GeriKelebek Müslüman karşıtı bir film yapmadık
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müslüman karşıtı bir film yapmadık

Müslüman karşıtı bir film yapmadık
refid:15151936 ilişkili resim dosyası

“Sex and the City”nin ikinci sinema filmi, büyük tartışmalar arasında vizyona girdi. Abu Dabi’de geçen sahneler nedeniyle “Müslüman karşıtı” bulunan filmi birçok sinema eleştirmeni yerden yere vurdu. Kelebek’in sorularını yanıtlayan başrol oyuncuları, dünyayı ayağa kaldıran o sahnelere de açıklık getirdi.

1998-2004 yılları arasında yayınlanan “Sex and the City” dizisi kısa sürede fenomen haline geldi. Carrie, Samantha, Miranda ve Charlotte adlı dört New York’lu kadının hayatını mercek altına alan dizi, 94 bölüm yayınlandı. Kentli kadının aşk ve sekse bakışını komedi tarzında işleyen dizi, aynı zamanda bu kadınların gerçekte hayattan ne beklediklerini de anlatıyordu.

Kült dizi, 2008 yılında sinemaya uyarlandı. Dünya çapında 415 milyon dolar hasılat elde eden bu filmin devamı, iki yıl sonra geldi. Ancak hayranlarının merakla beklediği yapım, büyük tartışmaları da beraberinde getirdi.   

Abu Dabi’de çarşaflara bürünen dört kadının içlerine seksi iç çamaşırları giymesi, ayrıca Abu Dabi’da bulunan bir bardaki seksi dansları, film için “Müslüman karşıtı” yorumlarının yapılmasına neden oldu. Filmin başrol oyuncuları, iddiaları Ayşegül Ekinci’ye verdikleri röportajda yanıtladı. 

Sarah Jessica Parker (Carrie): Amacımız kimseyi incitmek değildi

“Sex and the City 2”nin Müslüman karşıtı bir film olduğu gündeme geldi. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sarah Jessica Parker: Aman Tanrım, böyle bir şey olabilir mi? Amacımız kimseyi incitmek değildi. Müslüman karşıtı bir film de yapmadık. Kaldı ki, İslam’dan öğreneceğimiz çok şey var. Her din ayrı bir disiplinler bütünü. Bütün dinler birbirine bir şeyler öğretir. Başka bir dini ya da kültürü küçümsememiz mümkün değil. “Sex and the City 2” kızlar Arap ülkelerine tatile gidiyor. Samantha’nın yine seksle başı dertte, yakın arkadaşları da ona sahip çıkıyor. Yer yer çok komik şeyler yaşanıyor. Bu sahneler Çin’de ya da başka bir ülkede de çekilebilirdi...

Her zaman çok bakımlı ve hoşsunuz. Tamam, kendinizi stil ikonu olarak görmüyorsunuz ama bunca koşturmacanın arasında bakımlı olmayı nasıl beceriyorsunuz?

- Anne olmak, eş olmak, iş kadını olmak, aktris olmak... Ve hepsini aynı anda tek kişinin yapması... Hiç kolay değil. Ama ben dışarıdan göründüğü gibi kendimi muhteşem bulmuyorum. Böyle bir iddiam da yok. Biraz öyle gösteriliyor. Benim de çok kötü göründüğüm günler var ama genelde kendime bakarım.

Chris Noth (Mr. Big): Türk kadınları çok güzel

“Sex and the City” fenomen oldu. Projeye başlarken, bu noktalara geleceğinizi tahmin ediyor muydunuz?

Chris Noth: Kesinlikle hayır. Hepimiz için tam bir sürpriz oldu. Proje ilginçti ama başlangıçta bu kadar büyüyeceğini tahmin bile edemezdik. Hepimiz şaşkınız.

Hem dizide hem de filmde güçlü, tutkulu, karizmatik ve doğru kararlar veren, ne istediğini bilen adamı oynuyorsunuz. Tabii ki tüm kadınlar size bayılıyor. Bu nasıl bir duygu?

- Böylesine önemli bir projede ana erkek karakteri oynamak her aktörün isteyeceği bir şey. Tabii ki çok memnunum. Ama madalyonun diğer yüzü farklı. Hayatım öyle mercek altında ki... Eskiden ben insanları inceleyip, gözlerdim. Şimdi sürekli incelenip, takip edilen benim. Bir de artık herkesin elinde bir cep telefonu, her telefonun da bir kamerası var. Herkes kendini paparazzi zannediyor. Hiç beklemediğiniz yerlerde fotoğrafınız çekiliyor. İnsanlar dedektif gibi oldu...

Peki Müslüman karşıtı bir film yaptığınız iddiasına ne diyeceksiniz?

- Ben bu iddialara sadece gülüyorum. Böyle bir şey olabilir mi? “Sex and the City”nin konseptinde komedi var zaten. Senaryolarda birçok şey ti’ye alınıyor. Komediye biraz açık olmalıyız. Farklı kültürleri karşılaştırıp farklı açılardan bakabilmeliyiz.

Daha önce Türkiye’ye gittiğinizi biliyorum, Türkiye ile ilgili neler söyleyeceksiniz? Nasıl buldunuz ülkemizi?

- Türkiye’ye iki kere gittim. Ülkenize bayıldım! Ama öncelikle şunu söylemeliyim; Türk kadınları gerçekten çok güzel! Kendilerine has özellikleri olan farklı bir ırksınız. Türkiye hem batıya hem de doğuya hitap ediyor. Tarihinizi korumuşsunuz. Türkiye’de hem Avrupa’yı hem de Asya’yı gördüm. Medeniyetlerin birleşmesi çok güzel ve heyecan verici...

Kim Cattrall (Samantha): Kadınların intikamını alıyorum

Siz ‘Samantha’ rolünde bir fenomen oldunuz. “Çapkın kadın böyle olur” dedirttiniz...

Kim Cattrall: Harikasın! Biz bu yola çıktığımızda, kendimizi erkek şovu olarak gördük. Daha sonra yayın saatimiz değişti. Sonra bir baktık, tüm dünyada izlenme rekorları kırıyoruz! Şaşırdık, çok şaşırdık. “Sex and the City”, kadınların sesi oldu. Dört kadın, çok iyi arkadaşlar, dördünün de hayata bakışı çok farklı. Dünya kadınları, bu dört kadının hikayelerinden kendilerine pay çıkardılar. Şov tarafı ise işin fantezisi. Tabii ki çok zor durumlarda yaşayan birçok kadın var. Ama biz “Sex and the City”de fantezinin altında, birçok soruna değindik. Kadınlar için umut olduk. Kadınların da özgür olduğunu, seksi konuşabileceğini, seks yapabileceğini ifade ettik.

Ya Samantha?

- Samantha, kadınların erkeklerden aldığı intikam. Aslında pek çok kadının kafasından geçirip de yapamadığı şeyleri yapıyor. Çapkın olan hep erkektir. Kadın çapkın olamaz, ayıptır. Açıkça flört edemez, ayıptır. Seksten bahsederse, kolay kadındır. Samantha bu tabuları yıkan bir karakter. Bu nedenle çok sevildi.

Siz, yaşamınızda Samantha gibi rahat ve çapkın mısınız?

- O dergilerde yazan magazin haberlerine inanmayın. Gerçek hayatta tabii ki her istediğini yapamazsın. Erkek egemen toplumda yaşıyoruz. Ama birazcık da olsa tabuları yıkmak, farklı şeylere dikkat çekmek güzel. Ben de bununla yaşıyorum.

Diziyi ve filmi erkekler de seyrediyor. Ama bu anlattıklarınızı açıkça kabul etmiyorlar...

- Kabul edemezler. Çocuk yapmak, kariyer yapmak, anne olmak, eş olmak, güzel görünmek, zayıf kalmak... Bunlar kolay şeyler mi? Biz, erkeklerin de kadınları anlamasını sağladık.

Cynthia Nixon (Miranda): Türkiye’yi çok beğendim

Miranda karakterini canlandıran Cynthia Nixon da uzun yıllar önce Türkiye’ye gelmiş ve ülkemizi çok beğenmiş. İş hayatındaki yoğunluk nedeniyle artık eskisi kadar tatile çıkamayan yıldız, rol arkadaşı Sarah Jessica Parker’ın Türkiye’yi çok övdüğünü anlatıyor: “Sarah, Türkiye’yi o kadar çok anlatıyor ki, tekrar gitmek istiyorum”.

“Sex and the City”nin modern kadının sorunlarını dile getirdiğini savunan oyuncu, “Bazen eskiyi özlüyoruz ama o devirlerde de insanlar erken yaşlarda evleniyordu. Hayatı tanımadan sorumluluk sahibi olanlar pişman oluyordu” diyor. Nixon, yapımdaki gibi sürekli bakımlı görünmenin de pek kolay olmadığını belirtiyor: “Diğer kızlar nasıl beceriyor bilmiyorum. Ben sadece özel geceler için hazırlanmayı seviyorum.”

Kristin Davis (Charlotte): Kadın-erkek ilişkisi bilmecedir

Filmde tedaviyle çocuk sahibi olan, ancak sonra çocuklarının ağlamasına tahammül edemeyip depresyona giren Charlotte’u canlandıran Kristin Davis’in gerçek hayatta çocuğu yok. “Hâlâ ne istediğimi anlamaya çalışıyorum. Benim gibi olan birçok kadın var. Biz dizide ve filmde konuşulmayan şeyleri rahatça konuştuk, bu yüzden çok beğenildik” diyen ünlü oyuncuya göre kadın-erkek ilişkileri bilmece gibi.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle