GeriKelebek Munzurlu ses avcısı Hasan Saltık
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Munzurlu ses avcısı Hasan Saltık

Kalan Müzik şirketinin sahibi Hasan Saltık’ı artık dünya tanıyor. 12 yıl önce İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’nda küçük bir barakada kurduğu şirketiyle oluşturduğu 340 CD’lik ses arşivi, onu dünyanın en saygın müzik yayıncılarından biri haline getirdi.

Saltık, Klasik Türk Müziği’nin, Anadolu, Kafkas ve Balkan halk müziklerinin en nadide örneklerini yayımladığı albümlerle yaşadığımız coğrafyanın ses atlasını ortaya çıkardı. Bu sayede New York Times’tan ‘Anadolu’da baskılanmaktan ve unutulmaktan fısıltıya dönüşmüş olan sesleri toplayıp bunlardan armonik gök gürültüleri çıkardı’ diye övgü aldı. Geçen yıl, Hollanda tarafından verilen prestijli Prince Claus ödülüne layık görüldü. Şimdi ise Time Dergisi’nin ‘Avrupa’nın Kahramanları 2004’ listesine Türkiye’den o seçildi. İşte, Saltık’ın, Tunceli’nin bir köyünde başlayıp kahraman listesine uzanan hikayesi...

18 yaşına yeni basmıştı. Karaköy’deki Liman Başkanlığı’na gidip elindeki evrakları teslim etti. Sonra kıyıya kadar yürüdü, denizi seyrederken bir simit aldı, yarısını martılarla paylaştı. Boğaziçi’nden aşağı doğru akan gemileri seyrederken hayallere daldı. ‘Miço’ belgesi alıp, bir gemiye kapağı atacak, okyanusu aşıp Amerika’ya gidecek, bir limanda gemiden kaçıp izini kaybettirecekti...

Hasan Saltık altı ay sonra Akdeniz limanlarını dolaşan bir kuru yük gemisindeydi. Talep gelirse gemi Amerika’ya da gidecekti. Venedik, Girit, Cezayir, Nice, Cenova’da demir attı, ama aranan yük bulunamadı. Gemi bir türlü okyanusa kırmadı dümenini. Aylardır memleketten uzaktaydı Hasan. Fas’ta karaya çıktı. Bir gece Kazablanka’da yapayalnızdı.

Şehrin sokaklarından süzülen müzik sesleri geliyordu kulağına. Zaten uğradığı tüm kentlerde farklı sesler duymaya alışmıştı. Yukarılarda, çok çok yukarılarda parlayan yıldızlara bakarak düşündü: Dönecek ve kendi yıldızını, doğduğu, büyüdüğü gecelerin semalarında bulacaktı. İstanbul’a döndü, kaldığı yerden yeni bir hayata başladı.

Şansı yaver gitseydi, gemi onu Amerikan limanlarından birine çıkarsaydı, belki her şey çok farklı gelişecekti. Türkiye’nin kaybolmaya yüz tutmuş ses zenginliklerinin en azından bir kısmı bugün tamamen yok olacaktı. Neşet Ertaş’ı herkes öldü zannedecekti. Zeki Müren’in radyo kayıtlarının peşine kimseler düşmeyecek, Grup Yorum protestosunu dünyaya duyuramayacaktı. 19. yüzyılın Osmanlı marşlarını bir Allah’ın kulu merak edip, Viyana, Berlin ya da Paris’ten toplamayacaktı.

ARADA YARAMAZLIK YAPAN GÖLGEDEKİ KÜLTÜR BAKANI

Hasan Saltık adındaki bu genç çok önemli işlere imza attı. Adını birbirinden dağlar kadar uzak çok sayıda insandan duydum. Bundan birkaç yıl kadar önceydi. Hakkari’de, Güneydoğu’nun dağlarında PKK ile çarpışan bir tugayın komutanıyla sohbet ediyorduk. Söz dönüp dolaşıp müziğe geldi. Tuğgeneral, CD çalarını gösterdi ve son günlerde Cihat Aşkın’ı dinlediğini söyledi. Paşa’nın kastettiği Aşkın’ın, Kalan Müzik’ten çıkan ‘Ege’nin Türküsü’ albümüydü. Sonra Kalan’dan söz etmeye başladı. Konuşmanın bir yerinde Saltık’tan bahsederken, ‘Arada bir yaramazlık yapıyor ama bence memleketin gölgede kalmış kültür bakanıdır bu çocuk’ deyiverdi.

Saltık’ın hayat macerası 1964’te, Tunceli’nin Hozat ilçesi Derviş Cemal köyünde başlıyor. Türk olan baba tarafı Sarı Saltıklar’dan, anne tarafı ise Zaza. Babası, Devlet Hastanesi’nde döner sermaye saymanı olarak görev yapıyor, beş çocuğunu kıt kanaat yaşatabiliyordu. Saltık’ın çocukluğu Munzur Çayı’nın kıyısında geçti. Kitaplarla arası iyiydi. İlkokulu Tunceli’de okudu. Daha ilkokul beşinci sınıftayken, bu dünyada iyi gitmeyen bir şeyler olduğunu fark etti. Protesto gösterilerine katılmaya başladı. Babası endişeliydi. Birlikte İstanbul’un yolunu tuttular.

İstanbul’a göçen Sarı Saltıklar’ın çoğu müzikle içli dışlıydı. Çoğu bağlama çalardı. Yeni geldiği şehirde karşılaştığı ses zenginliği Hasan Saltık’ın müziğe ilgisini artırdı. Amca oğlu Rahmi Saltuk’un teşvikiyle İstanbul Devlet Konservatuvarı’nın (şimdiki adı Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) obua bölümüne kaydını yaptırdı.

Göç yolunda sıfırı tüketen ailesi ona destek verecek durumda değildi. Bir tepsi aldı, harçlığını sermaye yapıp Kadıköy’le Haydarpaşa arasında simit satmaya başladı. İlk kazancıyla bir kilo et alacak, gururla annesine götürecekti. Sınıf arkadaşlarının çoğu durumu iyi ailelerden geliyordu. Sabah ayazında okul yolunu tuttuklarında, karşılarına elinde simit tepsisiyle çıkan Hasan’a hayretle bakarlardı. Ders saati geldiğinde tepsiyi bırakıp, üçüncü el eski obuasını alıp okulun yolunu tutardı. Para ihtiyacı büyüyünce konservatuvara veda etmek zorunda kaldı. Suadiye Lisesi’ne geçti.

Artık inşaatlarda badanacılık, boyacılık, amelelik yapıyordu. O günlerde, Hürriyet Gazetesi’nin Cağaloğlu’ndaki binasını boyarken çatıda çektirdiği fotoğrafta, yüzünde görülen hınzır gülümseme sonraki yıllarda alameti farikası olacaktı.

BÖYLE GİDERSE PRODÜKTÖR DEĞİL KIRODÜKTÖR OLURSUN

Askerliğini tamamlayıp, tezkeresini aldıktan sonra Rahmi Saltuk’un plak şirketinde işe başladı. Dört yıl sonra, yani 1992’de mühendis abisi Mustafa’dan aldığı üç milyon lirayla şirketi Kalan Müzik’i kurdu. İMÇ’nin çatısında küçük bir baraka kiraladı. İlk işi bir grup üniversiteli gençten oluşan Grup Yorum’un kasetlerini yayımlamaktı. ‘Cemo’nun stüdyo ve baskı giderleri için annesinin 11 bileziğini ödünç aldı. Kazandığı parayı işe yatırıyor, sadece protest müzik yayımlıyordu.

Nilüfer’le tanışıp evlenince hayatı değişti. Nilüfer ona gerçek olanın peşine düşmenin, derin seslerin izini sürmenin kapılarını aralayacak bir anahtar verecekti: ‘Led Zepplin, Pink Floyd dinleyerek olmaz, Neşet Ertaş’ı bile bilmiyorsun, aşıkları tanımıyorsun. Böyle giderse senden prodüktör değil olsa olsa kırodüktör olur.’ Ve uzun, zorlu yolculuk bu konuşmayla başladı.

Klasik Türk Müziği’nin ustaları serisini yayımlaması, ud, ney, keman, tambur, kanunun unutulan virtüözlerini gün ışığına çıkarması entelektüellerin dikkatini çekti. Boğaziçi Üniversitesi profesörlerinden Cem Taylan çaldı kapısını bir gün. Ona Amerika’da taş plak arşivlerinden Udi Hrant, Tamburi Cemil gibi ustaların bilinmeyen kayıtlarını çıkarıp, yayımlayan Harold Agopyan’dan söz etti. Dahası bağlantı kurmalarını, Cross Roads Records’un albümlerinin ithal edilmesini sağladı. Kısa zamanda çevresi genişledi. Akademisyen Bülent Aksoy, araştırmacı Cemal Ünlü, etnomüzikolog Melih Duygulu gibi isimlerle tanıştı ve onlarla eski kayıtların, tarihin derinliklerinde kalan eski albümlerin dünyasına daldı.

GAZİNONUN ZEDELEMEDİĞİ ZEKİ MÜREN’İ DİNLEDİK

Hasan Saltık’ın çevresindeki araştırmacılar kimi zaman eskicilerden toplanan kırık plaklardan, kimi zaman TRT’nin hurdacılara kiloyla sattığı eski yayın bantlarından çıkardı arşiv kayıtlarını. ‘Türk Kayıt Tarihi’ adını verdiği seri ilerledikçe, çalışmalardan etkilenen birçok koleksiyoner arşivini Kalan Müzik’e açtı. Sadece fıkralarıyla tanınan Neyzen Tevfik’in enstrümanını, efsanesi yaşayan Seyyan Hanım’ın sesini, Zeki Müren’in gazino üslubuyla zedelenmemiş ilk kayıtlarını, Türkiye bu sayede duydu.

Halk müziği konusunda da bir enstitü gibi çalıştı. Anadolu’nun yaşayan en önemli ozanlarının tüm eserlerini yayımlamaya başladı. Aşık Veysel’in tüm yayın haklarını aldı. Neşet Ertaş ve Muharrem Ertaş’ın serisini Ahmet Gazi Ayhan’ın, Cengiz Özhan’ın albümleri izledi. Bu arada ‘Bence dünyadaki yaşayan en büyük birkaç müzisyenden biri’ dediği Erkan Oğur’un tüm çalışmalarını yayımladı. Bununla da yetinmedi. Ermeni, Rum, Kürt, Laz, Gürcü, Çingene, Süryani, Yezidi ezgileri gibi bu topraklardan çıkan bütün titreşimleri toplayıp yeni albümler yaptı. Süryani müziklerini toplamak için atlayıp uçağa yedi ayrı ülkeyi dolaştı. Çok az satacak olan bu albüm ne uçak ne de otel paralarını karşılayacaktı. Ama ‘Olsun’ dedi Saltık, ‘Varsın para kazanılmasın. Süryani müzikleri ilk defa bir albümde toplanıyor, bu da benim dünyaya bir hediyem olsun.’ Birol Topaloğlu, Suren Asaduryan, Barbaros Erköse, Şexo, Kardeş Türküler, Deli Selim onunla gündeme geldi.

1998’de kemancı Cihat Aşkın’ın ‘Minyatürler’iyle Klasik Batı Müziği alanına yöneldi. Arpçı Şirin Pancaroğlu, kemancı Hakan Şensoy, piyanist Hande Dalkılıç, bas Mustafa İktu’nun yorumlarını ve Yalçın Tura’nın eserlerini farklı sanatçılardan yayımladı. Albümler beklenenin üstünde ilgi görünce 2004’te Kalan Classics’i kurma hazırlıklarına girişti.

FISILTIYA DÖNÜŞEN SESLERDEN ARMONİK GÖK GÜRÜLTÜSÜ

Türkiye’de Hasan Saltık adından ilk söz edenlerden biri Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök oldu. Sonra ülke onu fark etmeye başladı. Ama Türkiye’de adı pek duyulmadığı sıralarda bile namı dünyaya çoktan yayılmıştı. Guardian, Bild, Die Zeit, Frankfurter Allgemeine, Süddeutsche Zeitung, Der Spiegel, Stern gibi dünyanın önde gelen gazete ve dergilerinde Hasan Saltık’la yapılan söyleşiler yayınlandı. Time ‘Türkiye’den yeni bir Ahmet Ertegün doğuyor’ diye başlık attı onun için. Le Monde, ‘Doğu’nun kültür ışığı’ dedi. Liberation, ‘Hasan Saltık olmasaydı Anadolu sessiz kalırdı’ diye yazdı. New York Times, ‘Saltık, Anadolu’da fısıltıya dönüşmüş sesleri toplayıp bunlardan armonik gök gürültüleri çıkardı’ diye övdü onu. Hollanda Kraliyet Ailesi, çok kültürlülüğü açığa çıkarmadaki çabaları nedeniyle Kalan Müzik Sahibi Hasan Saltık’ı ‘2003 Prince Claus’ ödülüne layık gördü.

Ancak dışarıda bu kadar olumlu eleştiriler alırken, Türkiye’de başını ağrıtan şeyler de oluyordu. Kültür Bakanlığı, bir seferinde Kürtçe bir albümde yer alan sözlerden dolayı Kalan Müzik’in lisansını iptal etmeye kalktı. Fakat toplumun her kesiminden öyle tepkiler geldi ki, bakanlık kararını geri çekmek zorunda kaldı.

Tüm bunları sayıp döktükten sonra dönüp geldik Hakkari’nin dağlarında konuştuğumuz tuğgeneralin söylediklerine: Arada yaramazlık yapan gölgede kalmış kültür bakanı lafına. Saltık’a söylüyoruz. Bakıyor ama hiç oralı bile olmuyor. ‘Daha gidecek o kadar uzun yolumuz var ki...’ diyor.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle