Hürriyet’i almayın’ diye bir başlık atsam, o zaman Ahmet Bey belki ‘Times mı alalım, ne yapacağız’ derdi. Benim eleştirim, Ahmet Bey’in büyük maddi zorluklarla çekilen, birçok insanın ekmek parası kazandığı filmleri her şeyi ile hiçe sayarak attığı ‘Uzak durun bu filmlerden!’ başlığına.

A. Hakan: Vatan haini de diyebilirsiniz, başka bir söz de kullanırsınız, bunlar önemli değil. Benim asıl üzerinde durduğum konu, Amerikan sineması karşısında Türk sinemasının korunması gerekmediğidir! Yönetmene hatasını söylemezsen yine aynı hatayı yapar ve bizler de kalitesiz filmler izlemeye devam ederiz. Gerek yok bu kollamalara.

M. A. Erbil: Filmlerimiz hakkında başka kötü eleştirilerde de bulunanlar oldu ama ben sizin yazı ve çizginize değer verdiğim için böyle reaksiyon verdim.

MEDYADA SÖZÜ GEÇEN İNSANLARIN SÖZLERİ SİNEMAMIZA ZARAR VERİR

- Fatih Altaylı’nın ‘Ben bir gazetenin başında olsam, bu ‘eleştirmenlere’ satır yazdırmam’ görüşü hakkında ne düşünüyorsunuz?

A. Hakan:
Sinema eleştirmenleri kendi sinema anlayışlarına göre oturup yazıyorlar. Ben bunu biraz tatmin duygusu olarak görüyorum. Popüler filmlere eğilmeleri lazım. Ama onlar küçümsemeyi tercih ediyor. Tabii hepsi değil.

- Artık birçok köşe yazarı film eleştirisine soyundu. ‘Paranıza yazık’, ‘Bu film adamı uyutur’ tarzı başlıklar trend haline gelirse ne olur?

M. A. Erbil:
Biz değer verdiğimiz kişilerin, köşe yazarlarının, aydınların ve medyada sözü geçen insanların bu tarz sivri çıkışlarla sinema sektörüne biraz zarar verdiğine inandığımız için böyle bir reaksiyon gösterdik.

- Karşılaştığınız tepkiden sonra bir korku mu oluştu?

A. Hakan:
Yoo, neden korkayım? Asıl sorun medyada aslında. Düzen yanlış. Hataları söylememe düzenine itiraz ediyorum.

- Siz de bir dönem TV dünyasının önemli kişiliklerinden biriydiniz. Herkes gündemin ortasında yer almak zorunda.

A. Hakan:
Ben de TV programı yaptım. Ama kötüyse kötü, iyiyse iyi. Ben bunları irdelerim. Ama bizim talk-show programlarında bir ahbap-çavuş ilişkisi söz konusu. Kimse çıkıp ‘Ferhan ağabey film kötü’ demiyor. Olaya ‘Ferhan ağabey bir filmde başrol almış. Aman ağabeyimizi üzmeyelim, onu en iyi şekilde ağırlayalım’ anlayışıyla yaklaşılıyor.

Bu işin parayla pulla alakası yok

- Fransa’da vizyona giren filmlerin % 40’ının yerli yapımlar olması yönünde kanun var. Fransa gibi güçlü ülkelerde bile böyle destekler yapılıyorsa, Mehmet Ali Erbil’in sadece yazarlardan istediği bu desteğe karşı getirdiğiniz eleştiri, biraz acımasızca olmuyor mu?

A. Hakan:
Türk sinemasında Yılmaz Güney’in çektiği ‘Yol’ ve en son ‘Uzak’ filminden başka Cannes’da uluslararası başarı kazanmış herhangi bir örneğe rastlayamıyoruz. Bence bizim popüler filmlerimizdeki genel kalitesizlik, ‘sanatsal’ diyebileceğimiz filmleri de kolaycı yaklaşımlara sürüklüyor. Bakın Meksika’dan Alejandro Gonzalez Inarritu diye bir yönetmen çıkıyor ve ‘Paramparça Aşklar, Köpekler’ filmini çekiyor ya da Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles’in başyapıtı ‘Tanrı Kent’ filmini düşünün. Meksika ve Brezilya hem ekonomik açıdan, hem de sinema sektörü açısından bizden öyle fazla ilerde ülkeler değiller. Ve bu başyapıtlar bütün festivallerde ödül yağmuruna tutuluyorlar. Demek ki bu iş parayla pulla alakalı bir şey değil. Hani imkansızlıklardan söz ediyorsunuz ya Yılmaz Güney, ‘Yol’u büyük imkansızlıklar içerisinde çektirdi, hem de hapishaneden.

M. A. Erbil: Ben de diyorum ki, önce seyirciyi sinemaya çekelim. Belli bir platform oluşturalım, daha sonra biz de başarılı sanatsal filmler çekeriz. Ama öncelikli olan seyirciyi kazanmak. Bu işin parayla pulla alakası yok.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle