GeriKelebek Mehmet Turgut: İnsanlar beni sevsin istiyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Mehmet Turgut: İnsanlar beni sevsin istiyorum

Mehmet Turgut: İnsanlar beni sevsin istiyorum
refid:26095038 ilişkili resim dosyası

Aile boyu fotoğrafçı. İçindeki çocuğu öldürmeyen şanslı insanlardan. Ayrıca tam bir proje fabrikası. Sadece üretmiyor onları hayata da geçiriyor. Zor durumda olan Yeşilçam emektarlarına ne yapabilirim diye kafa yorup, "Alaportreler" ismini verdiği serginin tüm gelirini o emektarlara bağışlayacak kadar da hümanist. Ozzy Osbourne'dan Metallica'ya birçok efsanenin albüm kapaklarını çeken fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut sorularımı yanıtladı.

Fotoğrafçılık serüveni nasıl başladı?

Benim her zaman çocukken büyüyünce ne olacaksın sorusuna cevabım fotoğrafçı olurdu. Çünkü hiç ders çalışmayı sevmiyordum, acayip hiperaktif ve haylaz bir çocuktum. O yüzden de oğlum sen niye ders çalışmıyorsun dediklerinde hep fotoğrafçı olacağım zaten diyordum ve kaçınılmaz son oldu.

Ankara’dan İstanbul’a gelme serüveni nasıl başladı?

Boşandıktan sonra pek Ankara’da durmak istemedim. O sıra İstanbul’dan çok iş gelmeye başlamıştı ve haftanın yarısını İstanbul’da yarısını Ankara’da geçirir olmuştum. Bu tempo yordu beni ve Ankara’daki her şeyi kapatarak İstanbul’da sıfırdan başladım.

'PARASIZLIKTAN ORAYI TUTTUM'

İstanbul kucağını açtı mı sana yoksa ilk yıllar zor muydu?

İstanbul’a geldiğimde çok param yoktu. Çok cüzzi bir kiraya Fransız sokağında kırık dökük bir yeri kiraladım. Herkes bizi bohem zannediyordu ama parasızlıktan orayı tutmuştuk. Bir de rock müzisyeni, edebiyatçı, yazar, çizer değilse biz ekip olarak asla muhatap olmuyor ve fotoğraflarını çekmiyorduk. Tam bir Ankaralı bakış açısı vardı yani. Gelen adamlardan para da isteyemiyorsun ki. Çünkü onlar hayatlarını şiire, resme, fotoğrafa, edebiyata adamış tipler. Böyle olunca sen de o çevrede hizmet veriyorsun ve onlardan biri oluyorsun. Sonra dedim ki bu böyle olmayacak, biraz popüler kültüre hizmet verelim. Gerçi popüler kültür de benden uzak duruyordu. Biz bu adamı ararsak bu adam bizi kesin tersler diye düşünüyorlardı. Gerçekten de o dönem terslerdim.

Mehmet Turgut: İnsanlar beni sevsin istiyorum


"OZZY OSBOUNE YANIMA GELDİ..."

Ozzy Osboune, Metallica, Patricia Kaas gibi isimleri de fotoğrafladın. Nasıl buluştun bu isimlerle?

Onlarla 46 dergisi için bağlantıya geçtim. Bu arada 46’yı yaptıktan sonra Eric Clapton’dan Metallica’ya birçok konserin basın sponsoru oldum. Sahne arkasında stüdyo kurdum, fotoğraflarını çektim, ekibim röportajlar yaptı. Bu süreç içinde örneğin Ozzy Osbourne çektiğim bir fotoğrafı “let it die” single’ına albüm kapağı yaptı. Patricia Kaas “best of “albümünün kapağında kullandı. Emma Shapplin, Apocalyptica çektiğim fotoğrafları dünya promo fotoğrafı olarak kullandı. Böylece yaklaşık 50 tane yabancı müzisyenle bir portfolyom oluştu. Bu portfolyo birçok kapıyı açıyor. Çünkü dünyaca ünlü isimler çalışacakları fotoğrafçının geçmiş işlerine bakıyorlar.

Mehmet Turgut: İnsanlar beni sevsin istiyorum


Bu efsanelerle çalışırken unutamadığın bir çekim anın var mı?

Ozzy Osboune’u çekerken geldi ve dümdüz pozlar verdi. Ben de üç kez deklanşöre bastım ve “bitti, teşekkür ederim” dedim. Halbuki daha 10 dakikam vardı. Sonra tur menajeri geldi “problem ne” diye sordu, “10 dakika da çeksem böyle dümdüz durmaya devam edeceğini bildiğim için daha fazlasına gerek duymadım” dedim. Sonra Ozzy geldi yanıma “ne istiyorsun” dedi, ben de “sahnede gördüğüm adamı istiyorum” dedim. Bir dakika dedi içeri gitti. Geldiğinde “bunu mu istiyorsun dedi” bir baktım iki vampir dişini takmış ve bağırarak çığlıklar atarak pozlar verdi. Fotoğrafları çektik, sarıldık, kalem verdim sırtımı imzaladı ve öyle bitirdik çekimi. O resimler de kapak oldu zaten.

Vayy Ozzy Osbourne’a ciddi tavır koymuşsun ve adamın içindeki vampiri çıkarmışsın..

Onu çıkarmam gerekiyordu ve hangi fotoğrafçı acaba Ozzy Osbourne’a posta koyar diye de düşündüm. Bu bir kumardı aslında.

"CEM YILMAZ'I DÜMDÜZ ÇEKMEK EĞLENCELİ DEĞİL"

Mehmet Turgut: İnsanlar beni sevsin istiyorum

Cem Yılmaz’ı deli gömleği ile çektin. Bunun dışında birçok ünlüyü kanlar içinde fotoğrafladın. İnsanları böyle marjinal pozlar vermeye nasıl ikna ediyorsun?

Kimseyi ikna etmeye çalışmıyorum. Her fotoğrafımın bir hikayesi var. O hikayeleri onlara anlatıyorum. O anki psikolojileri, o sırada yaptıkları proje onları etkilemiyorsa ve yapmak istiyorlarsa yapıyoruz istemiyorlarsa yapmıyoruz. Bir de bu adamların bugüne kadar binlerce resmi çekilmiş ve hepsi de neredeyse birbirinin aynı ve eğlenceli değiller. Ben eğleniyorum. Bence Cem Yılmaz’ı dümdüz çekmek eğlenceli değil ama deli gömleği giydirip çekmek çok eğlenceli.

İstemeyen oldu mu çok?

Oldu tabi. Oyuncuysa mesela dönem filminde oynarken burada çıplak poz veremiyor. Ha yurtdışında olsa verir ama Türkiye’de insanlar oyuncuları rol aldıkları karakterle çok örtüştürdüğü için zor oluyor. O yüzden oyuncular da izleyicilerle empati kuruyorlar ve imajlarına zarar gelsin istemiyorlar yoksa dünyada bu böyle olmuyor tabi.

"YEŞİLÇAM OYUNCULARI İÇİN NE YAPABİLİRİM DİYE DÜŞÜNDÜM"

Geçtiğimiz ay İstanbul ve Ankara’da gerçekleşen “Ala Portreler” projen çok ses getirdi. Nasıl çıktı bu projenin fikri?

Aydın Boysan, Mustafa Alabora ve ben haftada bir yaşlarımızdan yola çıkarak 30-60-90 adını koyduğumuz yemeğimizde bir araya geliyoruz. Geçtiğimiz yıl bu buluşmaların birine Mustafa Alabora biraz moralsiz geldi. Hayırdır baba dedim. O da “Bir arkadaşımı gördüm, durumu hiç iyi değildi eski Yeşilçam oyuncularından, böyle de bir sürü adam var çok üzülüyorum" dedi. O an kafama takıldı bu konu ve bu adamlar için ne yapabilirim diye düşünmeye başladım.

Mehmet Turgut: İnsanlar beni sevsin istiyorum

Sonra dedim ki bana ve topluma örnek teşkil edebilecek 9 isim bulalım, bu 9 isimle sadece fotoğraf değil belgesel de çekelim. Bu ustalara birkaç anahtar kelime verelim; Ustalık nedir diyelim, zamanla ilişkilerini soralım, sadakati soralım, onlar da bize anlatsınlar ve 4 kamera, tek tekrar, asla bir metin olmadan, tamamen spontan olsun. Hepsine ayrı dekor yaptım. O dekorda da fotoğraflarını çektim. Sergide hem fotoğraflar hem de belgesel sunuldu. Oyuncu sendikasından Şebnem Sönmez de bayıldı fikre ve sağ olsun bize yardımcı oldu. Serginin gelirini Yeşilçam emektarlarına aktardım. Bu arada gerçekten çok ihtiyacı olan birkaç kişi vardı ve ambulans gibi yetiştik onlara. Günün sonunda 40 milyon insan sosyal medyada bu işi gördü ve görmeye de devam ediyor. Ankara ve İstanbul dışında İzmir ve Kıbrıs’a da götürmek istiyoruz sergiyi.

Sergiye gelen tepkilerden memnun musun?

Çok memnunum. Eskiden sergilerde bir defter olurdu insanlar ona yazardı, sen de eve gidip kim ne yazmış diye okurdun. Şimdi artık bir gala yapıyorsun sonra da uğramıyorsun. İnsanlar o sergiye gidiyorlar ve her giden orada senin fotoğraflarının önünde resimler çekip sosyal medyada paylaşıyor. Ben buradan anlıyorum kaç kişinin gittiğini. Artık sosyal medyadan çözüyorsun reaksiyonun iyi veya kötü olduğunu.

Sen birçok fotoğrafçının aksine otoportre de çekmeyi seviyorsun değil mi?

Ben bir fotoğrafçının kendisinin de iyi poz vermesi gerektiğini düşünüyorum. Yani düşünsene bir mimik tarif edeceksin karşındakine ve onu yapamıyorsun. Bir de kendini çok ciddiye alan bir adam değilim. Eğleniyorum yaptığım işle.

Genç kızlar da sana bayılıyorlar bu arada..

Sağ olsunlar.. Genç kız esprisi var gecelerde. İki kadehten sonra kızlar sana cep telefonlarını uzatıp “bizim fotoğrafımızı çeker misin” diyorlar. Ben de gülümseyerek çekiyorum. Bu durumla dalga geçip eğleniyorum sonra da gelip benimle fotoğraf çekmek istiyorlar. Bir de özel hayatımdaki umursamazlığım, rahatlığım fotoğrafçılığımla birleşince sanırım böyle reaksiyonlar oluyor.

Bugüne kadar en gurur duyduğun projen hangisi desem..

Öyle bir şey yok derim ben de. Ama yaptığım etkinlik olarak sorarsan “ fotoğrafta 40 yaş fark” diye bir etkinlikte babamla söyleşi yaptık ve çok ciddi bir kalabalık vardı, güzel bir anıdır o benim için.

Fotoğrafları manipüle etmenle ilgili zaman zaman eleştiriliyorsun.. Bu eleştirilerle ilgili ne düşünüyorsun?

Sağ olsunlar diyorum. Bu kadar tanınıyor olmamı biraz da onlara borçluyum. Çünkü sohbet sırasında bir de Mehmet Turgut var çok kötü işleri falan dendiğinde masadaki beni tanımayan beş kişi eve gidip kim bu Mehmet Turgut diye araştırıyorlar ve o kişiye belki de küfür ediyorlar ya da teşekkür ediyorlar. Ben elinde fotoğraf makinesi olan herhangi birinin başka bir fotoğrafçıyı eleştirmesinin aşağılık bir şey olduğunu düşünüyorum. Daha çok da onlar eleştiriyorlar.

"LADY GAGA BİR PROJEDİR"

Başarının sırrı ne?

Kesinlikle çok çalışmak.. İnsanlara birtakım yetenekler hediye edilmiş. O yeteneğin farkına varmak bir şanstır. Yeteneğine uygun iş yapmak daha büyük bir şanstır. Ben o şansı elde ettim. O şansı elde edip bunu sürdürmek ve geliştirmek için de çok çalıştım. Bunun dışında özel bir çaba göstermedim. Örneğin Lady Gaga bir projedir, onu aldılar giydirdiler şarkı söylettiler ve sen artık Lady Gaga’sın dediler, bende öyle olmadı. Benimki tamamen tesadüfler ve çalışkanlık üzerine kurulu.

Medyadan tanıdığımız bazı isimler de fotoğraf çekiyor ve sergiler yapıyor. Mesela Okan Bayülgen gibi. Onlarla ilgili ne düşünüyorsun?

Okan Türkiye’nin en iyi televizyon programcısı ama fotoğrafçı değil ve bence çok kötü fotoğraf çekiyor. Ama fotoğrafçılık yapmayıp fotoğraf çeken isimlerden Serdar Bilgili’yi, Cem Boyner’i beğeniyorum. Bence onlar bunun üzerine gitmeliler.

"BERKİN'İN CENAZESİNİN KALKTIĞI GÜN..."

Sosyal medyada ülkedeki gündeme dair çok şey paylaşmadığın için eleştirildiğin oluyor mu?

Eğer bugün gündeme ve Türkiye’nin değişen durumuna kafayı takarsak hiçbir şey yapamayız. Üretemeyiz. Bunu kayıtsız kalalım anlamında söylemiyorum, tamamen oraya entegre olmaktan, gündemle yatıp gündemle kalkmaktan bahsediyorum. Ben siyaset bilimci değilim, fotoğrafçıyım. Elbette benim de bir görüşüm var, ben de gidip oy veriyorum, ben de bu durumlarla ilgili tepkimi gerektiği yerde gerektiği kadar gösteriyorum. Ama bazıları gibi bununla yatıp bununla kalkmak çok doğru gelmiyor bana. İnsanlara bakıyorum herkes gazeteci, herkes siyaset bilimci.. Berkin’in cenazesinin kalktığı gün Twitter’da başka hiçbir şey yoktu ve ben bir şey yazamadım. Orada bir şey yazmak bana çok samimi gelmedi. Kimse bana kendimi bir yere yazmak zorunda hissettiremez. Örneğin geçen gün Twitter’dan bana şiiri ne sevdirir diye yazdım. Nazım sevdirir, Cemal Süreyya sevdirir falan diye bir sürü şair ismi yazdılar. Arkadaşım bir tanesi de çıkıp şu şiir, şu mısralar sana şiiri sevdirir demedi. Bizim en büyük problemimiz bu. Herkeste girizgah var, hemen gaza geliyor ama sonuca gidemiyoruz. Bir avuç boşluk..

"HAYATIMA ÜÇ KADIN GİRDİ"

Hayattan ne istiyorsun?

Daha sakin bir adam olmak istiyorum, arkadaş çevrem giderek şekil alıyor, gereksiz insanlar hayatımdan çıkıyor, hayatım daha sade bir hal alıyor. Ha bir de insanlar beni sevsin istiyorum.

Aşık mısın?

Yok değilim.

Aşıkken nasıl olursun işine nasıl yansır bu?

Ben aşık olduğumda sevgilimi her şeyin merkezi yapıyorum. Onunla bir şeyler de üretmek, bazı konulara beraber kafa yormak istiyorum..

Beklentin çok yüksek o zaman kadınlardan..

Evet.. Bu yüzden zaten hayatıma üç kadın girdi.

Romantik misin?

Evet ben yengeç burcuyum. Çiçek alırım, sürpriz yaparım, hediyeler alırım, beraber seyahate gitmek isterim.

Yurtdışında sergi projeleri var mı?

7 yıl önce Roma’da bir sergi yaptım. O dönemin Avrupa’da en hızlı ilerleme gösteren ve yenilikçi 4 fotoğrafçısından biri seçildim. Benim galerim Çağla Cabaoğlu ve o beni yurtdışında da temsil ediyor. Önümüzdeki sene yapmayı planladığım sergi projem tamamen yurtdışına konsantre olacak.

Fotoğraflarla ilgilenenlere neler tavsiye edersin?

Bu işte İki kural var; ya fotoğrafçı olursun ya da fotoğrafçılığı hobi olarak yaparsın. Hem başka bir iş yapayım hem fotoğrafçı olayım diye bir şey yok. Fotoğrafçı olacaksan özel hayatı, aileyi, tatili falan unutacaksın. Her an her yerde olabilirsin. İyi bir fotoğrafçı olmak için çok deneme yapmaları, okumaları, çok çalışmaları gerekiyor. Fotoğrafını çekeceği kişiyle ilgili çok fazla fikir sahibi olmaları gerekiyor.

Fotoğrafçılıkta akademik eğitime inanıyor musun?

Eğitim önemli tabi ama ben bu işin akademik eğitimini alıp Türkiye’de para kazanan kimseyi görmedim.

Sıradaki projeler neler?

46 dergisi artık 46.com’dan ve Apple Store’dan ücretsiz indirilerek okunabilir. Yakında Adanalılarla ilgili bir projem var. Harlem basketbol takımı ile bir çekim yaptım 2 gün önce yakında onu paylaşacağım o da beni mutlu eden bir iş oldu. Yekta Kopan ile daha önce “30” ismini verdiğimiz bir kitap yapmıştık şimdi onunla “40” için çalışmaya başlıyoruz. Bu kitapta benim son 10 yıllık işlerim ve onların hikayeleri olacak. Bu işlerin hikayelerini de çeşitli yazarların yazmasını istiyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle