GeriKelebek MEDYADAN : Alıntıla (Cem Yılmaz'dan Nouma şov)
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

MEDYADAN : Alıntıla (Cem Yılmaz'dan Nouma şov)

Bu hafta (Okullarımız Yıkılmasın Kampanyası beni fena yıktı) doğru dürüst gazete bile okuyamadım. Ama sağda solda gözüme takılanları veya sizin bana gönderdiğiniz alıntıları yine "ortaya karışık” derledim sizin için. Abuk sabuk başlıklar ve muhtefil alıntılar, ayırmadan hepsi birarada.

Şok, 11 Mayıs

11 Mayıs tarihli gazetelerde Fransız futbolcu Pascal Nouma’nın Türkiye’den ayrıldığı, uçağa binerken de sululuğa devam ettiği yazılıydı. Nouma, attığı golden sonra elini şortunun içine sokup tribünlere şov yaptığı bananesiyle Beşiktaş’tan kovulmuştu. Yaptığı her çılgınlık ve saçmalığı alkışlayanlar tarafından yerilmişti günlerce gazete ve televizyonlarda.

Şok gazetesinde şovmen Cem Yılmaz’ın yeni sevgilisiyle bir resmi vardı. (Yanda) Yılmaz, böyle durumlarda hep sinirlenir, gazetecilere tepki gösterirmiş, halbuki bu sefer “Çekin çekin, lazım olur” diye gülmüş.

Yandaki fotoğraf işte bu anı gösteriyor. Gazetecilere “Çekin, çekin lazım olur!” diyen Cem Yılmaz’ın sağ eline iyi bakın.

Cem Yılmaz’ı da yargılayıp, kovabilecek misiniz bakalım?

Yoksa gazetecilere “Çekin çekin lazım olur!” derken elini şortuna sokmak Türk örf ve adetlerine uygun mudur?

Yahut da Cem Yılmaz’a petkanız sıkmaz mı?


*

Milliyet, 9 Mayıs

Cezaevini karısına tercih etti, diyor haber.

İtalyan mahkuma, iyi halden, 72 saat ev izni verilmiş. Adam, serbest kaldıktan iki saat sonra, evden cezaevi müdürünü aramış, "Karıma dayanamıyorum, iznimi cezaevinde geçirebilir miyim?” diye yalvarmış. Evet cevabı aldıktan bir saat sonra da hapishaneye dar atmış kendini.

İtalyan kadını hayal edebiliyor musunuz!


*

Star, 9 Mayıs

"Tescilli Atatürk düşmanını TRT’nin başına getirmek istiyorlar” diyor sürmanşet.

Manşet de "Hakaret gibi tayin!"

Şenol Demiröz 1988’de ”Çanakkale Belgeseli” yapmış. Ancak, habere göre (çünkü kendisi ’Benim o belgeselle ilgim yok’ diyor) belgeselde bir kişi ısrarla unutulmuş: Mustafa Kemal. İşte bu adamı, AKP Hükümeti TRT Genel Müdürü yapmaya hazırlanıyormuş.

O tarihte Hürriyet bu belgesel rezaletini ”Atatürk’e ihanet belgeseli” diye manşet yapmış. (Yıl 1988)

Star, Hürriyet’i yanlışlıkla övüveririm diye o kadar korkuyor ki ”Erol Simavi’nin Hürriyet’i manşet yapmıştı” ya da ”O dönemin etkin gazetesi olan Erol Simavi’nin Hürriyet’i rezaleti günlerce manşetine taşıdı” diye veriyor haberini.

Ey meslektaşlarım, halkın önünde ne kadar komik duruma düştüğümüzü göremiyor musunuz?


*

Milliyet, 7 Mayıs

Çapraz Ateş
köşesinde Neslihan Cuyar Nemalar faiz sayılır mı, haram mıdır?” diye sormuş, bilirkişilere.

Prof.Dr.Vehbi Yavuz ”Nemalar tek taraflı veriliyor, vatandaştan bir talep gelmiyor”, Prof.Dr.Faruk Beşer ”Benden kestikleri kadar para vermiyorlar”, Prof.Hamza Aktan ise ”Adı faiz ama enflasyonun altında kaldığından reel değil” diye ”haram değildir” tezini savunuyor.

Prof.Mustafa Uzunpostalcı ”Faiz faizdir ve caiz değildir”, Prof.Orhan Çeker de ”İsteğe bağlı kısmı faizdir” diye karşı çıkıyor.

Zaman gazetesi yazarı Ahmet Şahin bir çare bile önermiş bu kadar hayati bir sorunu halletmek için: ”(Her ne kadar kesintiler sahibine sorulmadan yapıldığı için nemalar faiz sayılmazsa da) İçinizde bir tereddüt varsa yeme, giyecek dışındaki ihtiyaçlarda kullanılabilir...”

”Niye adam olmuyoruz?” diye sorunlara:

Elalem gen haritası çıkarırken, bizim tartıştığımız konuya bakın... Bu kafayla daha bin sene bir b.k olamayız!


*

Hürriyet, 9 Mayıs

Yukarıdaki salaklığın vücut bulduğu bir alıntı daha.

Mehmet Nuri Yılmaz, yani eski Diyanet İşleri Başkanı, Hürriyet’te okurların sorularına cevap veriyor.

İstanbul’dan S.D. (Serdar Devrim değil tabii, ama benim gibi, seçimlerde bir tane oyu olan bir vatandaş!!!) soruyor:

"Ağzımda kaplama diş var. Kaplama diş yaptırmadan önce boy aptesi alınması yönünde sonradan bazı bilgiler edindim. Doğru ise ne yapmalıyım?”

Yılmaz bu tip abuk sabuklara alışkın tabii ki, sakin sakin ”Yok öyle birşey"diyor...

Ben olsam ”Zinhaaar, bence o dişi önce söktüüür, boy aptesti aaal, dişini yeniden kaplattııır!” derdim.


*

Posta, 7 Mayıs

Şenay Düdek’in haberi (aynen):

15 milyara barıştılar

Manken Gizem Özdilli’nin cipine, eski aşkı ’Otomobil Osman’ lakaplı Osman Güney önceki gün çarptı. Osman Güney yolda tesadüfen gördüğü Gizem’i takip etti. Bebek yokuşunda da Gizem’in cipine arkadan hızla vurdu. Cip ve Osman Güney’in Maserati’si zarar gördü. Kaza sonrası barışan eski aşıklar Bebek’te bir kafede başbaşa yemek yedi. 15 milyar liralık hasarı Osman Güney ödeyecek.

Şimdi ne desem, size ayıp olacak!

Ama dilimin ucuna kadar da geliyor hani...


*

Posta 7 Mayıs

Posta
’dan bir haber de Bekir Saçar’dan.

”İkizlere özel koruma” başlığı (ikizlere takke gibi) biraz tuhaf kaçmış, ama kötü niyet yok.

Haber(cik) şöyle: "Beymen’in patronu Cem Boyner’in ikiz kızları Ayşe ile Elif’in Bebek’te tinercilerin saldırısına uğradığını, Ayşe’nin kolundan jiletle yaralandığını geçen ay yazmıştım. Cem Boyner kızlarının başına yine böyle bir acı gelmemesi için koruma tutmuş. Elif ve Ayşe gece sokağa korumalarla çıkıyormuş” diyor Bekir.

Bu haberi ben tamamlayayım (Daha doğrusu Ayça Barut tamamlasın) bari:

Serdar Bey, dün Nişantaşı’nda bir arkadaşımı bekliyordum. Önümden Cem Boyner’in ikiz kızları Elif ile Ayşe geçti. Biri (Hangisi Ayşe, hangisi Elif, bilmek kolay değil tabii ki!) telefonla konuşa konuşa kendilerini bekleyen arabaya bindi. Diğeri ise Linas’a girip sandviç aldı. Arabaya gittiğinde, ikizinin bir sokak çocuğuyla konuştuğunu gördü. Gülümseyerek para verdi çocuğa. Tam araba hareket ederken, elindeki sandviç paketini de uzattı çocuğa.”

İkizlerin bu davranışı çok hoşuma gitti, diyor Ayça, para ve sandviç vermeleri değil... asıl hoşuma giden, çocukla konuşurken gözlerindeki içten gülümsemeydi...”

Aferin kızlara. Ama asıl anne ve babalarına bravo.

Demek ki, sokakta tinercilerin saldırısına uğramalarına rağmen, kızlarının gözünü korkutmamışlar, onlara sokak çocuklarını öcü gibi göstermemişler!

Cem Boyner’e de yakışırdı!


*

Star TV, 29 Nisan

Passaparola
’da Metin Uca ile Ece Ekren güzel bir program götürüyorlar.

Ama sorular ısrarla hatalı! Okurum Özgür Erdoğan bu ”bilgi ve genel kültür” yarışmasında yapılan bir büyük yanlışlığı daha yakalamış.

Soru : 1922 yılında imzalanan, Kurtuluş Savaşı’na son veren anlaşma hangisiydi?

Cevap şıkları : (1) Sevr (2) Mondros

Salonda bir Allah’ın kulu da çıkıp ”Yahu bu cevapların ikisi de yanlıştır, bunu ortaokul öğrencileri bile bilir” dememiş.

Okurum üzülmüş. ”Metin Uca her sabah televizyonda medyayı tiye alıyor. Gözümden fena halde düştü!” diyor.


*

Posta, 11 Mayıs

Görünen Adam
köşesinde Bekir Saçar, “Mayadrom’da buluştular” diye yazmış.

Yılmaz Erdoğan ile Tuba Ünsal’a geçenlerde Akatlar Mayadrom alışveriş merkezinde rastladım. Yarım saat sonra Hande Ataizi de onlara katıldı. Hep birlikte kafede oturup sohbet ettiler... Yılmaz’ın yeni bir projesi varmış. Bu projede Tuba Ünsal ile Hande Ataizi’ne de yer vermek istiyormuş” diyor Bekir, ki yazdığı doğrudur.

Bir arkadaşım seyretmiş televizyonda, hangi kanaldı, hangi magazin programıydı hatırlamıyor. Mayadrom’da Yılmaz Erdoğan ile Tuba Ünsal’ı (bir kadın daha varmış masada) bir kafede “yakalamış” magazin kamerası. Yılmaz Erdoğan rahatsızlığını belli ederek, özel bir görüşme olduğunu, gazetecilerden çekim yapmamalarını rica etmiş. Berikiler yılışınca, biraz da tepki göstermiş anlaşılan, haklı olarak.

Vay efendim, televizyoncuların yorumu: Tuba’nın sevgilisi Aksel bu işe bakalım ne diyecekmiş de, Erdoğan suçüstü yakalanmanın verdiği utançla böyle tepki gösteriyormuş da...

Bu gibileriyle meslekten olduğum için gazeteciliğimden utanıyorum, emin olun!


*

VE... GAZETEMİ BULDUM!

Bulvar, 11 Mayıs

Bilirsiniz, ben Şok gazetesine hayranımdır. Hele - arasıra yapıyorlar tadı damağımızda kalsın diye – senaryosunu kendi yazdıkları “skandal haberlere” biterim. Mesela, sarışın güzel M.K.nın (çoğunun soyadı K’lıdır nedense) ailesi tarafından zorla evlendirildiği yaşlı işadamı K.P. gerdek gecesinde çok içip sızınca, cep telefonundan çağırdığı çocukluk aşkı T.B.yi nasıl gizlice eve aldığını ve gerdek yatağında nasıl ‘onun kadını olduğunu’ sanki muhabir peçeteci olarak başlarındaymış gibi detaylı bir şekilde anlattığı haberlere...

Ama daha da iyi bir gazete buldum. Varlığını biliyordum da, bize gelen gazete takımında yok Bulvar, onun için görmemiştim. Bu pazar ilk kez (cumartesi de çalıştığım için) pazar sabahı evdeydim ve bakkala gidip 13-14 tane gazete aldım kendim. İçlerinde Bulvar da vardı.

Ve çarpıldım. Bundan sonra başka şey okumam artık. Hepinize de şiddetle tavsiye ediyorum. Öyle gündemmiş, Irak savaşıymaş, hükümetmiş, ekonomiymiş... yahu zaten milletin içi daralmış, şöyle keyifli bir gazete yapmak varken...

Manşeti “İş kızıştı : Göbek nasıl atılır görün!”

Sahne dünyasının ünlü (ünsüz adam kalmadı) oryantali Tamay, şöhrete giden yolun Bulvar’ın 2003 Oryantaller Yarışması’ndan geçtiğini söylüyor.

Sekiz sayfalık gazetede tek bir “sıkıcı haber” var, “Kapkaççılar kaçamadı” diye (o da yandaki, tinercilerin korkusundan sokağa çıkamayan kız, haberinin ayağı zaten) gerisi muhteşem.

59 kare fotoğraf saydım, dökümü şöyle:

1 tane iş makinesi fotoğrafı, ilan
1 karede iki kapkaççı çocuk fotoğrafı, o da yukarıda bahsettiğim tek haberle ilgili
1 Mehmet Ali Erbil fotoğrafı
1 Muazzez Ersoy fotoğrafı, o da çapraz bilmecede

Ve 55 tane de çıplak kadın fotoğrafı...

Heyyt be! Yıllardır aptal gibi, Allah’ın günü 20-22 tane gazete okumuşum boşuna...

Bulvar’ın haberlerinden bir iki de örnek vereyim size.

Birinci sayfada şöyle bir haber : Tekliflere açık

Çalıştığı şirkette giydiği iç gıcıklayıcı kıyafetler yüzünden uyarılan sekreter Tülin, rakip firmalardan iş teklifi bekliyor” diyor. “Bir ihracat firmasında sekreterlik yapan Tülin, giydiği varla yok arası kıyafetler yüzünden yöneticiler tarafından ‘iş yerinde verimi düşürdüğü’ gerekçesiyle sert şekilde uyarıldı.”

Resim olarak da, ayaklarını masaya dayamış, gözlüğü burnunun ucuna kaydırmış bir cıbıl.

Bir iyilik ettik, bari arka manşeti de söyleyeyim size: Fil besleyeceğim

Ekose desenli bir örtüye sırtüstü uzanmış, orgazm taklidi yapan anadan üryan bir kız ve şöyle bir haber:

Tam bir hayvan dostu olan seksi fotomodel Sude, savaş sonrasında ortada kalan Saddam’ın fillerine (ortada kalan filler, Saddam değil) talip oldu... Kedi köpek beslemenin kendine göre olmadığını söyleyen seksi model, ‘Evim fil beslemeye müsait, yeter ki almama izin versinler’ diyor.”

Durun durun, bitmedi. Resimaltı : Hortumlu hayvanlara karşı zaafı olan Sude fillere bayılıyor.

Müt-hiş-siniz! Elleriniz dert görmesin emi...


*

BAŞLIKLAR
Underline
Star, 9 Mayıs

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği
üreticinin derdini anlatabilmek için 550 milletvekiline kargoyla özel şişede zeytinyağı göndermiş.

Başlık: Yağcılığın bu kadarı!


*

Posta, 9 Mayıs

IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger, Hükümet’e nasihatta bulunmuş: Vergi affından gelecek parayı aman çarçur etmeyin.

Başlık: Anne’den nasihatler


*

Milliyet, 7 Mayıs

Irak’ta operasyonla kurtarılan Er Jessica, yaşadıklarını anlatıp trilyonlar kazanacaktı, ama her şeyi unuttu (yani hafızasını kaybetti) diyor spot.

Başlık: Jessica sermayeyi tüketti


*

Milliyet, 7 Mayıs

Son yıllarda yapılan en büyük yabancı yatırım olan Aria’nın İtalyan ortağı Telecom Italia, Türkiye’den çekilebileceğini söylemiş.

Başlık: Arrivederci sinyali


*

Posta 7 Mayıs

"Gökyüzü bu ay üç ilginç dizilişe sahne olacak. Merkür Güneş’in önüne geçecek, parçalı ay tutulması olacak ve Güneş doğarken tutulacak” diyor haber.

Başlık: Ne oldu bu göğe böyle herşey kıpır kıpır

Yok artık!


*

Milliyet, 11 Mayıs

SAT komandosu Yüzbaşı Zeki Şen’i falçatayla öldüren tinercilerin bu defaki hedefi Binbaşı Ali Karakulak’tı. Parası, silahı ve telefonu çalınan binbaşının gözü de morardı, diyor haber.

Başlık: Tinerciler terfi etti


*

BİR DE OKUR MEKTUBU

Danimarka’da öğrenci Özgür. Daha geçen sene gurbete gittiğinden “televole” nedir, biliyor. Anlatıyor, e-postasında:

Serdar Abi, bir okul gezisiyle İtalya’ya gittik, Roma’ya. Tesadüf bu ya, o hafta da Lazio-Beşiktaş maçı var. Akşam sokakta, bir kenarda sohbet ederken, Danimarkalı arkadaşlarımdan biri “Bak bunlar Türk televizyoncuymuş, bizimle konuşmak istiyorlar” dedi. Millet gece sokaklarda, alkollü, yani röportaj için iyi bir ortam... Neyse,  kameraman benim de Türk olduğumu öğrenince, selam bile vermeden sordu:

- Kız arkadaşın var mı burada?

Bende kabahat ki bir kız bulaşamışım hâlâ, “Yok” dedim.

Sunucunun adını bilmiyorum ama Star televizyonundandı.

- O zaman sen bize yaramazsın! dedi, döndü arkasını gitti.

Özgür bana soruyor, gazetecilik bu mudur diye.

Özgür, doğrusunu istersen BU gazeteciliği ben de pek bilmiyorum...

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle