Geri Kelebek Ne yazık ki hırsı yok
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ne yazık ki hırsı yok

Bir süredir ne Leman Sam'ın ‘‘kızı’’, ne de Sarı Fırtına lakablı Beşiktaşlı Metin'in ‘‘karısı’’: Şevval Sam Tekin. 25 yaşında, beş yıldır evli, bir yıldır anne. Yetenekli, ama hırsları yok. Çok para kazanmak ya da bir numara olmak istemiyor. Hayatta hiçbir zaman net bir hedefi olmamış, çünkü günü yaşamanın herşeyden önemli olduğunu düşünüyor. Alaturka bir kaset yapabilir, resim sergisi açabilir, oyunculuğa devam edebilir. Ama şu günlerde herşeyden ve herkesten daha önemli biri var hayatında: 15 aylık oğlu Tarık Emir. Zaten iddiasız ve sakin yaşayan Şevval Tekin Sam, annelikten sonra iyice mülayim olduğunu düşünüyor.

Anneannem, komşularıyla birlikte oturmuş, ‘‘Hayat Ağacı’’ adlı pembe diziyi seyrediyordu. Esas kızın adı Sam'di ve kızın babası o güne kadar dizide görünmemişti. Şans bu ya, benim de tanık olduğum o bölümde ortaya çıkıverdi. Adam beyazcamda görününce duyduklarım inanılır gibi değildi. Herkes birbirine Sam'in babasına ne kadar çok benzediğini söylüyordu: ‘‘Gözleri çok benziyor... Vallahi, kaş göz herşey aynı... Onun gibi boylu poslu...’’ Anneannemin ve öbür teyzelerin yüzüne baktım; Sam'in babasına benzediğine gerçekten inanıyorlardı. TV dizilerinin, Türk kadını için taşıdığı anlam ve önemi anlatmak açısından iyi bir örnek diye, Şevval'e bu hikayeden sözettim. ‘‘O da bir şey mi’’ dedi. ‘‘İngiltere'de sevilen bir dizi karakteri hapse düşünce, halk ortalığı ayağa kaldırmış. Başbakan, ‘onun için özel af çıkacak' diye açıklama yapmak zorunda kalmış.’’

DERSTE TESPİH ÇEKERDİM

Seyircinin, sevdiği dizilerle kurduğu bu tutkulu ilişkinin, Şevval Sam Tekin’in oyunculuk kariyerine büyük etkisi oldu. Önce Süper Baba'da Deniz'di, sonra izleyicinin karşısına Feride olarak çıktı. Feride, televizyon düşmanı tatil aylarında, reyting canavarına en fazla direnen dizilerden biriydi. Geçenlerde o da bitti. Dizi bitti, ama Şevval Tekin Sam yeni başlıyor. Yalnızca oyuncu olarak değil, dizinin jenerik şarkısını seslendirerek yumuşak geçiş yaptığı şarkıcılıkta da parmağı olsun istiyor. Bu arada resim yapıyor, okulunu okuduğu grafikteki birikimlerini sanat yönetmenliğinde kullanmayı düşünüyor. İki koltuğuna sığdırdığı karpuzlar düşüp de kabak gibi yarılır mı diye düşünmüyor bile. Çünkü onun için önemli olan günü yaşamak.

Şevval'in çocukluğu masallara inanmakla, hayal kurmakla geçmiş, ama aile hayatı masallardaki gibi mutlu değil. Baba Selim Sam'la anne Leman Sam, o altı yaşındayken ayrılmışlar. Kendinden iki yaş büyük ablası Şehnaz ile hep kavga ederlermiş. Çok farklı yapıda iki insan olduklarını, bu yüzden pek sık görüşmediklerini söylüyor. Hiçbir zaman sıcak bir ilişkileri olamamış. Babası için ‘‘müziğe baş koysaydı çok iyi bir yere gelebildi’’ diyor: ‘‘Fevkalede bir sesi ve ciğer kapasitesi vardı. 22 dilde şarkı söylüyordu. Ama turistik yerlerde program yapıyordu. En son Gar Gazinosu'nda çalıştı.’’

Pek sıkı olmayan Sam Ailesi dağılıp baba başka evlilikler yapınca, Leman Sam iki kızıyla birlikte yaşamaya başlar. İlk yıllarda çeşitli maddi ve manevi zorluklardan geçilir. Yine de Şevval'in mutsuz olmaya niyeti yoktur: ‘‘Kötü olayları hemen silerim hafızamdan. O günlere dair çok fazla şey hatırlamıyorum. Zaten bunu beceremeseydim, ruh halim bu kadar dingin olmazdı.’’ Okul yıllarında erkeklere illallah dedirtecek kadar bıçkındır. Formasının altına paçalarını kıvırıp pantolon giyer, çünkü hemen hergün okulda bir kavga olur, duvarlardan atlanır, ağaçlara çıkılır. Şevval işi kabadayılığa kadar vardırır: ‘‘Derste tespih çekmekten disiplin kuruluna verilmiştim. Neden yaptığımı sordukları zaman da, parmaklarım uyuşuyor, doktor tespih çekmemi söyledi diye yalan uydurmuştum. Ama şeytan tüyü vardı bende. Ceza almadım.’’

Metin Tekin'le evlilik hikayeleri çok yazıldı. Ama bilmeyenler için: Şevval 14 yaşında fanatik bir Beşiktaşlı olarak okul gazetesi için Metin'le röportaj yapmaya gider. Metin röportajdaki bir soru üzerine evlenmeyi düşünmediğini filan söyler. Sonra Şevval onu yemeğe davet eder. Metin de, ‘büyü de öyle gidelim’ der. Üç sene sonra flört ve ardından evlilik gerçekleşince ‘‘büyük lokma ye, büyük söz konuşma’’ atasözü bir kez daha doğrulanmış olur.

Şevval Sam, gerçekçi bir içtenlikle evliliğin de, çocuk büyütmenin de çok zor olduğunu söylüyor: ‘‘Bambaşka iki insanın aynı evde birlikte hareket etmesi çok zor. Evlilik aslında, herkesin herkesi olduğu gibi kabul etmesi gereken bir güven ortamı. Dayatma olunca evlilik yürümüyor. Bir dönem tartışıyorsunuz, sonra olduğu gibi kabul ediyorsunuz. İstemediğiniz noktada çekip gitme özgürlüğünüz de var tabii.’’ ‘‘Beyamca’’ diye seslendiği oğlu Tarık Emir'in hayatını nasıl değiştirdiğini anlatıyor:

ÇOCUĞU ATTIM

‘‘Çocukla birlikte daha önce eşine duyduğu hastalıklı duygularından arınıyor insan. Niye böyle dedi, niye öyle yaptı, demekten vazgeçiyor. Kadının eşine karşı olan sevgisi sakinleşiyor. Ben fevkalade eğlenceli bir hamilelik geçirdim. Ama doğumdan sonra çok yoğun bir tempo başladı. Günlük isyanlar yaşadım. Bir gün iki saat salladım uyutamadım. Sürekli ağlıyordu. Evde bir ahbabımız vardı, onu uyandırdım. Ağlaya ağlaya Tarık Emir'i onun kucağına attım. Sonra sabaha kadar katıla katıla ağladım, bir paket sigarayı içmedim, yedim. Çok büyük sevgisi olmasa asla çekilmez. Dünyada ondan başka bir şey görmüyor benim gözüm.’’

Kendine hamile muamelesi yapılmasını istemediği için karnındaki bebeği, dört ay herkesten, ailelerden bile saklamış. Ama Metin sonunda dayanamayıp mutlu haberi vermiş: ‘‘Benim yanımda hamilelik konusu konuşulsun istemiyordum. Özel bir durumum olmasını istemedim. Bu benim hayatımın her döneminde var. Hiçbir zaman farklı olmak istemedim.’’


Yorumları Göster
Yorumları Gizle