GeriKelebek Ne borsası, ne ithalatı? Ben sörf yapmak istiyorum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ne borsası, ne ithalatı? Ben sörf yapmak istiyorum

Ne borsası, ne ithalatı? Ben sörf yapmak istiyorum
refid:13312017 ilişkili resim dosyası

Onun hayatı, zorunluluklara teslim olmayı reddeden bir manifestonun ta kendisi. Ufuk Akıncı (28) İstanbul’da iyi kazanan bir borsacıyken, Türkiye’de 3-5 kişinin yaptığı dalga sörfünün peşinden gitmek için hayatını tamamen değiştirdi. Nakdin vakti yenemediği bir hayatı seçti. İstanbul’un göbeği Teşvikiye’de otururken, şimdi Karadeniz’in küçük kasabası Kerpe’ye yerleşerek, Türkiye’de kurmak istediği dalga sörfü kulübünün hazırlıklarını yapmaya başladı.

Dudak büküp, “Parası var, ne yapacağını şaşırmış” diyerek tepeden bakmayın. Parası yok, inancı var. Parasız, sadece bir çadırla çıktığı 15 günlük yolculuğunda, ormanlardaki su kaynaklarından su içip, zıpkınla balık avlayarak beslenerek, hayatı aslında çok basit yaşabileceğini kendine kanıtladıktan sonra, tüm gemileri yakmaya karar vermiş. Onun pek çoğumuzdan farkı, hayatını başkalarının doğrularıyla harcamaktansa, kendi doğrusuyla yaşayacak cesaretinin olması.

Ufuk Akıncı, henüz Marmara Üniversitesi Ekonometri Bölümü’nde öğrenciyken borsacı oldu. İş hayatında kısa sürede çok iyi yerlere gelse de, insanın mayası bir sahil kasabasında doğup dalgalarla boğuşarak yoğrulunca, belki de masa başı işler hamurunu bozduğundan mutsuz olmaya başladı. “İşimi yapıyordum ama kafamı kaldırdığımda gördüğüm manzara beni bitiriyordu. Yaptığım işi ne koklayabiliyor, ne ona dokunabiliyordum. Dokunabildiğim tek şey radyasyon saçan bir bilgisayar ekranıydı” diyerek mutsuzluğunu anlatıyor.

Başlarda, “Belki de yanlış sektördeyimdir, iş değiştireyim” diye düşünüp, bu kez bir ithalat firmasının gözde bir elemanı oldu. Ancak aynı paraya, başkalarının işi de ona yüklenince itiraz etti: “O zaman anladım ki iş hayatında aynı paraya daha çok iş mantığı var. Enerjiyi kendimden harcadığımı ama faydasının başkalarına olduğunun farkına varıyordum. Eve yarı baygın geliyor, kendimle ilgili hiçbir şey yapamıyordum. Hepsinden önemlisi sportmen biri olmama rağmen sağlığım gitgide bozuluyordu. İçgüdüsel olarak bunun sebebinin iş hayatım olduğunu tahmin ediyordum ve istifa ettim. Yapmak istediğim şey hep hayalini kurduğum dalga sörfüydü. Ama hayalimi gerçekleştirmek için eksiktim ve nelerimin eksik olduğunu bilmek için kendimle ilgili bir teste ihtiyacım vardı.”
Hiç parasız hayatını sürdürebilir miydi? Bu sorunun cevabını bulmak için yollara düştü. Ailesinin, “Oğlum istersen seni psikiyatra götürelim” teklifine rağmen bir bisiklet satın alıp arkasına çadırını ve zıpkınını yükleyip yola çıktı. 15 gün boyunca sahil kasabalarında doğal hayatta bir sınav verdi.

BALIK KARŞILIĞINDA BİR ŞİŞE ŞARAP ALDI

Uyku tulumunda uyudu, ormandaki su kaynaklarından su içti, acıktığında zıpkınla balık avlayıp çubuğa geçirdiği balığını ateşte pişirdi. Gittiği sahil kasabalarında bazen yazlıkçılar için de balık avlayıp karşılığında şarap mükâfatı aldığı da oldu.

Peki bunları yaşarken hiç endişeleri, korkuları yok muydu? “İstanbul’da ihtiyacım olmayan birçok alışkanlığım vardı. Bir sürü şeyi sanki çok gerekliymiş gibi algılıyordum. Bunlardan kurtulmak için en basite inmem, hayatımda elemeler yapmam gerekiyordu. Zor koşullarda yaşayabiliyorsam, paraya ihtiyacım da yok diye düşünüyordum. Kararsızlığım ve korkularım vardı ve bunlarla başa çıkma yollarını bulmalıydım. Yola çıktığım ilk gün üç arı boynumu soktu, moralim çok bozuldu. Ama aradığın bu değil miydi, al sana zorluk diyerek kendimi toparladım. Avlandıkça farkında olmadan duyularım da gelişiyordu. Müthiş avlanıyordum. Doğanın dengesinin bozulmaması gerektiğine inandığım için yeteri kadar balık yakalayınca önümden kocaman bir balık geçse de avlamıyordum. Balık yerken bira istiyordum ama sonra, su var ne gerek var diyerek vazgeçiyordum. Demek ki hayatta aslında elenecek çok şey var. Bunlar elendikçe, kafada öyle bir boşluk oluşuyor ki, bu kez tamamen kendinize konsantre olabiliyorsunuz.”

TESTTEN GEÇİNCE VER ELİNİ KERPE

Basit bir mantık yürüttü: “Bir felaket oldu, bütün ailemi kaybettim, parasızım, nasıl yaşarım?” İşte o seyahat sonrası paraya hiç ihtiyacı olmadan yaşayabileceğine, hatta etrafındakileri bile yaşatabileceğine karar verdi. Korkularını, kaygılarını yenip, kendine güvenini kazandı. İstanbul’da avlanamayacağı için bir sahil kasabasına yerleşmeliydi. Hepsinden önemlisi, çocukluk hayali olan dalga sörfünün Türkiye’de yapılabileceğine karar verdi. Sörfü başkalarına da öğretecekti.

Bunun için önce Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla meşhur Kerpe Kasabası’na yerleşti. Kendi parasıyla dil öğrenmek için gittiği Avustralya’dan bir sörf tahtası getirmişti. Dalga sörfünü öğrenmek isteyeceklere ikinci bir sörf tahtası ihtiyaç olacağından, sörf tahtası yapmaya karar verdi. Dokuz ay boyunca internetten işin teorisini araştırdı, CD’ler sipariş etti. Yaptığı ilk tahtalar suda parçalandıkça eksikliklerini gördü ve gördükçe sapasağlam tahtalar yapmaya başladı. Küçücük atölyesinde A’dan Z’ye her şeyi kendi elinden çıkma tahtalar çoktan ortaya çıkmıştı bile. Vakum makinesine ihtiyacı olduğunda dünya kadar para döküp makineyi almıyor, çıkma bir buzdolabı motorundan onu da kendi imal ediyordu. Bununla yetinmiyor, sörf tahtasının köpüğünü kesmek için gerekli olan ısıtılmış teli yapabilmek için oturup bu kez elektrik öğreniyordu. Şimdi birbirinden güzel renk ve desenlerde Danube adını verdiği kendi sörf markasını yarattı ve el yapımı 6 güzel tahta üretti.

GÜNEY AFRİKA’DAN AYAĞINA GELEN BURS

Sörfü, doğayla iç içe mutlu yaşama sanatı olarak gördüğü için kulübünün adını Surf Art Club koydu. Şimdi sıra ders vermeye gelmişti ama bunun için sertifikaya ihtiyacı vardı. Henüz Türkiye’de dalga sörfü bilinmediği ve dolayısıyla sertifika verecek bir yer de olmadığı için, dünyadaki 60 sörf okuluna internetten başvurdu. Ama hiçbirinden yanıt gelmedi. Ta ki geçtiğimiz kasıma kadar. Güney Afrika’nın en büyük sörf okulundan şu mail geldi: “Kusura bakma, mail’in junk mail’e düşmüş. Şimdi gördüm. Okulun sahibi olan oğlum bir iş için şu an İstanbul’da. Onu hemen ara.”

Aradı tabii: “Hemen aradım, buluştuk. Yaptıklarımı anlattım, çok param olmadığını, uygun fiyata sertifika programına katılıp katılamayacağımı sordum. Yüzüme bakıp, ‘Dalga mı geçiyorsun, bu kadar şey yaptıktan sonra senden para almayacağım, burs vereceğim’ dedi. Hemen Güney Afrika’ya gittim. Önce cankurtaranlık sertifikası, sonra da sörf hocalığı sertifikası aldım.”

DELİ OĞLAN BOĞULACAK!

Kerpe’de, dev dalgalar geldiğinde herkes teknelerini kıyıdan uzaklaştırırken, onun sörf tahtasını alıp sulara atlamasına herkes alışmış. “Ayyy bu deli oğlan boğulacak şimdi” diyerek jandarmaya ihbar telefonları edenler yok artık. Üstelik sörfü sevmeye başladılar. Ufuk’a son bir soru soruyorum; “Genç bir adamsın eğlenmek, kızlarla vakit geçirmek varken bu münzevi hayattan bir gün sıkılmayacak mısın?” Tereddütsüz cevap veriyor: “Ben zaten çok eğleniyorum.” Ufuk Akıncı’nın www.surfartclub.com sitesi henüz yapım aşamasında ama dalga sörfünün meraklıları ona ufuk_akinci@surfartclub.com adresinden ulaşabilir.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle