GeriKelebek Nikahlı-nikahsız ayrımı kalktı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Nikahlı-nikahsız ayrımı kalktı

Nikahlı-nikahsız ayrımı kalktı
refid:18989915 ilişkili resim dosyası

Resmi nikah-uzun süre birliktelik ayrımı yapmadan, sadece kadını değil tüm aileyi koruma kalkanına alan 4320 Sayılı Aile İçi Şiddet Bürosu üç ay önce kuruldu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, aile içi şiddetle mücadelede ilk örnek olan özel bürosuna günde 25 başvuru yapılıyor. Savcı Emine Avcıoğlu izlenimlerini ve mücadele önerilerini anlattı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, aile içi şiddetle mücadelede Türkiye çapında örnek olan yeni bir modele geçti. Başsavcılık, 27 Haziran’da aile içi şiddet suçlarına bakmak üzere özel bir büro kurdu. Konularında uzman 16 yıllık savcı Emine Avcıoğlu ve 19 yıllık savcı Metin Serhantaş üç ay önce büroda göreve başladı. Büronun başarısı üzerine savcı sayısı dörde yükseltildi. 3 Ekim’de yeni savcılar Özlem Şimşek ve Ahmet Gökay Aktaş da ekibe katıldı.
Savcıların odaları adliyenin hemen girişinde yan yana. ‘4320 Sayılı Aile İçi Şiddet Bürosu’ tabelasını gören kapılarını çalıyor. Her vakaya savcıdan öte, önce bir psikolog gibi yaklaşıyorlar. Dosyayı incelemeye geçmeden önce ağlayanları can kulağıyla dinleyip, sakinleşmesini bekliyorlar. Savcı Avcıoğlu, şikayete gelen mağdur kadınların küçük çocukları için çekmecesinde şeker bile bulunduruyor.
Evliliğinin ilk günlerinde hatta nikahtan önce darp edilip gelen kadınlar bile geliyor. Hatta alkol-madde bağımlısı kocalarına tedavi isteyenler bile bulunuyor. Pek çok kez şiddet gördüğü halde hala boşanamayan ve her gün öldürüleceği korkusunu yaşadığı için başvuran kadınlar da var, çocuğuna iş isteyip, “Kocam evi satıp beni sokağa atabilir mi?” diye soranlar da... En acısıysa alkol-madde bağımlısı çocuklarından şiddet gören ve evden uzaklaştırılmaları için gelen yaşlı anne-babaların başvuruları belki de.

ERKEKLER DE ŞİKAYETÇİ

Büronun, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kapsamında kalan suçlara ait soruşturmaları yürütmek üzere ‘Müracaat Bürosuna’ ilave olarak kurulduğunu söyleyen savcı Emine Avcıoğlu şunları anlatıyor:
“Çalışırken kadın-erkek ayrımı yapmıyoruz. Şiddet gören her birey hakkında, karşılıklı da olsa işlem yapıyoruz. Üç aylık süreçte 1500’e yakın dosyaya baktık. Günlük 25 başvuru geliyor, yaklaşık on tanesini kadınlar el yazılarıyla veriyor. Kapıda kucağında bebekle gördüğüm kadınların büromuza geldiğini hemen anlıyorum. Bizden talimat alarak, kolluk kuvvetlerinden de yaklaşık 15 başvuru geliyor.
Dosyalar üzerinden tutuklama, tedbir kararları aldırıyoruz. Mağdurları can kulağıyla dinliyoruz. Sadece dinlememiz bile çok iyi geliyor. Bize güveniyorlar. Bir kısmı şikayetinden vazgeçse de kamu davası açıyoruz. Birbirini döven çiftler de var. Darbın yanında, ölümle tehdit ve hakaret de mevcut. Darp çoğu kez kadının boğazının sıkılması şeklinde. Ama kocasına şiddet uygulayan kadın da bulunuyor. Birbirini darp eden her iki eş hakkında da kamu davası açılıyor.”

MAĞDURLARIN ÇOĞU EĞİTİMSİZ

Tarafların ekonomik-sosyal durumlarına bakıldığında, mağdur kadınların dörtte üçünün eğitimsiz olduğunu söyleyen Avcıoğlu, dörtte birinin de kocası ya da çocuklarının uyuşturucu-alkol bağımlısı olmasından şikayetçi olduğunu söylüyor: “Tedbir alınmasını, koca ya da çocuklarla konuşup ikaz etmemizi istiyorlar. Aile mahkemeleri tedavi yönünde tedbir kararı veriyor. İnfazını savcılık yapıyor ama savcılık olarak mahkeme kararı olmadan böyle bir uygulama yapma imkanımız yok.
Eğitimli kadınlarsa kocalarına öfke kontrolü istiyor ve ‘Ben başa çıkamıyorum, siz tedbir alın, öfkesini kontrol etsin’ diyor. ‘Eşim şizofren, tedavisini aksatıyor. Beni öldürebilir’ diye gelen de oluyor. Suç içermesi halinde mahkeme kararıyla tedaviye başvurma tedbiri veriliyor, infazını biz yapıyoruz. Tedbir kararına aykırı davranılması durumunda da tekrar kamu davası açıyoruz.”
Savcı Avcıoğlu can güvenliğiyle ilgili koruma vermediklerini ve bunun valilikten talep edilmesi gerektiğinin altını çiziyor: “Ancak ‘riskli’ olarak değerlendirdiğimiz her dosyada Valilik Makamı’na yazıyoruz. Ayrıca oraya başvurmalarını istiyoruz. Örneğin ‘Yarın boşanma davam var. Kocamdan korkuyorum, can güvenliğim yok’ diyen bir kadın için yazı yazılıyor, evinden duruşmaya kadar getirtiliyor. Daha sonra görevli polis arayıp, durumu bildiriyor. Mahkemece verilen evden uzaklaştırma kararına aykırı davranıp, eş eve geldiğinde veya korkuya yönelik davranışta bulunmama tedbirine uyulmadığında ikinci kez işlem yaparak, tedbir kararına muhalefetten dava açılıyor. Koruma tedbirleriyse mahkemece alınıyor.”

ÇOCUK İZLEME MERKEZİ

Büroda; Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Çocuk İzleme Merkezi’nde savcılar da nöbet tutuyor. Mağdur çocukların ifadeleri ve gözlemleri bu merkeze giden nöbetçi savcılarca alınıyor. “Mağdur çocuk bir kez de adliyeye getirilerek, mağdur olmuyor” diyerek sözlerine devam ediyor Avcıoğlu: “Benzer bir merkez, aile için de kurulabilir. Örneğin Aile İzlem Merkezi (AİM) veya Kadın İzleme Merkezi (KİM) olabilir. Bu merkezde sosyolojik, ekonomik ve psikolojik tahliller yapılarak, alınacak en uygun tedbirler için sosyal araştırma raporu düzenlenmeli. Risk grubu özellikleri taşıyan, şiddet içeren sabıka kayıtlarının kabarıklığı, psikiyatrik tedavi unsuru, uyuşturucu ve alkol kullanımına bakılarak belirlenebilir. Emniyet’te tıpkı ‘hırsızlık masası’ gibi bir ‘aile içi şiddetle mücadele masası’ kurulabilir. Böylece işleyiş de hızlanır.
Gözlemlerime göre; toplumun temeli olan aileler çöküyor. Bize bir aylık evli çiftler bile geliyor. Onlar için eğitim öngörülebilir. Evliler-nişanlılar için seminer düzenlenebilir. Bu eğitimler AİM kurulursa, orada verilebilir. Bu olmasa bile, kadınlar hiçbir maliyeti olmadan kütüphaneye gidip aile, çocuk ve kişisel gelişim kitapları okuyabilir.”


Yorumları Göster
Yorumları Gizle