GeriKelebek Marangozun portresi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Marangozun portresi

Kumbaracı Yokuşu'nda küçük bir marangozhane. Burada sadece masif eşyalar üretiliyor. Sarp Baykara ustasından devraldığı atölyesinde sadece yaptığı eşyayı iyi kullanacağına inandığı kişilerin siparişlerini kabul ederek mesleğini sürdürüyor.

Bir taraftan abi kardeş gibiydik, bir taraftan da rendeyi tezgahın üzerine yüzünün üstüne bıraktığım zaman, rendenin bıçağı tezgahta körlenir diye rendeyi kırıp arkamdan atardı. Bir gün 'Usta, rendeyi niye ortasından kırıp atıyorsun,' dedim. 'Evladım, iki şansım olsun! Birinde vuramazsam, ikincisinde isabet ettireyim diye,' dedi.’’

Bu, Bodrum'da başladığı marangozluk macerasını İstanbul'da sürdüren Sarp Baykara'nın ustasıyla ilgili anılarından sadece biri. Baykara'ya göre ‘‘Allah rahmet eylesin’’ ustası Bülent Aloğlu sanki 1000 yaşında ama 3 bin yıllık bilgiye sahip bir bilge kişiydi. Ama kendisi de en az ustası kadar ilginç, gülümsemesi ile kaşlarını çatması arasında çok az zaman farkı olan biri. Artık kaybolmaya yüz tutmuş masif mobilya ustalarından biri o. Kumbaracı Yokuşu'ndaki marangozhanesinde sipariş üzerine masif mobilyalar yapıyor. Ama eğer sipariş verenin yaptığı eşyayı iyi kullanacağına kanaat getirmezse, siparişi almamak için ne yapıp edip bir yol buluyor.

İşlediği ağaçları insanlara benzetiyor; ‘‘Belli ağaçların belli huyları var, tıpkı insanlar gibi. Bazı ağaçlar zor, huysuz, kaprisli; bazı ağaçların suyu düzgün, huyu düzgün, insanla ilişkisi düzgün.’’

Hediye atölye

45 yaşında Baykara. ‘‘Okulun şimdiki halini bilmem ama..’’ dese de tipik bir Galatasaray'lı, bu konudaki eleştirilere de tahammülsüz. Bülent Usta'nın teklifiyle marangozluğa başlayana kadar çok çeşitli işler yapmış. 79'da ailesiyle Bodrum'a yerleşince ilk olarak bir lokanta açmış, 82'de ise lokanta kapanınca Bülent Usta ile çalışmaya başlamış. Ustasını öyle sevgi ve saygıyla anıyor ki, insanın aklında ister istemez doğru yerde, doğru zamanda olup, doğru cümleler kuran bir film kahramanı canlanıyor. Baykara, ‘‘Ustam giderken bana atölyeyi hediye ederek gitti. Çünkü kendi ustası da ona yetiştirdiği bir çırağa atölyeyi bırakmasını vasiyet ederek hediye etmiş. Eski bir esnaflık geleneği bu,’’ diyor. Ama kendisinden sonrası için biraz kaygılı Baykara. Çünkü bugünün marangoz ustalarının çırak bulmada ciddi sorunları varmış. Ailelerin marangozluğu tehlikeli bulduklarını söylüyor.

Fabrikasyon üretimin tehdit ettiği meslekler listesinde ilk sıralarda olan marangozluğun zaman içinde gittikçe değiştiğine inanıyor. ‘‘Bugünün mobilyacılığından sonra bir de bugünün cilacılığı diye bir şey söz konusu. Mesela adam gürgen ağacını maun rengine boyuyor ve çok da güzel olduğunu düşünüyor. Ağacı renklendiren, toprağın içindeki madensel tuzlar ve tanenler. Bu kadar doğal, bu kadar mükemmel çalışan bir mekanizmadan sonra insanlar bir ağacı, bir başka ağacın rengine boyuyorlar.’’

Marangozhanelerde kaplama mobilyacılığın yaygınlaşmasının doğal olduğunu düşünmekle birlikte bu değişim onu üzüyor. ‘‘Ukalalık etmiş olmayayım ama tahtadan yapılmış bir masanın üzerinde yemek yemek, lezzetli yemek yemektir,’’ diyor.

Baykara masif mobilya konusunda ısrarlı olmasının nedenini ise şöyle açıklıyor, ‘‘Piyasada herkesin yaptığı ve kullandığı malzemelerle mobilya yapmak bazı ustaların kendi ustalık gururlarına, öğrendiklerine ve tecrübelerine hafif işler gibi geliyor. Bunlardan biri de benim. Ben ağaçla uğraşmayı, ağaçla haşır neşir olmayı, bana cevap verebilecek bir malzemeyle, daha yoğun ilişki içinde çalışmayı daha çok seviyorum. Bu bakımdan masif mobilya yapıyorum.’’ Baykara masif mobilya konusunda tutkulu olmasına tutkulu ama piyasa şartları onun bu tutkusuyla pek uyumlu değil. Fabrikasyon ile kendi ürünleri arasındaki farkı anlatırken, konfeksiyonla butik karşılaştırmasına tutunuyor: ‘‘Konfeksiyoncu bütün bedenlerde elbiselerini diker askısına asar, gidip oradan üzerinize uyanı alırsınız. Halbuki butikte ya da terzide kumaşınızı seçersiniz, sizin ölçünüz alınır ve yapılan sadece size özel bir elbisedir, başkasında yoktur. Bizim yaptığımız bu.’’

Bir öğrenci gibi

Fabrikasyon üretime oranla yüzde 40-50 oranında daha pahalı olan bu üretimi sürdürmek herkesin harcı değil. Bu nedenle de atölye üretiminin daha ucuz olan kaplama ürünlere kaydığını söylüyor Baykara. Zaten Baykara da şu anki işini ancak Teşvikiye'deki antika mağazasının kazancıyla destekleyerek sürdürebiliyor. Gerçi oturmayı sevmediği için günde ancak birkaç saat antikacı dükkánında kalıyor. ‘‘Marangozhanede yanımda iki arkadaşım var onlarla çalışıyorum, Cemal ve Yaşar Usta. İkisi de kendi işlerini çok güzel yaparlar.’’ Ama tüm ustalığına rağmen bir yandan da hálá öğrenci olduğunu düşünüyor. ‘‘Bu iş önemli bir olgunluk işi, ben daha hamım. Her gün kendi kendime yeni bir şeyler öğreniyorum. Tahtaları kaldıramayacak hale gelene kadar bu işi yapayım diyorum.’’


Yorumları Göster
Yorumları Gizle