GeriKelebek Ölümü bekleme odaları
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ölümü bekleme odaları

Ölümü bekleme odaları

Ölüm gerçekleştiğinde de cesetler yakılıyor. Sebebi ruhun nirvanaya ulaşması. Yani salt mutluluğa. Ancak herkesin yakıldığı yer farklı. Köprünün altında yoksul insanlar yakılıyor. Bekleme odalarına biraz daha yakın yer, komutan düzeyinde asker, bürokrat ve zenginlerin. Onun hemen yanındaki özel yer ise kral ve kraliyet ailesine ait. Kast sistemi, ölümde bile sürüyor.

Öbür dünyayı bekleme odaları

Yaşlı ve hastalara ‘Ölmek istiyor musun?’ diye soruyorlar. ‘Evet’ diyeni, yani nirvanaya ulaşmak isteyeni getirip, aç-susuz kapatıyorlar. Yaşamlarından da umudu kesiyorlar. Çünkü buraya girenin bir daha çıkamayacağına inanıyorlar.

Basmati pirincinin köklerinden çıkıp, Ganj’la birleşene kadar yüzlerce kilometre kat eden Bagmati Nehri’nin 150-200 metreden getirdiği pantolonu bulaşık yıkayan kadın aldı.

Gömleği başka biri.

Çünkü oğlu tarafından ağzından ateşe verilen adamın, nirvanaya uzanan yolda artık bunlara ihtiyacı yoktu.

Burası Nepal’in başkenti Katmandu’nun Barning Ghat’ı... Yani ölüleri yakma yeri.

Köprünün altı garibanların.

Köprünün üstünün ilk yakma ve yıkama yeri, komutan düzeyinde asker, bürokrat ve zenginlerin. 20-25 metre ötesi kral ve kraliyet ailesine ait.

Ölümde bile ‘kast’ sistemi...

Hemen 10 metre ötesinde ise öbür dünyayı bekleme odaları dizili.

Yaşlı ve hastalara ‘Ölmek istiyor musun?’ diye soruyorlar.

‘Evet’ diyeni, yani nirvanaya ulaşmak isteyeni getirip, aç-susuz kapatıyorlar. Yaşamlarından da umudu kesiyorlar. Çünkü buraya girenin bir daha çıkamayacağına inanıyorlar.

Arada sırada doktor gelip bakıyor.

Mucize eseri hastayken iyileşenler ve ölmek isteyip de ölemeyenler çıkarılıp, yeni bir isimle yeni bir hayata başlıyor. Bunu törenlerle kutluyorlar.

KÖTÜ İNSANLAR GERİ DÖNÜYOR

Hindular da, Budistler de ölenin cesedini ‘Ruhu nirvanaya ulaşsın’ diye yakıyorlar. Tabii iyi bir insansa ulaşabiliyor nirvanaya.

Kötüysen dünyaya geri dönüyorsun (gerçi bugüne kadar dönen olmamış ama). İnsan ya da herhangi bir canlı olarak.

Oysa amaç dönmemek.

Dönmüyorsa, ruh mükemmele ulaşmış oluyor.

Her geri geliş ise nirvana yolunda yeni bir sınav.

Ayakları uzun, kolları yanda olarak yakılanlar Hindu.

Kollar göğüste kavuşmuş, ayakları bağdaş kurmuş şekilde yakılanlar ise Budist.

Hindular aynı gün, Budistler en erken 3’üncü gün yakılmak zorunda. Çünkü Budist inancına göre ruh 3 günden önce bedeni terk etmiyor.

Hatta ölenin soyadında ‘Lama’ adı varsa bir ay sonra bile yakılabiliyor.

Ruh baştan çıkınca nirvanaya ulaşıyor.

Bu yüzden ruhun vücudun başka bir yerinden çıkmasını istemiyorlar.

3’üncü gün rahip gelip kontrol ediyor.

Eğer baş yumuşamışsa, ruhun doğru yerden çıkıp, nirvanaya ulaştığına inanılıyor ve bu şenliklerle kutlanıyor.

CENNETE, ERKEK EVLAT ATEŞİ GÖNDERİYOR

Ölen Hindunun ailesi bir yıl boyunca beyaz giymek zorunda.

Erkek ya da kadın, ölen kim olursa olsun ailenin erkekleri kaş, bıyık ve saçlarını bir yıl kazıtıyor.

Çünkü göğe çıkan geri dönebilir ve onları tanıyamayabilir.

Saçsız, sakalsız, bıyıksız (dünyaya ilk geliş gibiymiş) ve beyazlar içinde olursa geri dönen daha rahat tanıyabiliyor dünyadaki akrabalarını.

Ölen babaysa büyük erkek evlat, anneyse küçük erkek evlat ilk ateşi veriyor. Erkek evlat yakarsa ruhun cennete gideceğine inanılıyor. Bunun için erkek çocuk çok önemli. Erkek evlat yoksa en yakın erkek akraba yakıyor.

Kadınların yakması yasak. (İstisnalar hariç. Devrimci birkaç kadın ceset yakmış, bu da günlerce olay olmuş)

İlk ateş, ölüm tanrısının orada olduğuna inanıldığı için ağızdan veriliyor. Ardından otlar, sonra da kütükler tutuşuyor.

Ceset tamamen yanıp, külleri havaya savrulduğunda, ruh göğe yükselmiş oluyor.

Ardından bir rahip, Bagmati Nehri’nden aldığı birkaç kova suyla, nirvana yolcusunun bu dünyayla bağlarından son izleri de siliyor.

Ne kül kalıyor, ne duman.

Bir hoş seda, iki damla gözyaşı.

Bir de ‘Nepaliten’ şarkılar...

KADIN VE ÖLÜM ASLA YAN YANA GELMİYOR

Belki bir anne, belki de bir eş...

Bagmati Nehri’nin kenarındaki taşta oğlu ya da kocasının cesedi yanarken, içerideki feryat figan ses de, gözyaşıyla ağıt olup, yürekleri yakıyor.

Gidip de göremiyor, bir veda busesi kondurup, dokunamıyor.

Çünkü o doğurganlığın ve yaşamın simgesi; kadın.

Ölümle yan yana asla yakıştırılmıyor.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle