GeriKelebek Mazeretim var asabiyim..
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Mazeretim var asabiyim..

Özür dilerim Oğuz Abi. Ben de isterdim sizinle ilgili duygularımı anlatmayı. Söyleyecek sözüm de vardı. Sizin "Çiçeği Burnunda"lar kadar beceremezdim belki ama ben de birşeyler derdim işte.

En çok da Kemal Gökhan Gürses'in yorumuna bayıldım: "Yağ satarım, bal satarım. Ustam ölmüş. Ben böyle dünyanın anasını satarım." Ben de böyle dünyanın anasını satarım. İnsan acısını anlatmaya bile fırsat bulamıyor.Yüreğimdeki tek duygu öfke. Telefondaki ses de üstüne "Ay çok meraklandım, neden bu kadar öfkelisin?" demez mi.

 

-        Merak etme kardeşim. Çünkü artık hiç kimse bir şeyi merak etmiyor. Bilgisayarın başına geçiyor. İlk bulduğunu cırt kopyalıyor. Pat yapıştırıyor. Al sana haber.

-        E anlat ama. Ne oldu?

-        Oğuz Aral'ın biyografisini görmüşsündür gazetelerde. Dikkatini çeken bir şey oldu mu? İpucu da vereyim. Kardeşleriyle ilgili filan.

-        Ha evet. Yazar İnci Aral'la kardeşmişler. Bilmiyordum.

-        Sadece sen değil kendileri de bilmiyorlar, zaten. Çünkü yanlış. Adamın biri internetteki bir biyografi sitesinden kopyalayıp yapıştırmış. Araştırmadan etmeden. Düzelten bir-iki yer oldu. Gerisinin umurunda değil.

-        Ama kötü bir şey değil ki. Ne var bu kadar sinirlenecek?

-        Kötü değil elbette ama doğru da değil. Benim üzüldüğüm farkedilmemesi. Ya da umursanmaması. İkisi de birbirinden kötü. İnan doğrusunu bulmak yanlışı tekrarlamaktan fazla zaman almaz. Gir bir arama motoruna. Tekin Aral'ın ölüm haberini iste. Aile fertlerinin adlarının geçtiği en yakın tarihlihaber o. Evet, orada İnci Aral adı geçiyor ama Tekin Aral'ın eşi olarak. Yani ne yazar ne de kardeşleri. İsim benzerliği. Ya kız kardeşlerinin adı. Haberde o da var. Bir tık uzakta. Bir tık.

-        Ben de madem ünlü bir yazar kardeşleri varmış, neden onun ağzından birşeyler yok gazetelerde, televizyonlarda diye düşünüyordum.

-        Bravo bak işte senin okur olarak akıl ettiğini mesleği gazetecilik olanlar düşünmedi henüz. Kopyaladı yapıştırdı, bitti. Tekrar okumadı bile. Ailede ille başka bir ünlü arıyorlarsa o da vardı ama kimin haberi var ki. Oğuz Aral'ın eşinin tiyatro tarihimizin en başarılı İnek Şaban'ı Tolga Tiğin olduğunu bilen var mı? Rahmetli oralardan görüyorsa çınlatmıştır kulaklarını, en sunturlusundan. Hele Avanak Avni'yi bile bilmeyenlere...

-        Yok artık daha neler...

-        Yok değil. Var, var. Habertürk'te Avanak Avni, Avanak Apti kaç gündür. Sağ olsaydı, sopayla kovalardı vallahi. Canlı yayında altta yazıyordu da Latif Demirci uyardı. Düzelttiler. Ama spiker hanım aynen berdevam. Apti diyor yahu kırk yıllık avanağa. Cehalete mi öfkeleneyim, öğrenmemekte ısrara mı, bu haldeki insanların ekrana çıkma cüretine mi, onları çıkaranın gafletine mi?

-        Ben de televizyon haberlerindeki tutarsızlığa takıldım, ne zamandır. Birinin söylediği ötekini tutmuyor.

-        Tam üstüne bastın, kaldır ayağını. Al sana taze bir örnek. Birine göre Kâmran Usluer beyin kanserinden öldü, ötekine göre akciğer kanserinden. Bir telefonluk iş yahu. Ara hastaneyi, öğren. Aynı şey Oğuz Aral'ın haberinde de var. Biri diyor, hastaneye yattığı gün öldü. Öbürü diyor yattıktan üç gün sonra. Ondan sonra gel de güven bu haberlere. Hele Show Tv'de rahmetlinin adını "Kamran" diye okuyan ses çileden çıkardı. İnce "a" yok. Hiç mi duymamış, demek için sarıldım telefona. İlgililere iletiriz efendim, dediler. İlgililer bu ses kaydedilirken ilgileneceklerdi uzaylı sesin sahibiyle, diye bağırıp kapattım telefonu. Kadın başka bir gezegenden gelen uzay mekiğinden bir saat önce inmiş olmalı ki koskoca Kâmran Usluer'in adını hiç duymamış.

-        Aslında bunlara şaşırmamak lazım. Bak ÖSS'de 32 bin, LGS'de 64 bin öğrenci sınavda sıfır puan almış. Eğitim sistemimiz göçtü. İşin özü bu.

-        Evet işin özü bu da çekirdeği de arsızlık. Artık bilmeyen, bundan rahatsız olmuyor. Sırıtıyor. Öğrenmemek değil adamın cehaletini yüzüne vurmak ayıp sayılıyor.

-        "Aman boşver. Buna gelene kadar neler var", diyorlar, değil mi?

-        Eh işte buna da böyle diye diye geliniyor. Giden kuşakla birlikte ciddiyet, mesleğe saygı, utanma duygusu da tarihe karışıyor. Şimdi varsa yoksa popüler olmak. Dikkat çekmek. BBG evi gibi oldu ortalık. Aykırı yazan kazanıyor. Neymiş, Ecevit memlekete sadece kötülük yapmış. Heredot musun mübarek. Acelen ne, tarih verecek bunun kararını. Ben sevmezdim, de. O kadar. Oğuz Aral kötü karikatürcüymüş. Hem de megalomanmış. Mideme yumruk yemiş gibi oldum okuyunca.

-        Evet, şimdi ölenin arkasından da eğriyi doğruyu söylemek lazım, modası var ya.

-        İyi de, rahmetlinin ettiği bir cümleden kalk, bütün kişiliği hakkında yorum yap. Hadi karikatürünü beğenmemek, zevk meselesi. Ama hakaret edercesine kendini beğenmişlikle suçlamak, olacak şey değil. Gel de meşhur Papa hikayesini hatırlama.

-        En çok buna sinirlenmişsin anlaşılan.

-        Sinirlenmiştim. Daha doğrusu yaralanmıştım çok. İnsan umduğuna küsüyor çünkü. Ama Ersan Özer yazısında benim gibi yaralanan kimbilir kaç kişiye tercüman olmuş. Sağolsun.

-        Peki sen ne yazacaksın, Oğuz Aral için?

-        Kişisel birşeylerden söz etmeyecektim. Yakından tanımayanlara ve ölümün üstüne üstüne gitmesine şaşıranlara kardeşinin ölümünden sonra yazdığı yazıyı okumalarını önerecektim. Okuduğum en sade, en derin, en acılı ağıttı o.

-        Biliyorum. Buluşmuşlardır şimdi değil mi?

-        Buluşmuşlardır da Tamer Karadağlı olayı üzerine mi birşeyler çizsek, İran'a giderken çarşaflanan kadın gazetecilerle ilgili mi diye tartışmaya başlamışlardır bile. :’(

 

 

nkarsan@superonline.com

Yorumları Göster
Yorumları Gizle