New York’un en erotik oyunu Kürklü Venüs

Güncelleme Tarihi:

New York’un en erotik oyunu Kürklü Venüs
Oluşturulma Tarihi: Mart 24, 2012 02:25

Broadway’de bir tiyatro. Dramatik bir başlangıç. Bir anda ışıklar sönüyor, gök gürültüsünü duyuyoruz ve sahneyle aramızdaki mor perde aniden düşüyor. Işıklar ... Ve karşımızda Hugh Dancy.

Haberin Devamı

Sahnede sadece floresanlı ışıklar, metal bir masa, bir koltuk, bir kahve makinesi  ve bir yazar/ yönetmen var. Thomas adındaki tiyatrocu, bir oyunu sahnelemek istediğini ama provalara gelen 35 oyuncunun da rol için uygun olmadığını söylüyor.
Ceketini giyip çantasını boynuna asan adam tam kapıya yönelmek üzereyken, kapı yumruklanırcasına çalınmaya başlıyor. Thomas kapıyı açtığı an Vanda rolünde izleyeceğimiz Nina Arianda paldır küldür içeri giriyor. Küt burnu, sarı dalgalı saçları, püsküllü siyah botları, büyük boy siyah deri çantası ve daha da büyük yeşil renkte bir pazar çantasıyla sahneye çıkan yıldız adayı elbette yönetmenin aradığı oyuncu değil. “Aradığım kişi sen değilsin” dediği zaman Vanda “Ben olmayan biri” diyor. O anda Vanda’nın yüzünde oyuncuların hayatları boyunca karşılaştıkları o hayal kırıklığını görüyoruz.
Birkaç saat geç gelen bu genç kadını yönetmen güzellikle göndermek istiyor ama Vanda ısrar ederek “Ne olursunuz bana bir şans verin” diyor. Metroda oyuna göz attığını söyleyen Vanda, çantasından oyunun kirlenmiş bir metnini çıkarıyor ama metni nereden bulduğunu, nasıl ele geçirdiğini söylemiyor.
Yönetmenle oyunu okumaya başlayan Vanda ilk andan itibaren Thomas’ı şaşırtıyor. Vanda metroda sadece göz gezdirdiğini söylediği oyunu ezbere biliyor ve tecrübesiz bir oyuncu olmasına rağmen, 1870’li yıllarda Avusturya’da yaşamış asil kadın rolünde turnayı gözünden vuruyor. 36’ncı denemede aradığı oyuncuyu bulduğuna inanan yönetmen ilk önce mutluluktan havaya uçuyor.
Thomas ve Vanda oyunu okudukça gerçekle hikâyenin birbirine girdiğini görüyoruz. Yağmurluğunun altında dar deri çamaşırlar, jartiyerler ve bir tasma oyunun bir parçası oluyor. 1870 yılında Leopold von Sacher-Masoch’un yazdığı kitapta kürk fetişi olan asil bir adam, sevdiği kadından kendisine hükmetmesini istiyor. Vanda oyunun kadın düşmanı olduğunu ve Thomas’ın bunu engellemek için hiçbir çaba göstermediğini söylediği zaman ikilinin ilişkisi de, oyunun  kuralları da tersyüz oluyor.
‘Venus in Fur’ün yazarı David Ives bu oyununda kadın-erkek ilişkilerini ve bu ilişkilerdeki güç ve güçsüzlüğü kendine konu almış. Hem  sadomazoşist bir gerilim hem de komik bir tiyatro eseri olarak tanımlayabileceğimiz oyun 95 dakika sürüyor. Oyunda çıplaklık olmasa da şu an New York’ta oynanan en erotik, en şehvetli oyun ‘Venus in Fur’. Bir seks komedisinin ötesinde, cinsel arzu ve kadın-erkek ilişkilerindeki güç savaşını konu alan karanlık, heyecanlı bir oyuna tanık oluyoruz Broadway sahnesinde.
Nina Arianda geçen kış bu oyunla Off-Broadway’de (Broadway dışındaki bir tiyatroda) sezonun en çok konuşulan oyuncusu olarak lanse edilmiş, ilkbaharda da Broadway’de oynadığı  ilk oyun ‘Born Yesterday’deki rolüyle Tony ödülüne aday olmuştu. Woody Allen’in ‘Midnight in Paris’ filminde de oynayan Arianda’dan gözlerinizi alamıyorsunuz.
Buğulu sesi ve fiziksel komedideki başarısıyla Nina Arianda o kadar heyecanlandırıcı bir oyuncu ki, oyunu geçen yıl ilk sahnelendiğinde gören tiyatro eleştirmenleri Thomas rolünü üstlenen Wes Bentley’in sahneden neredeyse silindiğini anlatıyorlar. Bu yıl Nina Arianda’nın karşısında İngiliz oyuncu Hugh Dancy var. İngiliz komedilerinde sürekli aynı rollerde izlemeye alıştığımız Hugh’un oyunculuktaki sınırlarını bildiğinizi düşünebilirsiniz belki... Ama 2011/ 2012 sezonu Hugh Dancy’nin bir anlamda yeniden doğuş yılı oldu. Önce filmekimi’nde izlediğimiz ‘Martha, Marcy, May, Marlene’ filminde sempatik olmayan bir rolle karşımıza çıkan Dancy, Laura Linney’nin başrolde oynadığı ve kanseri konu alan ‘The Big C’ dizisinde çok farklı bir rolle televizyon seyircilerini şaşırtmayı başardı. Hugh Dancy’yi İstanbul Film Festivali’nde de son filmi ‘Histeri’yle izleyebilirsiniz...
‘Venus in Fur’ oyununda Hugh Dancy’nin canlandırdığı Thomas’ın gözlerinde okunabilen korku ve meraklı bekleyiş, İngiliz oyuncunun Arianda’yla aynı sahneyi paylaşacak kadar kuvvetli olduğunun ilk kanıtı. Hugh’un züppe yönetmenden, yalvaran adama dönüşmesindeki oyunculuğu usta işi. Sahnedeki yönetmen, Vanda’nın elbisesinin fermuarını çekerken baştan çıkarılmış olmasına rağmen Vanda’ya dokunamıyor. İşte o an sol el başparmağının seğirmesi belki çok küçük bir detay ama yine de akıllarda kalıyor. İki genç ve önemli oyuncunun aynı sahneyi paylaştıkları ve muhteşem temposuyla solukları kesen ‘Venus in Fur’, 17 Haziran akşamına kadar sahnelenmeye devam edecek....

Haberin Devamı

ADELE ve OBAMA’NIN SEÇİMLERİ

Haberin Devamı

2011 yılı Grammy ödül töreninde bir ilk yaşanmıştı ve En İyi Yeni Sanatçı dalında ödül Justin Bieber yerine bir caz yorumcusuna verilmişti. Barack Obama’yı hiç şaşırtmayan bu seçime gelince... Obama 1984 doğumlu Esperanza Spalding’i sadece Beyaz Saray’a değil, aynı zamanda Nobel Barış Ödülü seremonilerinde de müziğiyle katılması için çağırmıştı. Esperanza’nın yeni albümü ‘Radio Music Society’ bu hafta Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde  piyasaya çıktı. Joe Lovano, Terri Lyne Carrington, Q-Tip ve Lalah Hathaway gibi konuk sanatçıların da yer aldığı albümdeki bestelerden biri Stevie Wonder’a, biri Wayne Shorter’a, on tanesi de Esperanza’ya ait. Yeni albümde Esperanza’nın müziği cazdan funk’a ve bossa nova’ya kadar uzanıyor. Stevie Wonder imzalı Michael Jackson şarkısı ‘I Can’t Help It’, işlemediği bir suç yüzünden Amerika’da 30 yıl hapis yatan Mumia Abu Jamal için yazılmış olan ‘Land of the Free’ ve ‘Radio Song’ albümün ilgi çeken şarkıları...
2011 yılında duygusal şarkılarıyla müzikseverlerin gönlünü fetheden Adele bugün müzik dünyasının en büyük yıldızlarından biri. Peki Adele’i etkileyen müzik, onu duygulandıran bir ses var mı diye soracak olursanız, o zaman Adele’in geçen yıl birlikte turneye çıktığı 25 yaşındaki Michael Kiwanuka’dan bahsetmeliyiz... Bu hafta ilk albümü ‘Home Again’le İngiltere albümler listesine 4 numaradan giren Michael’ın müziği 1960’lı ve 70’li yılların folk/ soul müziğini; sesi ve yorumu ise Bill Withers, Terry Callier, Marvin Gaye ve Otis Redding’i andırıyor. Parlak bir geleceği olan yetenekli yorumcunun albümden ‘Home Again’, ‘Bones’ ve ‘Any Day Will Do Fine’ı dinleyin...

Haberin Devamı

IŞIK ve ŞİİR

Roma’da Chiostro del Bramante’de açılan Joan Miro (1893-1983) sergisi İtalyanların şu günlerde en çok konuştukları sergiler arasında... Katalan sanatçı Joan Miro’nun aralarında ‘Woman in the Street’ ve ‘Untitled’ gibi resimlerinin de bulunduğu ‘Miro! Poesia e Luce’ adlı sergi, 16 Mart’ta açıldı ve 10 Haziran’a kadar gezilebilecek. Miro için çalışma mekanı çok önemli olduğu için sergide Miro’nun çalışma odasına ve sanatçının zamanında kullandığı fırçalarla çeşitli diğer objelere de yer veriliyor.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!