GeriKelebek O mavi gözler neler gördü neler
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

O mavi gözler neler gördü neler

Semiha Es... 1950’li yılların en ünlü gazetecisi Hikmet Feridun Es’in eşi, aynı zamanda dünyanın ilk kadın savaş fotoğrafçısı. Bu sembol kadın, kapılarını Kelebek’e açtı.

Semiha Es, bugün 92 yaşında. Hayatının 70 yılını paylaştığı, tek aşkını kaybettikten sonra da, onun anılarıyla yaşamayı sürdürmüş. Vücudunu saran romatizma hastalığı yüzünden baston yardımıyla yürüyor. Ama, yaşadıklarını hatırlaması için kimsenin yardımına ihtiyacı yok...

Aşkının peşinden

Semiha Es, görür görmez aşık olduğu ve evlendiği Hikmet Feridun Es ile dünyayı Türk okurunun ayağına getiriyordu. Afrika ormanlarından, Pasifik’teki küçük adalara kadar birlikte geziyorlar, kocası bu maceralı seyahatleri kaleme alırken, kendisi de fotoğrafları çekiyordu.

Savaşı da gördü

Semiha Es, birçok güzelliğin yanı sıra savaşlara da tanık oldu. 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı’nı cephede izleyen, Türk askerlerle dirsek dirseğe günler geçiren Es, şimdi 13 yıl önce kaybettiği eşinin resmine bakarak eski günleri yadediyor. n 4’te


ÇİNLİ ASKERE HEDEF OLMADI

Semiha Es, eşiyle birlikte Kore Savaşı sırasında, ölümle burun buruna yaşadığı günleri gülerek anlatıyor: ‘Bir keresinde, bir Çinli asker, beni öldürmek için bayağı uğraştı. Besbelli Allah istemeden kimsenin ölemeyeceğini bu zavallı bilmiyordu. Çinli asker beni öldüremedi ama sonra bize esir düştü. Zavallıcık yaralanmıştı. Onun hastaneye gönderilmesini sağladım, yaralarıyla ilgilendim.’

Küçük ama aydınlık ve insanın birden içini ısıtan sevimli bir salon. Sokağa bakan pencerenin önüne karşılıklı yerleştirilmiş iki koltuk. Birkaç tabure ve sehpa. O koltuklardan birinde oturan açık sarı saçlı, mavi gözlü kadın gülümseyerek, tam karşısındaki duvara bakıyor. Duvarda bir erkeğin sevgi dolu bakışlarla gülümseyen fotoğrafı asılı. Koltukta oturan kadının mavi gözlerinde tuhaf bir pırıltı var. Odada başkalarının da varolduğunu unutmuş, fotoğraftaki erkeğin gözlerinin içine bakıyor.

‘Ben günlerimi burada, Hikmet’le bakışarak geçiriyorum. O beni hiç terk etmedi. Dertlerimi ona anlatıyorum. Bana yardım etmesini istiyorum. Hikmet, bana hep o sevgi dolu gözleriyle bakıyor ve inanın her zaman bana yardımcı oluyor.’

Semiha Es, bugün 92 yaşında. Hayatının 70 yılını paylaştığı, tek aşkını kaybettikten sonra da, onun anılarıyla ve fotoğraflarıyla yaşamayı sürdürmüş. Vücudunu saran romatizma hastalığı yüzünden ayakta durmakta zorlanıyor. Koltuğunun yanında asılı duran bastonunun yardımıyla yürüyor. Ama, yaşadıklarını hatırlaması için hiç kimsenin yardımına ihtiyacı yok...

Basında bizim kuşağın ustalarından Hikmet Feridun Es, genç meslektaşlarına ‘Bir yazının okunması için ilk cümlesinin çok çarpıcı olması gerekir. O ilk cümle merak uyandırırsa, yazının devamı okunur. Siz siz olun her zaman yazılarınızın giriş cümlesine ayrı bir özen gösterin’ derdi. Bu röportaja etkileyici bir giriş cümlesi aramam gerekmeyecek. Türkiye’nin ve dünyanın ilk savaş foto muhabiri, aynı zamanda Hikmet Feridun Es’in eşi Semiha Es’in inanılmaz anılarını bizimle paylaştığını açıklamak sanırım yeterli olacak.

Semiha Hanım, gelin hikayenizi en başından anlatın. Siz de bir zamanlar çocuktunuz. O günlere dönelim mi? Ben varlıklı bir ailenin çocuğu değildim. Babam, Fransızlara ait yolcu vapuru işletmelerinde bilet memuruydu. Biz üç kardeştik. Vefa’da küçük bir evde oturuyorduk. Babam, çat pat Fransızca bilirdi ve bize de bildiklerini öğretmeye çalışırdı.

- Öğrencilik yıllarından bahseder misiniz?

15 yaşına geldiğim zaman eve yardımcı olmak için çalışmaya başladım. Fransızların telefon idaresinde santral memuresi olacaktım. Yaşım küçük diye, ablamın ismini kullanarak, kurslara başladım. O dönemde telefon santralında çalışmak hiç de kolay değildi. Durmadan fişleri çıkarıp başka yere takmak kollarımı nasıl yoruyordu bir bilseniz.

- Hikmet Beyle nasıl ve nerede tanıştınız?

Abidin Daver, babamın dostuydu. Cumhuriyet Gazetesi’nin düzenlediği güzellik yarışmasına girmem için babamı ikna etmiş. Fakat yaşım küçük olduğu için yarışmaya katılamadım. İşte o günlerde genç gazeteci Hikmet Feridun Es ile tanıştırıldım. Ve aşkımız o gün başladı.

- Sizin genç kızlık hayallerinizi süsleyen genç adam o muydu?

Ben başka genç kızlar gibi hayal kurmaya fırsat bulamadım. Hikmet ile tanıştıktan sonra hayatımı onunla birlikte geçireceğimi anlamıştım. Kısa bir süre sonra evlendik. O zamanlar gazeteciler çok az para kazanırlardı. Biz de evliliğimize büyük sıkıntılar içinde başladık. Çocukluğum yoksullukla mücadele ederek geçtiği için çok kıt imkanlarla evi çekip çeviriyordum.

YİRMİNCİ YÜZYILIN EVLİYA ÇELEBİ’Sİ

Semiha Es, pembe hayaller kurmaya fırsat bulamadan, hayatta ne yapmak istediğini düşünme hakkına bile sahip olamadan kendini ilginç bir maceranın ortasında buluvermişti. Çocuk denecek bir yaşta bir aile kurmanın zorluklarını, bugün bile fotoğrafından gözlerini ayıramadığı tek aşkı uğruna üstlenmişti.

- Fotoğraf çekme merakınız nasıl başladı?

Öyle bir merakım yoktu. Fotoğraf makinesinin nasıl kullanıldığını bile bilmiyordum. Kocam seyahat röportajları yapmaya başlayınca, beni de yanında götürmek istedi. Fotoğraf çekmesini bana öğrettiler. Ondan sonra da yarım yüzyıl fotoğraf makinesini elimden hiç düşürmedim.

***

Semiha Es, okullu değil alaylı foto muhabiriydi. Zaten onun gençlik yıllarında gazetecilik sadece heves ve yetenekle öğrenilen bir meslekti. Hikmet Feridun Es, yirminci yüzyılın modern Evliya Çelebi’siydi. Semiha Es de onun yanından hiç ayrılmayan hayat arkadaşı, serüvenlerini ölümsüzleştiren foto muhabiri... Evliliğin gerçekte bir ‘hayat arkadaşlığı’ olduğunu onlar, evlendikleri gün kabullenmişlerdi. Özellikle Semiha Es, kocasının en yakın yardımcısı olmayı baştan benimsemişti.

Es çiftinin ilk yurtdışı seyahati de olaylı başlamıştı. Binecekleri askeri uçağın merdiveni yoktu. Semiha Es, o anı şöyle anlatıyor:

Kapının iki yanındaki demirlere tutundum. Kendimi çekmeye çalışırken, beni arkamdan ittiler. Uçağa girince, rahat bir nefes aldım.

Semiha Es’in savaş anıları arasında Kore Savaşlarının apayrı bir yeri var. O günleri anlatırken, sanki çevresinde mermiler uçuşuyormuş, karşısında bombalar patlıyormuş gibi tedirgin oluyor:

Haftanın beş gününü Kore’de cephelerde geçirirdik. Hafta sonlarında askeri uçakla Tokyo’ya giderdik. Hafta boyunca, karargahlarda, kadın gazetecilere ayrılan barakalarda yatardım. Tahta ranzalarda, soyunmaya bile fırsat bulamadan kıvrılır, uyumaya çalışırdım. Cephede bir bölgeden ötekine giderken, bomba yüklü kamyonlarda, sandıkların üzerinde otururduk. Çevremizde mermiler uçuşurken, ölümden korktuğumu hiç hatırlamıyorum.

Semiha Es, paçaları mandallarla tutturulmuş asker pantolonlarını, asker keplerini yıllar yılı, şık kadın kıyafetleri yerine seve seve giymiş. O kadar ki...

Bazen Hikmet’le birlikte, karargahlarda ya da elçiliklerde verilen davetlere çağrılırdık. Kadınlar süslenirler püslenirler, takıp takıştırırlardı. Ben ise, gene o asker pantolonuyla davete giderdim. Kocam da böyle kalabalık toplantıları hiç sevmediği için bizim davette görünmemizle kaybolmamız bir olurdu.

Kadınlar... Pazar yerlerini dolaşmayı severler. Semiha Es de pazar yeri tutkunlarından biri. Uzak ülkelerde, vahşetin kol gezdiği Afrika kasabalarında, köylerinde, fırsat buldukça pazar yerlerini dolaşırlardı. Bir keresinde, Semiha Es, gezdikleri pazarı pek etkileyici bulmuş ve pazar yerinin fotoğraflarını çekmek istemişti. Hikayenin devamını ondan dinleyelim:

Pazar yeri çok hoşuma gitmişti. Çıplak dolaşan yerli halkın pazar alışverişini enteresan bulmuştum. Fotoğraf makinemi hazırlayıp, resim çekmeye başlayınca ortalık karıştı. Yerlilerin üzerime geldiklerini gördüm. Hikmet’in yüzü sapsarı kesilmişti. ‘Canına mı susadın Semiha’ diye bağırdı. Beni o çılgın kalabalığın arasından ite kaka uzaklaştırdılar.

İSTASYONDA SON TRENİ BEKLİYORUM

Semiha Es’in fotoğrafçılık dönemi, eşi Hikmet Feridun Es’in çalışmayı bırakıp evine çekilmesiyle noktalanmıştı. Sordum...

- Kocanız emekli olunca, neler yaptınız?

O emekli olmadı. Çok hastaydı. Çalışmayı bıraktı. Daha sonra sevgili dostumuz Eser Tutel’in uyarısı ve yardımlarıyla Hikmet’e emekli maaşı bağlandı. Kocamın parayla hiç ilgisi yoktu. Hikmet, gerçekten çok hastaydı. Kan dolaşımı durmuştu. Kalbi, ciğerleri, midesi... Kısaca tüm iç organları hastaydı. Doktorlar, Hikmet’e üç ay ömür biçtiler. Ben onu hastaneye göndermedim. Evde kendim baktım. Ve de ‘üç ay yaşamaz’ denilen hastayı beş yıl yaşattım. Ayacıkları acımasın diye ona yün patikler örüyordum. 24 saat başucundaydım. Ta ki öldüğü güne kadar...

O sıcacık sevimli odada birdenbire ölümün soğuk rüzgarı esmeye başlamıştı. Semiha Es’i, kocasının cenazesinden uzaklaştırıp, bugüne döndürmek istedim:

- Günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?

Semiha Es, tatlı bir kahkaha attı: ‘Ben istasyonda, son trenin gelmesini bekliyorum.’

Beni vurmaya çalışan Çinli askeri hastaneye yolladım

Semiha Es, Kore savaşından bir anısını kahkahalarla gülerek anlatırken, gözlerini yine karşısında duran merhum eşinin fotoğrafına dikmişti. Sanki olanları ona anlatır gibiydi:

‘Bir gün, bir uçağın yakınlarımızda bir yere düştüğü haberini almıştık. Hemen ciplere atlayıp uçağın bulunduğu yere gittik. Aslında uçak düşmemiş, mecburi iniş yapmıştı. Uçağa koştum. Parmağımı deklanşöre basmak üzereyken Hikmet büyük bir telaşla geldi, beni hızla geriye savurdu ve kendisi fotoğraf çekmeye başladı. O anda kocamın, önemli bir görüntüyü yakalama şansını bana bırakmak istemediğini düşündüm. Ama daha sonra Hikmet’in uçağın infilak edeceğini düşünerek benim hayatımı kurtarmak istediğini öğrenince çok duygulandım.’

Semiha Es, cephelerde, her zaman ölümle burun buruna yaşadıklarını anlatıyor: ‘Fakat bir keresinde, bir Çinli asker, beni öldürmek için bayağı uğraştı. Ama sonra bize esir düştü. Zavallıcık yaralanmıştı. Onun hastaneye gönderilmesini sağladım, yaralarıyla ilgilendim.’

Yorumları Göster
Yorumları Gizle