GeriKelebek Müjgan’ın hikayesi beş çocuğunda devam...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müjgan’ın hikayesi beş çocuğunda devam...

Müjgan’ın (34) tek isteği sıcak bir yuva, sevgi yoksunluğu çekilmeyen bir aileydi. 10 yaşında babasının, annesini boğmasına tanık oldu. Yurttan kurtulmak için 16’sında evlendiği kocasının dayağı, 27’sinde çok sevdiği ikinci eşinin gözünün önünde intiharı, ruhunda derin izler bıraktı.Ardından eşinin akrabalarıyla yaşadığı sorunlar geldi. Babasız kalan beş çocuğunun sorumluluğunu üstlenmek istemediler. Devlet zoruyla Çocuk Esirgeme Kurumu’na alınmasını sağladılar. Müjgan ‘Hiç değilse çocuklarım aynı kaderi paylaşmasaydı’ diyor.Babası o korkunç cinayeti işlediğinde 10 yaşına yeni girmişti. 1981’in ilk günleriydi. İstanbul’da karlı bir sabahtı. Eyüp’teki evleri buz gibiydi. Küçük Müjgan ve beş kardeşi yataklarında, sobanın tutuşturulmasını bekliyordu. Annesi, odun getirmesini istedi. Müjgan, küçük kardeşini yanına alıp bodruma indi. Bir kova dolusu odunla döndü. Sobayı doldurup yaktılar. Tam bu sırada kapı kırılırcasına çalındı. Babası Hasan Fahri Akbay, ‘Açın ulan kapıyı’ diye bağırıyordu. Aynı anda annesinin odasından yarı çıplak bir adam koşarak çıktı, mutfaktan balkona geçti. Evin kapısını kıran babası içeri daldı. Adamı gördü. Adam belediye zabıtasıydı, balkondan ilk katın demirlerine tutunarak aşağı indi, kaçtı. Babası kovaladı, yakalayamadı. Öfkeyle geri geldi, dehşet içinde olayı izleyen çocuklarının önünde karısını yere yatırdı. Boğazını sıkmaya başladı. Önce Müjgan, babasının kollarını tutup annesini öldürmemesi için yalvardı. Sonra erkek kardeşi. Diğer çocuklar birbirine sokulmuş, donup kalmıştı. Annesinden duydukları son ses bir hırıltıydı. Bitmemişti. Babaları mutfakta ne kadar çatal varsa getirip annesinin çıplak bedenine sapladı. Ertesi gün gazetelerde işte bu fotoğraf vardı ve altında, ‘Eyüp Canavarı karısını önce çatalladı, sonra da boğarak öldürdü’ yazıyordu.ANNENİN ODASINDAN BİR ADAM ÇIKTIMüjgan gibi, babası Hasan Fahri Akbay da Eyüp doğumludur. Ticaretle uğraşır. Feriha Hanım’la evlenir, altı çocukları olur. Fakat işleri iyi gitmez. Önce iflas eder, sonra da kendini içki ve kumara verir. Bazılarına göre iflasın nedeni kumar tutkusudur. Eve günlerce gelmez. Borçlular kapıya dayanır. Annesi zorlukların üstesinden gelmeye çalışır, başaramaz. Kocasından ayrılmak ister. Ama babası karısını bırakmaz. Feriha Hanım, bazen aylarca eve gelmeyen kocanın yerine kendine bir ‘dost tutar’, adam evin giderlerine yardımcı olur. Kocası o gün sevgilisi evdeyken gelir. Feriha Hanım mezara, kocası Hasan Fahri Akbay cezaevine, çocuklar ise yetiştirme yurtlarına gider. Yeni yıl onlara ayrılığı, hasreti, acıyı, ölümü hediye etmiştir.Müjgan, iki kardeşiyle birlikte Yeldeğirmeni’ndeki çocuk yuvasına yerleştirilir. Çocuklardan biri Kasımpaşa’ya, ikisi Bahçelievler’e gönderilir. Sadece bayramlarda bir araya gelebilirler. Müjgan, mutlu bir aile hayaliyle büyür: ’Bizim başımıza gelenler inşallah çocuklarımın başına da gelmez diye dua ederdim’ diyor o günleri hatırladığında. Ama kader bu ya işte...VAHDET ONUN BEYAZ ATLI PRENSİYDİMüjgan 17 yaşına kadar Yeldeğirmeni’nde kalır. Arada bir ziyaretine gelen ve tatillerde yanına gittiği halası onu 40 yaşlarında bir adamla tanıştırır. Adam, o sırada 16 yaşında olan Müjgan’ın aklını çeler. Genç kız yurttan kaçıp adamla evlenir. Önceleri sıcak gelen yeni evi zaman içinde buz kesecek, huzursuzluklar başlayacaktır. Dayaklar bitmez, halasının evine sığınır. Ama hala, genç kıza kapıyı gösterir. Müjgan sokaklara düşer. Üç-dört ay sürer sokaklardaki hayatı. Açlıktan baygınlık geçirdiği bir gün polis Müjgan’ı alıp hastaneye götürür. Kasımpaşa Karakolu’nun babacan başkomiseri, ‘Kızım kalacak yerin var mı’ diye sorar. Olmadığını öğrenince, ‘Tanıdığım bir ailenin oteli var. İyi insanlar. Seni bir iş ve ev bulana kadar ağırlarlar. Sonra da sen dönüp borçlarını ödersin’ der. Ve Kasımpaşa, Bahriye Caddesi üzerindeki Baştaş Oteli’ne getirip Müjgan’ı bırakır.Otelin resepsiyonunda genç bir adam vardır: Vahdet. Sonradan patronlardan biri olduğunu öğrendiği adamın ona çok iyi davrandığını anlatıyor Müjgan: ’Önce şöyle tepeden tırnağa süzdü beni. Yırtık ayakkabılarıma gözü takıldı ve eskimiş elbiseme baktı. ‘Odaya çıkıp yıkanın ve dinlendikten sonra aşağı inin dedi. Lokantaya götürdü beni. ‘Yesin, içsin, hesabını bize yaz’ diyerek beni bırakıp giderken. ‘Yemeğini bitirince otele gelir misin dedi. Ayak numaramı sordu. Odama döndüğümde çok güzel bir çift ayakkabı, iki elbise buldum. Telefon çaldı, arayan Vahdet’ti. Ayakkabı ve elbiselerin benim olduğunu söyledi. Kendisini birkaç gün görmedim. Sonra geldi. Arada bir sohbet ettik. Çok kibardı. Birlikte yemeğe çıkmaya başladık. Bana elini bile sürmedi. Bana çok özenli davranırdı. Sanki ‘Yere basma, başıma bas’ der gibiydi. Sakınırdı. Ona aşık olmuştum. Bir ay sonra evlenme teklif etti. Bulutların üstündeydim. Hemen kabul ettim...’ SOKAKTAN GELEN GELİN ASLA...Fakat bu rüya uzun sürmeyecekti. Vahdet Baştaş’ın babası öldüğünde çocuklarına çok sayıda gayrimenkul ve bir de otel bırakmıştı. Baştaşlar, Kasımpaşa’da tanınan ve sevilen bir aileydi. Fakat evlilik gündeme geldiğinde Müjgan’a şiddetle karşı çıktılar. Sokaktan geldiğini, aileye layık olmadığını söylüyorlardı. Vahdet, onu çok sevdiğini bir türlü anlatamadı. Ama evlendiler ve anında dışlandılar. Birkaç ay sonra ailenin evini boşaltmaları istendi. Ağabeylerden biri Müjgan’a ‘Orospu’ adını yakıştırmıştı. Vahdet bu yüzden abisiyle kavga etmiş, iki kere yere yatırarak boğazını kesmenin sınırına gelmişti. Sonunda evi boşaltıp Kulaksız’da kiraya geçtiler.Vahdet, otelde çalışmaya devam ediyordu. Ama abileri onu otelden yavaş yavaş dışladılar. İşsiz bıraktılar. ‘Arada bir uğra ve harçlığını al’ dediler. Babadan kalan tüm mal ve mülkte hakkı olmasına rağmen, yapılanları sineye çekti. Koskoca servetten ve otelden kendisine layık görülen üç-beş kuruşu kabul etti. Yıllar geçti. Bu arada beş çocukları oldu. Son çocukları olmadan önce Vahdet, işsizliğin ve dışlanmışlığın verdiği sıkıntıyla kendini içkiye, uyuşturucuya ve kumara vermişti. Ve evet, Müjgan’ın korktuğu başına gelmişti. Her şey sanki eski bir filmin tekrarı gibiydi. YİNE KAR YİNE İNTİHAR1998’in karlı bir kış günü kapıya alacaklılar dayandı. Gelenler Akgün Oteli’nin kumarhanesindeki fedailerdi. Çocuklar yeni kalkmıştı. Soba henüz yanmamıştı. Vahdet, ‘Ben sağ kaldığım müddetçe, sizi de beni de mahvedecekler. Elveda’ deyip hızla balkona doğru hamle yaptı ve dördüncü kattan aşağı bıraktı kendini. Bedeninde kırılmadık kemik kalmamıştı. 24 saat yaşadı ve öldü. Müjgan Baştaş, beş çocukla birlikte ortada kaldı. Konu komşunun yardımıyla idare etti bir süre. Sonra da otele gidip Vahdet’in ağabeyi Osman Baştaş’a yeğenlerine sahip çıkması için yalvardı. Osman Bey insafa geldi, babalarına ait eve aldı onları. 50 milyon lira haftalık bağladı. Şimdilerde 100 milyon lira haftalıkla, beş çocuk soğuk bir evde yaşıyorlar. En büyük kızı Sinem 13 yaşında. Gizem 11, Murat 10, Burak 8 ve Mevlüt ise 6 yaşında. Babası camdan atladığında Mevlüt henüz yedi aylıkmış. Sinem, tıpkı Müjgan gibi babasının atlayışını saniyesi saniyesine görmüş. O günden bu yana ruhsal problemlerle, kabuslarla boğuşuyor. Gizem saralı. Burak gözlerinden ameliyatlı. Mevlüt’ün kalbi delik. Sadece Murat sağlam. Neyse ki, oturdukları apartmandaki komşuları bir sevgi yumağı oluşturmuş. Çocuklara amcalarından fazla destek veriyorlar.ÇOCUKLAR ANNELERİ GİBİ ÇOCUK ESİRGEME’DEBirkaç ay önce Müjgan, biraz daha fazla yardım istedi Osman Bey’den. ‘Çocuklara bakamayacaksın, bırak devlet baksın, yuvaya verelim’ yanıtını aldı. Genç kadın, en büyük kabusu olan bu ihtimali duyunca yıkıldı. Fakat Osman Baştaş, savcılığa başvurup, çocukların velayetinin ya kendisine verilmesini ya da devlete geçmesini talep etmişti bile. Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, bu talebi yerinde görerek 23 Aralık 2004’te çocukları annelerinden alıp yuvaya yerleştirdi. Şimdi çoçuklardan biri Küçükyalı yetiştirme yurdunda, ikisi annelerinin yıllar önce kaldığı Kasımpaşa’da, ikisi de Edirne’de.Müjgan Baştaş ise çocuklarının da kendisiyle aynı akıbete uğramaması için çırpınıyor. Baştaş Ailesi’nin, mirasa el koymak için bu oyunu tezgahladığına inanıyor. Üzülüyor ama bir yandan da çocuklarının tedavileri yapılacağı için seviniyor. Yıllar önce soğuk bir İstanbul sabahında başlayan hikaye böyle devam ediyor.