GeriMagazin Suriye dramı beyazperdede
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Suriye dramı beyazperdede

Suriye dramı beyazperdede

“Haziran Gecesi”, “Dudaktan Kalbe” ve “Samanyolu” gibi çok izlenen dizilerin yönetmeni Andaç Haznedaroğlu, Suriyeli mültecileri anlattığı “Misafir” adlı bir film çekti. Bu filmden sonra da, “O çocuklar Türkçe’yi çözünce yaşadığım mutluluğu çektiğim dizi 10 reyting alsa hissedemem” diyecek kadar hayata bakışı değişti. Fatih’te Suriyeli çocuklarla buluştuk ve bu sohbet sırasında, “Bomba yağar bizim başımıza... Yağmur yağar bizim başımıza” sözünün Arap dünyasına ait bir deyiş olduğunu öğrendim.

◊ En son 5 yıl önce “Araf Zamanı” dizisini yönettin. Neden artık dizi çekmiyorsun?
- Üniversitede okurken hayalim hep sinema filmi yapmaktı. 20 yaşımdayken, kendime 40’ımda dizi çekmeyi bırakacağım diye hedef koymuştum. Gerçekten öyle de oldu.
◊ Dizi sektöründe hoşuna gitmeyen neydi?
- Dizi sektörü artık tüketim üzerine kurulu. Bu tüketim sistemine hizmet etmek istemiyorum. Derdi olan filmler yapmak istiyorum.
◊ Dizi setlerine dönmeyecek misin?
- Hayır, düşünmüyorum. Sadece Amerika’dakiler gibi kaliteli, 3-4 bölümlük işler olursa çekerim. 8 bölüme kadar varım ama öyle 1-2 sene hayatımı kapatacak bir şey istemem.

Suriye dramı beyazperdede


◊ Dizilerin tüketime yönelik olması seni neden bu kadar rahatsız ediyor?
- Dünya zor bir yere gidiyor, hayatımızda çok daha büyük krizler var. Ve insanların artık faydaya yönelik işler yapması gerektiğini düşünüyorum.
◊ Sen insanlığa faydalı neler yapıyorsun?
- 7 yıldır üniversitede ders veriyorum. Onun dışında kadınlar ve çocuklarla ilgili gönüllü çalışmalarım var. 4 yıldır da Suriye meselesiyle ilgileniyorum.
DİZİ ÇEKENLERİ ASLA YARGILAMIYORUM
◊ “Derdi olan filmler yapmak istiyorum” dedin ama Özge Özpirinçci ve Buğra Gülsoy’un başrollerini paylaştığı “Acı Tatlı Ekşi” diye romantik bir komedi de yaptın...
- Ona romantik komedi denemez. Orada ALS hastası bir kız vardı. Bu hastalıkla ilgili ben de, Özge de çok ciddi bir araştırma yaptık. Bizim için önemli olan oydu. Faydasız bir işe girmedim.
◊ Şükrü Özyıldız ve Hande Doğandemir’in oynadığı “Her Şey Aşktan” filminde nasıl bir fayda vardı?
- O da benim başımdan geçen bir ayrılık hikâyesiydi. Onda da kadınların güçlenmesiyle ilgili bir mesaj vardı.
◊ Yönettiğin “Haziran Gecesi”, “Dudaktan Kalbe”, “Samanyolu” gibi dizileri bugün çekmez misin?
- Net çekmem. Ama şunu da şöylemek istiyorum, çekenleri asla yargılamıyorum. Ben dizilerden çok şey öğrendim, Oprah Winfrey’in “Öncelikle o yoldan gideceksin, sonra kendi yolunu çizeceksin” diye çok güzel bir lafı var.
Ben de bu işi dizilerde öğrendim, ustalığıma kadar geldim ve üstüne bana para verdiler.
O sektöre minnettarım.
Reklam da, dizi de yaptım.
Ama her zaman yapmak istediğim şey sinema filmiydi.
◊ Evli misin, çocuğun var mı?
- Çocuğum yok, evli değilim.
◊ Belki de ekonomik olarak kendin dışında kimseye sorumluluk duymadığın için para kazandıran dizi sektörünü bırakma kararını böyle kolay aldın?
- Evli ve çocuklu olsaydım da yine bu kararı alırdım. Hayattaki sertlikler beni buraya getirdi.
Suriye dramı beyazperdede


Kadınlar ve çocuklar
bomba seslerinden çıldırıyor
◊ Ülkelerine döneceklerine inanıyor musun?
- Kim yurduna dönmek istemez ki? Ancak şöyle de bir durum var, ilk bombalar atıldığında evlerinin fotoğraflarını çekiyorlar, büyük beton parçaları halindeler. Ama savaşta 7’nci senedeyiz, artık evleri un ufak olmuş durumda. Halep’te günde ortalama 100 bomba atılıyor. Sokaklara yardım paketi atılıyor, sen paketi gidip alıyorsun ve tekrar bodrum katına giriyorsun. Ve 1 ay boyunca tepende o sesler, ne zaman öleceğini bilmiyorsun. Kadınlar, çocuklar sesten çıldırıyor. Reyhanlı ve Hatay’a öyle gelen birçok vaka var, inanamazsın.
◊ “Bayramda ülkelerine giden Suriyeliler, geri dönmesin” diyenlere ne söylemek istersin?
- Bence gidip bir komşusunun derdini sorsunlar. Şimdi mesela bir kadın Suriye’den gelmiş, tek kelime Türkçe bilmiyor. “Kardeşim nasılsın, neye ihtiyacın var” diye sormak başka, “siz gidin” demek başka... Bir de onlar ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye gelmiyor, bir sürü kayıp veriyorlar.
◊ Filmdeki baş karakter Meryem de Suriye’den gelirken yanında komşularının çocuklarını getiriyor ve herkes ona “bu çocukları niye getirdin, niye kendine yük ettin” diye soruyor...
- 3 yıldır her ay evlerine gittiğim bir aile var. Hç çocukları yok. Komşularının 4 çocuğunu yanlarında Türkiye’ye getirmişler. En büyüğü 7 yaşındaydı. O 7 yaşındaki kız çocuğu en küçük kardeşini kucağından bırakıp tuvalete bile gidemiyordu, korkuyordu. Araba sesinden bile korkuyordu.

Büyük şehirde yaşamaktansa
savaşta ölmeyi yeğlerim
◊ Filmde Şebnem Dönmez’in canlandırdığı Zeynep’in Suriyeli bir kadın ve çocukla karşılaşma sahnesi, senin gerçek hayatta yaşadığın olay mı?
- Evet, yıllar önce Zeynep adlı bir arkadaşımla yolda giderken arabanın önüne kucağında çocukla bir kadın atladı. Zeynep’le arada kaldık, arabaya alsak mı almasak mı diye. Ama çocuk o kadar ağlıyordu ki, dayanamadık. O gece 4 hastane dolaştık. Kimlikleri yok diye işlem yapılmıyor. Çocuk ikinci kattan düşmüş, kolu kırılmış. Araya tanıdıkları sokup tedavisini yaptırdık.
Sonra onları aldığımız yere getirdik. Bir apartmanın bodrumunda yaşıyorlar. 10-12 tane çocuk, 2 kadın, bir de adam vardı. Adamın savaşta vücuduna şarapnel girmiş ve yaralı. Hepsi beton zeminin üstünde yatıyorlar.
◊ Maddi yetersizlikten dolayı evlerinin kirasını ödeyemeyip kızlarını başlık masrafı karşılığı Türklerle evlendirenler de var, değil mi?
- Evet, hem de o kadar çok ki... O Bağcılar’daki bodrum katının kirası 3-4 bin liraydı.
Çevredekiler yardımlar yapıyordu ama kiranın tamamına yetmiyordu. Orada kalan adam “Abla, büyük şehirde yaşamaktansa, savaşta ölmeyi yeğlerim.
Bu çocuklara bakamıyorum ve geri döneceğim” dedi. O dönem kiraları halletmiştik, ama bir dahaki sefer gittiğimizde ülkelerine dönmüşlerdi.
◊ Hikayeleri dinledikçe filmi çekmek zor olmadı mı?
- Çok zorlaştı... Son 2 yıl, dünyadan kopuk bir haldeydim. Arkadaşlarım bana “sevgilimden ayrıldım”, “doğum günüm var” diyor. Bütün bunlar bana o kadar anlamsız geliyor ki... Kendime pahalı şeyler almaktan utanıyorum. 3 bin liraya aldığın bir çantayla bir ailenin 1 aylık hayatını kurtarabilirsin.
◊ Bu meseleye bir kez el attığın zaman vicdanın bırakmaya elvermiyor. Peki senin için nereye gidecek bu işin sonu?
- Faydalı şeyler yapmaya devam edeceğim. Kadınlar ve çocuklarla ilgili projeler yapacağım. Hiçbir şey yapamazsan Suriyeli çocuklara Türkçe öğretmeye devam edeceğim.

Türkler, onların keyfi
göç yaptığını düşünüyor
◊ “Misafir”i çekmeye nasıl karar verdin?
- İlk ilgimi çeken, bizlerin Suriyeli göçmenlere bu kadar nefretle yaklaşması oldu. Her şeyi gözlerimle görmek için Suriye sınırına gittim. Kobani patlaması olduğunda oradaydım. Gördüğüm manzarayı tarif edemem. Yaralı babasını taşıyan çocuklar, 50 derece sıcakta çıplak ayakla yürüyenler...
◊ Film için ne kadar süre çalıştın?
- Toplam 4 yıl.
◊ Türklerin Suriyelilere karşı bir tutumu olduğunu düşünüyor musun?
- Düşünmüyorum çünkü insanlar gerçeği bilmezse önyargıda bulunur. Biz savaşın ne olduğunu bilmiyoruz. Türkler bu insanların keyfi göç yaptığını düşünüyor. Belki de kendilerince haklılar. Misafirlik dediğin şey 1 yıl, bilemedin 2 yıl olur. Ama Suriyeliler 7 yıldır ülkemizde...
◊ Suriyeliler, Türkiye’ye uyum sağlayabildiler mi?
- Çok iyi uyum sağlayanları var. Mesela adamın Suriye’de dondurma fabrikaları ve pastaneleri var. Ölümle tehdit edip her şeyini alıyorlar. O da 2 tenceresini alıp yola düşüyor. O yaptığı lokmaları satarak yaşamını kazanıyor. Şimdi burada pastanesi var.
◊ “Mehmetçik Suriye’de savaşırken, Suriyeli gençler burada kafelerde nargile içiyor” tepkilerine ne diyorsun?
- Türkiye’de aynı şekilde savaş çıksa ve bir Avrupa ülkesine gitsek, bizim içimizden de canla başla çalışanlar çıkacağı gibi aylak aylak nargile içenler de olacaktır. Genelleme yapmam.
◊ Sen gerçek ihtiyaç sahibi Suriyelileri ayırt edebiliyor musun?
- Evet... Geçenlerde Suriyeli bir kadına yardım ettik. Kocası albaymış, işkence ederek öldürmüşler. Kadın, buraya kaçmış. Orada albay karısıyken, burada bir fabrikada çalışıyor. Ona çocuklarının okul masrafı için para verirken, suratındaki acıyı anlatamam. Türkler bütün Suriyelileri dilenci zannediyor. Oysa iş sahibi olan ve ailelerini kaybedip buraya gelen çok kişi var. Böyle insanların uçurumdan düşmesi çok farklı bir şey.
Sokakta olan orada da dileniyordu, burada da dileniyor. Ben uçurumdan düşen insanları fark ettim, filmimde de onları anlattım.

Çocuklara Türkçe öğretmek TV’de 10 reyting almaktan daha mutluluk verici
◊ Filmde “Yarın savaş olsa, yarın ölecek olsan ne yapardın” diye soruluyor... Şebnem Dönmez’in yanıtı da “Daha çok iyilik yapmak isterdim...” oluyor. Bu senin yanıtın mı?
- Evet, aynen böyle düşünüyorum. Mesela ben o çocuklar Türkçe’yi çözünce yaşadığım mutluluğu çektiğim dizi 10 reyting alsa hissedemem. Bundan daha değerli bir şey yok.
◊ Lina’yı canlandıran Rewan büyük bir oyuncu olsa, ne kadar gurur duyarsın değil mi?
- Rewan şimdi Frankfurt’ta. Oyuncu olmasına da gerek yok, yeter ki o okusun. Ben onunla gurur duyarım.
◊ Filmde rol alanların çoğu Suriyeli göçmenler değil mi?
- Evet, bir tek Meryem’i canlandıran Saba Mubarak oyuncu. O da Ürdün’den geldi. Ona bir mektup yazdım. Lübnan’daki bir yapımcı arkadaşıma dedim ki, “bu mektubu ona ulaştır.”
Mektup ve senaryoyu okuyunca Saba beni aradı ve “gelip sana yardım edeceğim” dedi. O da Filistin’den Ürdün’e göçmek zorunda kalmış. Bu göç sırasında da annesini kaybetmiş.

Bu işten 5 kuruş para
kazanma derdim yok
◊ Filmin yapımcısı neden sen oldun, projeyi birisine satamadığın için mi?
- Tabii, kim alır ki? Sadece Kültür Bakanlığı’ndan biraz destek aldık.
◊ Filmin vizyonda maddi olarak bir karşılığı olmazsa ne yapacaksın?
- Televizyon satışı olur... Benim bu işten 5 kuruş para derdim yok. Bu film, Viyana’da bir festivalde gösterildi. Ardından oradaki okul sinemalarında gösterildi, çünkü çocuklar o kadar ilgi gösterdi ki filme... Bu film Suriyeli göçmenlere olan bakış açısını değiştireceği için okullarda ve TRT’de gösterilmesini çok istiyorum. Çünkü ne kadar çok insan izlerse, bir kişinin bile Suriyelilere davranışı değişirse ben daha çok mutlu olurum.
◊ Filme gösterilen ilgi nasıl?
- Filmin şimdiden bu kadar ilgi görmesi beni şaşırttı. Ama ben bu işe başlarken o kadar temiz dertle yola çıktım ki insanlar bunun farkında...
Arkadaşlarım bile ben bu işe girdikten sonra Suriyelilere yardım etmeye başladı. Şimdi her birinin Suriyeli ailesi var, ayda bir ziyaret edip ihtiyaçlarını karşılıyorlar.
Denize açıldıkları sahnede hüngür hüngür ağladık...

◊ Filmde seni en çok etkileyen sahne hangisiydi?
- Finaldeki deniz sahnesi... O sahnede birlikte çalıştığım bazı oyuncuların yakınları bir hafta önce ölmüştü. Sahnenin mizanseni verilirken herkes kuma yattı, kapaklanıp ağladı. Ben de ağlamaktan o sahneyi çekemedim. Hepimiz toptan ağlamaya başladık.
◊ Beni filmde en çok etkileyen cümle ise “Bomba yağar bizim başımıza, yağmur yağar bizim başımıza...” oldu.
- O Suriye, daha doğrusu Arap yarımadasının çok iyi bildiği bir deyiş. Ne kötülük varsa bizim başımıza geliyor. Allahım başka insan yok mu, demek.
◊ Filmi izlerken dramı da dozunda kullandığını fark ettim. Oysa izleyiciyi daha çok ağlatacak sahneler de koyabilirdin...
- O zaman sinema olmazdı. Yanlı ve başka bir şey olurdu. Seyirciye bir şeyleri empoze etmek istemedim.
Bir de “Misafir” bu savaşla ilgili çekilen ilk filmlerden biri. İleride savaş mahkemeleri kurulursa belki belge olarak kullanılır.

Antalya’dan filmimi çekmedim, çünkü...
◊ “Misafir” geçen yıl Antalya Film Festivali’nde “Avni Tolunay İzleyici Ödülü”nü kazandı. O sene festivali, ulusal yarışma bölümü kaldırıldı diye sinemacılar protesto etti. Protesto etmeyen iki yönetmenden biri de sendin. Sinema camiasından tepki gördün mü?
- Yok, görmedim.
◊ “Neden boykot etmiyorsun” diyen sinemacılar olmadı mı?
- Hayır, bu işi neden yaptığımı bildikleri için tepki göstermediler. Ticari bir film olsaydı, tepki alırdım.
◊ Rakibinin olmadığı bir yarışta ödül almak seni mutsuz etmedi mi?
- Ödül almayabilirdim de. Benim için önemli olan filminin uluslararası platformda gösterilmesi. Antalya’da yarışmasaydı filmin yurtdışında gösterilme şansı yoktu. Bu filmi sadece Türkler için yapmadım, yurtdışında gösterilmesi benim için daha önemli. Oradaki insanların bakış açısının değişmesi lazım, yargıladıkları hikayeyi ne olduğunu görsünler. Ki film gösterildiği ülkelerde bakış açışını değiştirmeyi başardı. Yunanistan’daki Suriye kamplarında gösterildikten sonra oradaki psikologlar, “Biz çocuklara ‘hadi eller havaya’ deyip şarkılar söyletiyorduk. Meseleyi gerçekten bilmiyormuşuz” dediler.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle