GeriKelebek Müzik: Haftanın albümleri
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müzik: Haftanın albümleri

BARLAS
SENDEN KALAN
Pasaj Müzik

‘80’lerin sonlarında Ankara’da çalan punk rock grubu Hardline ve heavy metal grubu Axe’la sahne tozu yutmaya başlayan gitarist Barlas Erinç’in bugüne kadar Türkçe rock tarihine kazınmış 10’a yakın hit şarkısı var. Bu, onu diğer besteci/söz yazarları arasında ayrıcalıklı bir konuma yükseltiyor elbette. Özlem Tekin’in çıkış hiti ‘Aşk Her Şeyi Affeder Mi?’, Teoman’ın çıkış hiti ‘Ne Ekmek Ne De Su’ ve dillere destan Umay Umay hiti ‘Hareket Vakti’ unutulmaz Barlas eserlerinden sadece üçü... Ayrıca editör firması Müzikotek ile uluslararası kullanıma sunulan üç adet müzik kütüphanesi albümü (‘Gitar Vuruşları’, ‘Retro ve Ötesi’, ‘Futbol Rock’) var ve bu albümlerde yer alan parçalar Amerika, Kanada gibi ülkelerde film, dizi ve TV programlarında kullanılmakta. ‘Sende Kalan’ ise Barlas’ın dördüncü solo albümü. Şimdi böyle kıymetli eserlere imza atmış birinden bu denli düşük kaliteli besteler duyunca insan afallıyor tabii. Albüm; içindeki şarkılardan kartonetindeki fotoğraflara kadar fiyasko! Hayatımda bir daha dinlemeyeceğim bir Türkçe rock albümü daha... Yıllar sonra Barlas bu albümü için de, tıpkı 2002 tarihli ‘Dünya Bi Acaip’ albümü için dediği gibi ‘aptal bir albüm’ yakıştırmasını yaparsa pek şaşıracağımı sanmam.

GOSSIP
A JOYFUL NOISE
Columbia / Sony Music

2009 yılında çıkardıkları ‘Music for Men’ adlı albümleriyle patlama yapmıştı Amerikalı üçlü. O yıla kadar üç stüdyo albümleri vardı fakat kendi kemik kitleleri dışına taşamamışlardı. Ardından ne olduysa, Rick Rubin’in bu üçlüyü keşfetmesiyle oldu. Şahsen benim için tüm zamanların en iyi birkaç prodüktöründen biri olan, efsanevi isim Rick Rubin gruba boyut atlattı ve onun prodüktörlüğünde kaydedilen ‘Music for Men’ sonrasında ana akım müzik piyasasına bomba gibi düştü kocaman vokalistli bu şirin grup. Disko, funk, rock, soul, punk ve popu bir albüm içinde harmanlayıp lezzetli bir karışım elde etmişlerdi ve çılgın sahne şovlarıyla dillere düşmüşlerdi. Şimdi o küresel patlamanın ardından gelen yeni albümdeyse ivme korunuyor. Rubin nasıl bir ayar çektiyse üçlünün kimyasına, aynı yoldan devam ediyor ekip. Ses rengiyle Janis Joplin ve Tina Turner arasında bir yere konumlandırılan Beth Ditto’nun önderliğindeki üçlü, yılın en iyi albümlerinden birine imza atmış durumda. Tori Amos derinliğinden, Madonna hiperaktifliğine uzanan yelpazesiyle Beth sallıyor, Brace Paine ve Hannah Blilie ise titretiyor resmen. Dans-punk, indie rock ve synthpop karışımı son zamanlarda tattığım en şık lezzetlerden. Tavsiyedir, deneyiniz...

NORAH JONES
... LITTLE BROKEN HEARTS
Blue Note / EMI

Türkiye’nin yetiştirdiği az sayıdaki ‘dünyaca ünlü’ müzik adamından biri olan Arif Mardin’in yapımcılığında, 2002’de, henüz 22 yaşındayken çıkardığı ilk albümü ‘Come Away with Me’ Grammy’lerde ‘yılın albümü’ dâhil sekiz ödülle taçlandırıldı. Bugüne kadar tüm dünyada toplam 26 milyon tirajla tüm zamanların en çok satan caz albümlerinden biri oldu. Şimdi; henüz ilk albümüyle böyle inanılmaz bir başarı yakalayan birinin, kariyerinin devamında bu başarının altında ezilmesini beklersiniz değil mi? Ama olmadı. Norah Jones, sonra yayımladığı üç albümle country, soul, folk, blues tarzlarına kayarken tiraj, ödüller ve eleştirel başarı anlamında çıkabileceği zirvelerin tamamını da gördü. Şimdiyse keskin bir değişim var sırada. Son yılların gözde prodüktörlerinden Danger Mouse’la kaydettiği bu albümde indie/alternatif pop sularına açılıyor Norah. Çok taze, çok bugünden bir sound’la kırık kalp öykülerini anlatıyor. Benzetmek gerekirse, Lana Del Rey’in şu sıralar herkesin kulağına usul usul yerleştirdiği lezzeti getiriyor önümüze ve bu sakinlik içinde kendi kıyametlerini koparıyor satırlar arasında yine de. İpeksi sesiyle akıp gidiyor albüm boyunca, kendimizi tazelenmiş bir ruhla buluyoruz son şarkı bittiği anda.

SONER ARICA
ŞARKILAR AŞK’I SÖYLER
Ossi Müzik

Türkiye’nin birçok değişimi apar topar yaşadığı dönemlerde, ‘90’ların başında müzik sahnesi de bereketli toprakları andırıyordu. Soner Arıca da tam o sırada girdiği Türk pop piyasasında, o dönemki radyo ve TV sunucularının tanımıyla ‘kaliteli slow’larıyla öne çıkan bir sesti. Futbol antrenörü Erdoğan Arıca’nın ve oyuncu Levent İnanır’ın kardeşi, Türk sinemasının usta oyuncusu Kadir İnanır’ınsa yeğeni olan Soner Arıca, mankenlik kariyeri sonrasında müziğe atılanlar arasında Türkiye’deki tek popüler erkek. 2002’den beri bir tiyatro oyuncusu da olan Arıca’nın 2005’te yayımladığı ‘Belki De Hiç Unutmadım’ adlı bir romanı da var. Gelelim albüme... İlk albümünü yayımladığı 1992’den günümüze kadar en beğenilen 14 ‘slow’ şarkısını yeniden kaydedip bir albümde toplamış Arıca. Bu tarz hamleler risklidir; şarkının ruhunu, öz tılsımını bozma tehlikesi barındırır. Ama Arıca yeni versiyonlarda bu tehlikeyi yaşamamış gibi geldi bana. Okan Bayülgen’in cool sesiyle seslendirdiği şiirle eşlik ettiği ‘Ayrılık’ albümün en iyisi. Sade sözlerle, basit anlatımlarla ağır ağır ilerleyen bir aşk albümü bu. Adından da belli olduğu üzere... Ama Arıca’nın son işleri arasında en çok bu ‘eskiler toplamasının’ ses getirmesi düşündürücü...

LEMAN SAM
NEREYE KADAR
Kalan Müzik

Bir kadeh şarap tadında...

İstanbul-Üsküdar’da bir subay kızı olarak dünyaya geldi ama Anadolu’yu da iyi biliyor. Mersin, Gaziantep, Hakkâri ve Ankara bir süre yaşadığı yerlerden bazıları... Ruhunun ve gönlünün yarısının, tam sekiz yıl yaşadığı Ankara’da olduğunu söylüyor. “Olmazsa olmaz şart; sahiden olduğun gibi olmak. Gerçek ruhun neyse, üzerine örtüler koymadan öylece yaşamak. Bu örtüler sizi yorar. Onun için ben çırılçıplak bir ruhla dolaştım...” diyor.
Bir süre jimnastik hakemliği, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda tercümanlık, steno hocalığı gibi işlerle uğraştı, Daily News’te asistan olarak çalıştı. “Ben hayatı, taşların üzerinden atlayıp zıplayıp denize akmaya çalışan bir nehre benzetiyorum. Bazen öfkelidir, bazen sakin. Zaman zaman siz de şaşarsınız bu nehir, o nehir mi diye... Benim hayatım denize akan bir nehirdir. Ölümü de mavi denize benzetiyorum.” diyor.
Tiyatro, mim, dans ve şan eğitimi aldı. Bir süre operada korist olarak görev yaptı. Başka toprak parçalarının özgün halk şarkıları konusunda araştırmaları var. 18’i aşkın dilde şarkı yorumlayabilmekte... “Benim sesim aslında doğanın sesi... Bir kavak ya da söğüt gibi yumuşak, köknar gibi militanca şarkı söylerim...” diyor. Bir gezgin olarak seyahat etmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seviyor. Yurtiçinde Ege, özellikle güneşiyle onu etkiliyor. Doğu Anadolu, geçmişinde bu bölgeye duyduğu özlem ve vahşi doğasıyla onu çekiyor. Kapadokya’nın doğasına hayran. Yurtdışında Hindistan’ın güneyi, yiyecekleri, meyveleri ve müziğiyle favorisi. Türkiye’ye çok benzettiği Yunanistan’ın müzikleri ilgisini çekiyor. Nepal, Tibet ve Sri Lanka da seyahat etmeyi sevdiği yerlerden. Doğayla iç içe yaşamak, doğal beslenmek; hayvanlarla, ağaçlarla, nehirlerle, bozkır ve dağlarla, hatta çakıl taşlarıyla kurduğu dostluk, yaşam enerjisinin kaynağını oluşturmakta.
Şimdi tüm bu bilgileri bir araya getirin, işte size Leman Sam’ın 14 yıl sonra çıkardığı ilk albümü ‘Nereye Kadar’ın özü. Toplam 10 şarkıdan oluşan ve aralarında Turgut Uyar gibi önemli bir şair, Cezmi Ersöz gibi popüler bir yazar, Vedat Sakman gibi usta bir müzisyenin imzalarını taşıyan şarkılara sahip bu albüm; ağır muhabbetlerin, hafif efkârların albümü. Sonbaharın renkleri, sonbaharın âhengi var bu albümde ve şarabın yıllandıkça güzelleşen tadı var bu mısralarda... Keşke her müzisyen, Leman Sam kadar ‘demli’ yaşasa notalarla...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle