GeriKelebek Müzik: Haftanın albümleri
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müzik: Haftanın albümleri

ZİYNET SALİ
SONSUZ OL
GNL/DMC

Evcilik oyunlarında bile hep şarkıcı rolünü üstlenen, önce ailesinin sonra eğitimi boyunca tüm okullarının solisti olan, KKTC Kültür Bakanlığı TSM Korosu’nun en genç solisti olan Ziynet Sali’yi nasıl bilirsiniz? Yerli Jennifer Lopez olarak mı? Kariyerinin başında Latin müziğine yönelen, 2000 tarihli ilk albümünden sonra Yunanca şarkılara da ağırlık veren Sali, 2004’te yayımladığı ikinci albümü ‘Amman Kuzum’la ülke çapında ses getirmişti. Akdeniz’in egzotizmi ve romantizminin izlerini müziğine yansıtma arzusunda olan Sali; Sezen Aksu, Sinan Akçıl, Mustafa Ceceli gibi isimlerle hazırladığı dördüncü solo albümü ‘Herkes Evine’den (2008) sonraysa Türkçe popun aranan isimlerindendi. Yeni albümü ‘Sonsuz Ol’sa güçlü kadrosuyla dikkat çekiyor. Sezen Aksu, Yıldız Tilbe, Kenan Doğulu, Ozan Doğulu, Ozan Çolakoğlu, Mustafa Ceceli ve Sıla bu kadronun en popülerleri. 13 şarkının yer aldığı albümde; orijinali Irshad Kamil’e ait olan, Türkçe sözlerini Sıla’nın yazdığı ‘Deli’; orijinali Alex Papaconstantinou’ya ait olan, Türkçe sözlerini Yıldız Tilbe’nin yazdığı ‘Favori Aşkım’ ve her satırından Sezen Aksu eseri olduğu belli olan ‘Vakit Tamam’ favorilerim. Özellikle ‘Deli’ ve ‘Favori Aşkım’ Türkçe pop standartlarının üstünde iki hit.

JULIO IGLESIAS
1
Sony Music

Latin popçu Enrique Iglesias’ın babası olan, yaşayan efsane Julio Iglesias’ın, en popüler olduğu iki ülke konumundaki İspanya ve Brezilya başta olmak üzere birçok ülkede platin plak kazanan albümü bu. Kariyeri boyunca farklı dillerdeki hit şarkılarıyla dünyanın en başarılı müzisyenleri arasında yer alan Iglesias, şimdi İngilizce ve İspanyolca şarkılarının ayrı ayrı yer aldığı 2 CD’lik bu çok özel albümle bizi selamlıyor. Toplam 38 şarkının da yeniden kaydedildiği ‘1’ albümü, Julio Iglesias’ın 40 yıla uzanan kariyerinin bir özeti niteliğinde. Dört yıldır bu albümün hazırlığında olan Iglesias, herhangi bir toplama albümden farklı olarak ‘1’de ‘yeni Iglesias sesi’ni öne çıkararak, daha olgun bir sound’la kendi şarkılarını yeniden seslendiriyor. “Bu albüm 44 yıldır beni özveri ve ilgiyle takip etmiş olan ve bugün de şarkı söylememe neden olan inanılmaz hayranlarıma adanmış bir albüm oldu. Onlar her zaman kariyerimin arkasındaki güç olacaklar” şeklinde de özetliyor durumu. Her iki CD’yi de dinleyeceğiniz zaman fark edeceğinizi düşündüğüm detaylarsa; Julio Iglesias’ın seneler içinde değişen sesi ve yeni aranjmanlar sonrasında sevilen şarkılarına gelen farklı bakış açısı olacak diye düşünüyorum. Arşivciler kaçırmasın.

ÖZCAN DENİZ
Bİ’ DÜŞÜN
Poll Production

Kariyerine başladığı ilk günlerle bugünkü hâlini yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan komik manzara, eminim Özcan Deniz’i de güldürüyordur. Fakat tabii insanların, özellikle de sanatçıların kendini geliştirme arzusunda olanlarını takdir ediyoruz. Deniz’in en azından yerinde saymayan bir portre çizdiği apaçık ortada. Bu bakımdan gösterdiği azim de yadsınamaz. Dönemdaşı Mahsun Kırmızıgül’ün yönetmenlik sevdasındansa, Özcan Deniz’in oyunculuk sevdasını daha samimi bulduğumu da belirteyim bu arada. Ama bu bağlamda; ‘Özcan Deniz artık kariyerine sadece oyuncu olarak mı devam etse?’ demekten kendimi alamıyorum. ‘Bi’ Düşün’de ikisi remiks olmak üzere toplam 13 şarkı yer alıyor ve herhangi biri, Özcan Deniz’in türkü/halk müziği formuna daha uygun olan sesiyle örtüşmüyor. Daha spesifik bir örnek vermek gerekirse, Özcan Deniz’in sesi bu albümün ikinci şarkısı olan ‘Aklında Olsun’a uymuyor mesela, en azından ben uyduramıyorum. Söz ve müziği kendine ait olan ‘Kimseler Kalmadı’nın nakaratındaki gibi takılması lazım bence. Indie rock grubu Replikas’ın ‘Seyyah’ şarkısına getirdiği yorumsa elbette bir hayli şaşırtıcı. Albümün elle tutulur tek şarkısı da bu cover zaten. Orijinalinden daha rock sound’unda olmasıysa şok edici.

AMBULANS
ZİGZAG
Pasaj Müzik

Ambulans, albüm kartonetindeki ve bilgilerinin yazılı olduğu Facebook sayfalarındaki Türkçe hatalarıyla ilgimi(!) çekti. Kartonet demişken... Kapağa bakıyoruz, albümün ismi yazmıyor. Arkayı çeviriyoruz, şarkı isimleri yok! Bunun tercih olması beni ilgilendirmiyor, ikisi de hata. Gelelim gruba... Vokalist Turan Sarıbay, Southampton Üniversitesi’nde müzik pazarlaması yüksek lisansını bitirip Türkiye’ye döndüğünde, liseden okul arkadaşı olan ve daha önce farklı gruplarda beraber müzik yaptığı Özgen Akçetin (gitarist) ve Zafer İpek’le (gitarist) beraber grubun temellerini atmış. Özgen Akçetin, Galatasaray ITM’de müzik teknolojisi eğitimi aldıktan sonra tonmaister ve aranjör olarak Sezen Aksu, Teoman, İskender Paydaş, Ozan Çolakoğlu, Şebnem Ferah ve Tarkan gibi Türk pop ve rock müzik piyasasının önde gelen prodüktör ve sanatçılarıyla çalışmış. Albümde basın-medya, tüketim kültürü, çevre ve aile baskısıyla, hayatta mutlak başarı zorunluluğu; değişik bakış açılarıyla punk, rock‘n’roll ve modern rock öğeleri barındırarak hikâyesel bir şekilde anlatılmış. Şarkılar ‘sosyal kanser’e yakalanmış bir gencin ambulansta gördüğü sanrılarla başlayıp, hastaneye kaldırılışı sırasındaki öyküsünü ve aklından geçenleri anlatıyor.

AMY MACDONALD
LIFE IN A BEAUTIFUL LIGHT
Mercury/Vertigo/Avrupa Müzik

Hayatın içinden kopmayan sıcak bir ses yumağı

Dünya çapında bir pop yıldızı olabilmek için mutlaka görkemli sahne şovlarına, dansçılara, yarı çıplak sahne kıyafetlerine ve sansasyonel bir hayata sahip olmanız gerekmez... Müzik dünyasını sıkıcı ve her şeyin rutin olduğu bir süreç olmaktan kurtaranlar, kurallara uymayıp da başarılı olanlardır biraz da. İskoç güzel Amy Macdonald gibi mesela... 2007’de ilk albümü ‘This Is the Life’ı çıkardığında 20 yaşındaydı. O albümdeki şarkıların çoğunu 18-19 yaşlarında yazmıştı. Müzikal açıdan sade üslubu, yalın dili ve gösterişten uzak samimiyetiyle kanımıza girmiş, eşlik edilesi pop melodileriyle kulaklarımızı şenlendirmişti. Yaşanmışlıklardan bahsediyor ve edebiyat parçalamaya çalışmıyordu. İşte bu tavrıyla ve tabii ki o kâğıt helva tadındaki sesiyle sadece kulaklarımızda değil, gönlümüzde de bir mertebeye yükselmişti. Tarzı için soft rock, indie rock ve indie folk yakıştırmaları yapıldı ama ona sorulduğunda “Ben sadece akustik gitarımla, basit şarkılar yazıyorum” diyordu.
2010 tarihli ikinci albümü ‘A Curious Thing’ turne boyunca otel odalarında, turne otobüsünde falan yazdığı şarkılardan oluşuyordu. ‘Life in a Beautiful Light’ ise Amy’nin üçüncü albümü. 17 yaşındayken albüm anlaşması imzaladığı günden beri ilk defa 2011’de çıktığı tatil sonrasında müziğe yeniden sarılmasının ürünü aynı zamanda. Şu an bir müzik kanalı açtığınızda 10 dakika içinde karşınıza 3 defa çıkacak robotlaştırılmış popçulara dönme riskinden kurtulmak için kendiyle baş başa kaldığı bu süreç işe yaramış. Hayatını müziğe adamanın doğru bir şey olup olmadığını sorguladığı ve doğru bir şey olduğuna ikna oluşunu anlattığı ‘In the End’, 2010’da Şili’deki San Jose Madeni’nde iki aydan uzun süre yerin yaklaşık 700 metre altında mahsur kalan 33 madencinin hikâyesinden aldığı ilhamla yazdığı ‘Human Spirit’, Mısır halkının Başkan Mübarek’i devirmesinin sevinciyle ilgili olan ‘Across the Nile’, küçükken ailesiyle gittiği New York’ta geçirdiği mutlu anları anımsayarak yazdığı ‘4th of July’, futbola olan sevgisinin (2008’de futbolcu Steve Lovell’la nişanlanmış ve ‘A Curious Thing’deki ‘What Happiness Means to Me’ şarkısını Lovell’a adamıştı) yazdırdığı ‘The Green and the Blue’ ile ‘Pride’, tahrip edici bir hastalık olan Alzheimer ile ilgili olan ‘Left That Body Long Ago’ ve son olarak da müptelası olduğu otomobil yarışlarıyla ilgili ‘Slow It Down’ albümün öne çıkanları.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle