GeriKelebek O kadar yemekten sonra üzerine mantı da yiyince bayıldım
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

O kadar yemekten sonra üzerine mantı da yiyince bayıldım

O kadar yemekten sonra üzerine mantı da yiyince bayıldım
refid:17734888 ilişkili resim dosyası

Hakan Aysev tam bir yemek tutkunu... Yemeği ve yemek pişirmeyi bilen kadını her şeyin önüne koyuyor sonra da “Yemek sevmeyen, yemek yapmayan, yemeyi sadece karın doyurmak olarak algılayan bir insanla dost da olamam” diyor.

En çok sevdiği yemek ise annesinin yaptığı mantı. Bayılana kadar yemek diye bir şey var ya, tam da öyle davranıyor; o mantıya asla hayır diyemiyor...

Çocukluğunuzda iştahlı mıydınız?
- Çocukluğumda çok iştahlıydım ama profesyonel basketbolcuydum. O yüzden iştahım ile ilgili çok büyük problemler yaşamazdım. Pazar günleri, annemin hazırladığı pide içini büyük bir keyifle fırına götürürdüm. Öğleye doğru gelen misafirler, hep birlikte yenen sıcak pideler, yanında patlıcan, biber, kabak kızartması ve onun harika sosu... Bunlar aklımdan hiç çıkmaz. Baba tarafından Adana anne tarafından İstanbulluyum, Ankara’da doğdum, büyüdüm. Bu bir şans çünkü Ankara’da her çeşit yemeğin nedense en iyisi yapılır. En iyi balıkçılar Ankara’da bulunur, en iyi kebap Ankara’da yapılır. Bunlardan dolayı damak zevkim gelişmiştir.
Annenizin mutfağından neler hatırlıyorsunuz?
- Annem benim her şeyimdir. Opera sanatçısı olmamda inanılmaz büyük bir katkısı olmuştur. Ben Atatürk Lisesi’nde, orta bir ve orta ikide müzik dersinde kalan bir öğrenciydim. Annem kabiliyetimi fark edip, bana yalvararak konservatuvar sınavlarına sokmuştur ve ondan sonra arkasından bir dünya kariyeri gelmiştir. Ama anneme kızdığım bir konu var, beni çocukluğum boyunca hiç mutfağa sokmadı. Yani yemeğin hep bitmiş hallerini gördüm, o yüzden içimde hala anneme bir kırgınlığım var. Yemek yapmayı sonradan öğrenmek zorunda kaldım.
Ne zaman?
- 20’li yaşlarımdaydım. Viyana’da yaşadığım yıllar... Canım puf böreği istedi. Oklava falan yok tabii, süt şişesi ile yedi kat hamur açtığımı hatırlıyorum. Tabii ilk zamanlar biraz zorlandım ama elim çok yatkındır, her seferinde ortaya çıkan işe şaşırmışımdır. Son zamanlarda mutfağa girmiyorum, çünkü çok iyi yemek yapan bir eşim var. Çok iyi yemek yapan bir anneden, çok iyi yemek yapan eşe transfer olduktan sonra, bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Uydurduğum spagetti soslarım var. Ananas ve incir kavurmalı spagetti sosunu çok severim. İlk önce yağla sarımsağı karıştırıyorum. Sonra cevizi daha sonra da ananası koyup beraber pişiriyorum. Ondan sonra küçük doğranmış kuru incirleri ilave ediyorum. Çok güzel bir sos oluyor. Asya mutfağını da çok severim.
Sesinizin kalitesini koruyabilmek için özel bir beslenme uyguluyor musunuz?
- 21 yaşında Viyana Devlet Operası’nda söyleyen ilk Türk oldum. O zamanlar çok dikkat ederdim, alkol kullanmazdım, evden çıkmazdım ama artık öyle yaşamıyorum, özel hayatıma daha çok önem veriyorum. Yemeğimi yiyorum, puromu, içkimi içiyorum. Ses için en önemlisi bol sıvı tüketmek ve düzenli uyumak. Onun dışında ekstra bir özene gerek yok. Pavarotti sesini korumak için buz yerdi, hep yapmak istedim ama beceremedim.
? Sizce yemek ve aşk arasında bir bağlantı var mı?
- Yemek daha az zarar veriyor insana. Aşk bir saplantı, hastalık. Aslında yemek aşka döndüğünde, yemek de zarar veriyor. O yüzden yemek çoğunlukla bana aşktan daha tatlı ve zararsız gibi geliyor.
İyi yemek yapan kadınlardan etkilenir misiniz?
- Çok etkilenirim, gerçekten “Kalbe giden yol mideden geçer” deyişi çok doğrudur. Ama gerçekten kadın bunu iyi sunmalı, çok da lezzetli ve keyfiyle yapmalıdır diye düşünüyorum. Bir kadının en etkilendiğiniz üç şeyini say deseniz, birinci sırada yemek yapması diyebilirim. Aslında bu, hayatımdaki arkadaş ve dostlarımda da böyledir. Yemek sevmeyen, yemek yapmayan, yemeyi sadece karın doyurmak olarak algılayan bir insanla dost olamam. Çünkü benim sofrada çok zamanım geçer.
Tatlıyla aranız nasıl?
- Tatlı çok fazla aradığım bir yiyecek türü değil. Özel tatlıları seviyorum, mesela ev baklavasına hiç dayanamam. Annem odaklı bir röportaj oldu ama ondan bahsetmeden duramayacağım: Annem çok lezzetli baklava yapardı ve benden saklardı. Yalandan saklardı ama çünkü benim bulacağımı bilirdi. Tepsiyi genellikle yatağının altına koyardı, ben de o tepsiyi bulur, baklavanın neredeyse yarısını yerdim. Yaşım büyüdükçe ona iyilik olsun diye bu katliamımı daha erken saatlerde yaptım ki o bir daha baklava yapabilecek zaman bulsun.
Hangi yörenin yemekleri ağzınızı sulandırır?
- Tabii ki Güney’in yemekleri. Geçenlerde Mersin’de konser verdim. Ben nereye gidersem gideyim, taksiye biner ve ona, “Burada en lezzetli yemeği nerede yiyorsunuz?” diye sorarım. Onlar beni götürür. Gittiğim yer küçücük bir dükkandı, orada tantuninin en lezzetlisini yedim. Urfa’da, Bayburt’ta, Adıyaman’da, Adana’da, Mersin’de çok lezzetli yemekler yedim.
Dünya mutfağı ile aranız nasıl?
- Çok ülke dolaştığım için çoğunun en iyi restoranlarını ziyaret etmişimdir. Asya mutfağını çok severim. Arjantin’de çok güzel etler yedim, Arjantin et konusunda inanılmaz. Çin ve Japon yemeklerini çok seviyorum ama asla değişmeyeceğim yemekler Türk yemekleri ve makarnadır.
Asla hayır demeyeceğiniz yemekler?
- Annemin mantısı. Ne olursa olsun, ne kadar tok olursam olayım onun mantısına hayır diyemem. Bu yüzden bir kez bayılmıştım hatta. 15-16 yaşlarındayım, basketbol antrenmanından çıktık, dışarıda bayağı bir abartarak yedik. Eve geldim, annem, mantı yapmış. Oturdum o mantıdan da iki tabak yedim ve ondan sonra gerçekten bayılmıştım. Hayatımda ilk ve son bayılmamdır.
Bir günlük yemek maceranızı anlatır mısınız?
- Eskiden sabahları çok büyük bir kahvaltı yapardım. Kahvaltı benim için inanılmaz bir keyiftir. Çok güzel bir Ezine peyniri, Kars gravyeri, sahanda yumurta, sucuk, reçel (özellikle portakal ve gül), yeşil ve kırma zeytin. Bu şekilde kahvaltımı yaparken baktım ki bu iş böyle olmuyor. Çünkü günün geri kalan kısmında da yemekler yiyorsunuz. Bu da bana kilo aldırıyor. Şimdi biraz daha dikkatli kahvaltı ediyorum, iki tane tost yiyorum, onun yanında birkaç zeytin, salata, domates gibi şeyler. Haftada en az üç gün balık yiyorum, balık benim için vazgeçilmez. Çok sıkışık trafikte, arada bir kaçamaklarım oluyor. Mesela ekmek arası kokoreç veya Adana dürüm. Akşam yemeği genelde uzun sürer. Eşimin yemekleri daha çok et ağırlıklıdır. Biraz Malatya yöresinden, biraz Avrupa mutfağından bir şeyler hazırlıyoruz.

Türkiye bir opera sanatçısına gülebilir

Bir reklam filminde oynamak benim için çok eğlenceli bir iş oldu, çok keyif aldım. Türkiye’ye geldiğimden beri bir misyon oluşturdum, neydi bu misyon; opera sanatçılığını popüler bir hale getirip, insanlarla tanıştırmak. O süreci çok iyi götürdüğümü düşünüyorum. Şimdi,”Abi sen İbo’dan da daha iyi söylüyorsun” diyenler var. Bende bu girişime güvenerek bu reklamda rol aldım. Artık Türkiye, bir opera sanatçısının aşırı tiplemesine gülebilir. Ancak biz burada stratejik bir hata yaptık galiba. Biraz tepki aldım, “Hakan Aysev, bu reklamda oynadın, hiç sana yakıştı mı” diyenler oldu.

Daha sahnedeyken evde yiyeceklerimin planını yaparım

Konserlere aç mı çıkarsınız?
- Aslında böyle bir olay var ama bunu hiç beceremedim. Temsilden 3-4 saat önce aç olmak gerekiyor ve bir operanın 3-4 saat sürdüğünü düşünürsek yedi saatlik bir açlık söz konusu. Ben ancak kan vermeye giderken bunu yapabiliyorum. Genelde makarna yerim; hem hazmı kolaydır hem de enerji verir.
Konserden sonra?
- İşte, “Opera sanatçıları niye şişmandır” sorunuzun cevabı bu. Düşünün, dört perdelik ‘Othello’ oynamışsınız, saat oluyor 24.00. Ondan sonra eve gidip brokoli haşlaması, havuç ya da kıvırcık salatayla gece geçmiyor. Sofralar kuruluyor ki bunu da hak etmişsinizdir. Bazen sahnede daha üçüncü perdedeyken eve gidince ne yiyeceğimin planını yaparım.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle