GeriMagazin Muazzez Ersoy: Sosyal medyanın en iyisi Demet Akalın
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Muazzez Ersoy: Sosyal medyanın en iyisi Demet Akalın

Muazzez Ersoy: Sosyal medyanın en iyisi Demet Akalın

Kasımpaşa sokaklarında yalınayak koşan bir çocuktu... Komşu nişanlarında, sünnet düğünlerinde şarkı söylerken sesi yavaş yavaş duyuldu. Yılların assolisti Muazzez Ersoy, “Yokluğun, yoksulluğun, fakirliğin, garipliğin içinden çıkıp geldim. Her şeyin bir vakti varmış. Rabbim yolumu açtı, yürüdüm gittim” diyor. Sahne çalışmalarına devam eden, yakında iki konser için Avustralya’ya uçacak olan sanatçı ile buluştum; kükürtlü sabunun hikmetinden photoshop isyanına, Demet Akalın’ın sosyal medyasından Hasan Kaçan’ın gırtlağına sarılmasına her şeyi konuştum.

Kasımpaşa’daki mahalle nişanlarında şarkı söylemekten assolistliğe uzanan bir yaşam öyküsü sizinki... Kaderci misiniz, yoksa “hedefledim, çok çalıştım ve oldum” mu diyorsunuz?

- Doğru, varlıklı bir ailenin çocuğu değilim. Yokluğun, yoksulluğun, fakirliğin, garipliğin içinden çıkıp geldim buralara. Annem de, babam da çalışıyordu. Annem şimdi Kadir Has Üniversitesi olan yerde, Tekel’in sigara kutularını keserdi. Babam da şofördü. Böyle bir aileden geldim ben.

Kader mi, hırs mı taşıdı sizi bugünlere?

- Vakit... Her şeyin bir vakti, bir saati var, ben ona inanırım. Vakti gelmeden hiçbir şey rayına oturmuyor, yürümüyor. Ben Kasımpaşa’da, sokaklarda yapılan nişanlarda, kına gecelerinde, sünnet düğünlerinde şarkı söylüyordum. “Sesin güzel, sesin güzel” diye diye beynime işlediler, ben de girdim bu işe... E vakit, saat de gelince rabbim yolumu açtı, yürüdüm gittim.

Muazzez Ersoy: Sosyal medyanın en iyisi Demet Akalın

KASIMPAŞA SOKAKLARINDA YALINAYAK KOŞTURURDUM

Nasıl hatırlıyorsunuz çocukluğunuzu, ilk gençliğinizi?

- Kasımpaşa’nın sokaklarında ayağımda terliklerle, tokyolarla, hatta yalınayak koştururdum. Biz öyle büyüdük. Şimdiki çocuklar bunları yapamıyor artık. Sokaklara bile çıkamıyorlar. O açıdan bakıyorum da biz daha şanslıymışız.

Kasımpaşa’nın ünlü yüzü çok...

- (Gülüyor) En başta Başkanımız, Reisimiz Kasımpaşalı. Sonra Hasan Kaçan var. Orada büyüdük, aynı muhitin insanlarıyız.

Hasan Kaçan’la hâlâ görüşüyor musunuz?

- Tabii canım, daha geçenlerde onun programındaydım. Konuğuydum. Tabii o günleri de uzun uzun yad ettik.

O KADAR ÖFKELENDİM Kİ GİDİP HASAN KAÇAN’IN GIRTLAĞINA ÇÖKTÜM

Neler hatırlandı mesela?

- Mesela bir gün Hasan Kaçan’ın da olduğu bir arkadaş grubuyla futbol oynuyorduk. Kaleyi belirlemek için de gidip topa benzer yuvarlak bir taş koymuşlar. Maçın heyecanıyla top sanıp o taşa bir vurdum...

Acı bir hatıra olmuş...

- Hem de ne acı... O acıyı bugün bile unutmam. Tırnağım düştü sonrasında, öyle söyleyeyim.

Taşa şut çektikten sonra ne oldu?

- Sinirden, öfkeden, canımın acısından gidip Hasan Kaçan’ın gırtlağına çöktüm!

O niye?

- “Senin yüzünden oldu” diye (gülüyor)...

Muazzez Ersoy: Sosyal medyanın en iyisi Demet Akalın

YENİ PROGRAMDA UZUN UZUN SOHBET İSTEMİYORUM

O günlerden şimdiye hızlı bir geçiş yapmak istiyorum. Nedir televizyon programınızdaki son durum?

- Yine müzik içerikli bir program olacak. Yani öyle uzun uzun sohbet yok.

Direkt konser tadında yani...

- Yok öyle de değil tabii... Minik minik, küçük küçük sohbetlerle, bol müzikle akacak yayın. Öyle planlıyoruz.

Konuk olacak mı?

- Konuk almak istiyorum aslında ama henüz içeriğini tam kararlaştırmadık. Emin olduğum tek şey, ağırlığı müziğe vereceğim. Bize ayrılan zaman dilimini, her dakikayı müzikle dolduralım istiyoruz.

Sizin zaten hayatınız müzik.

- Aynen öyle. Müzik olmadığında ben hiçbir şey yapamam.

BEN YANLIŞ DEĞİL EKSİK ANLAŞILDIM

Geçtiğimiz aylarda bir röportajınızda “Sanat müziği durgunluk yaşıyor” dediniz ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan “Türk müziğine destek” ricasında bulundunuz. Sanat müziğinden kopuş gibi bir durum mu var ki?

- Tam olarak kopulmasa da bir kopuş görüntüsü var. Şöyle tarif edeyim. Mesela televizyon kanallarında her türlü program var değil mi? Yarışması da var, sosyal içerikli programı da, çocuk programı da, dizi ve film de... Her şey... Ama neden haftada bir Türk sanat müziği programı yok? Bu arada altını çizmek isterim, şarkı yarışmalarından bahsetmiyorum. Onlar yarışma. Profesyonel sanatçıların hazırladığı bir yayın olmalı...

O açıdan bakarsanız, aynı durum Türk halk müziği için de geçerli...

- Elbette. Sadece Türk sanat müziği değil, neden haftada bir çıkıp da bir sanatçı Türk halk müziği programı yapmıyor? Neden bir pop sanatçısı program hazırlamıyor? Sorun aslında orada; ekranda müzik programı kalmadı. Ben o yüzden Sayın Başkanımıza seslenmiştim. Yani kimse cümlelerin içinden cımbızla çekmesin, kelime kelime almasın.

O röportajdaki sözleriniz yanlış mı anlaşıldı, öyle mi düşünüyorsunuz?

- Yanlış anlaşılmadı da eksik anlaşıldı. Sonuç olarak kendimizi ifade edebildiğimiz tek yer TRT Müzik kanalı. En azından müziğimizi orada anlatma, ifade etme fırsatı yakalayabiliyoruz. TRT Müzik de olmasa hiçbir şey yapamayacağız.

KENDİMİ MAKYAJSIZ DAHA ÇOK SEVİYORUM

Siz makyajı kendinize yakıştırıyorsunuz ama makyajsız da gayet iyi görünüyorsunuz.

- Aaaa sağ ol, çok teşekkür ederim. Bak bugün buluşacağız diye hafif makyaj yaptım. Ama ben de kendimi makyajsız daha çok seviyorum açıkçası.

Cildiniz çok sağlıklı görünüyor. Bunun için özel bir şey yapıyor musunuz?

- Özelden sayılırsa her sabah kükürtlü sabunla yıkıyorum yüzümü, sonra bol suyla duruluyorum. Günde bir kere de krem sürerim, o kadar. Gece kremi, öğlen kremi falan yok.

Sporla aranız nasıl?

- Aslında genç kızlığımda çok geniş kapsamlı spor yaptım. Ama sonra işlerimin yoğunluğundan dolayı bıraktım, yapamadım.

Geniş kapsamlı derken, hangi sporları yapmıştınız?

- Ooo bir sürü şey... Koşu da yaptım, voleybol ve futbol da oynadım. Judo ve karate de vardı.

Dövüş sporu kesin vardır diye geçiyordu içimden, şaşırtmadınız...

- (Gülüyor) Tabii tabii, olmaz olur mu? Ama şimdi biraz daha hanım sporu düşünüyorum.

Hanım sporu da ne?

- (Kahkaha atıyor) Pilates. Yapmayı düşünüyorum ama daha tam karar vermedim.

YEMEK DÜŞKÜNÜ DEĞİLİM AZICIK ZEYTİN PEYNİR YETER

◊ Son dönemde sosyal medyada epey aktif olmaya başladınız...
- Aktif olmaya çalışıyorum diyelim. Daha yeni yeni öğreniyorum Instagram’ı.

◊ Kimi yemek tariflerini takibe alıyor, kimi moda... Siz kimleri takip ediyorsunuz?

- Yok, ben yemek tariflerine bakmam.

◊ Neden?

- Çünkü pek yemek düşkünü değilim. Azıcık zeytin peynirle de doyuyorum. İlgimi çekmiyor o yüzden. Ama mesela modayla ilgili hesaplara bakarım. Makyaj bilgilerine de... Bunun için en çok da Pinterest’e bakıyorum. Hatta bazı kostümlerimi Pinterest’ten fikir edinerek tasarlayıp çiziyorum.

◊ Modanın birebir takipçisi misiniz?

- Hayır, moda bana yakışandır. Sırf moda diye bana yakışmayan bir şeyi giymem tabii ki...

◊ “Sosyal medyada yeniyim” dediniz. Sevdiniz mi bu mecrayı?

- Seviyorum evet.

EKRANA ÇIKARKAN KONSERE GİDER GİBİ HAZIRLANIYORUM

◊ Sadece konserlerinize değil televizyon programlarınıza çıkarken de inanılmaz özenli görünüyorsunuz...
- Eğer toplumun önüne çıkacaksam, özenirim tabii. İzleyiciye saygıdır bu. Kendi kendimeysem fark etmiyor, çuval da giysem oluyor (gülüyor). TRT programıma halk konserine çıkar gibi hazırlanıyorum. Tuvalet özel dikiliyor. Orkestramla, ekibimle birlikte yayına çıkıyorum. Instagram’ımda en çok sorulan soru da; “Program ne zaman başlıyor?”

◊ Ben de sorayım... Ne zaman?
- Allah nasip kısmet ederse 5 Kasım. Bakalım...

DEMET KENDİSİYLE DALGA GEÇİYOR

Sosyal medyada en çok kimi beğeniyorsunuz?

- Bana göre sosyal medyayı en doğru ve en güzel şekilde kullanan kişi Demet Akalın. Kendisiyle o kadar barışık ki... Demet’i çok severim ayrıca. Çok güzel bir ruhu vardır, kalbi çok güzeldir. Onun bir de yarım yarım yazışları var ya hani.

O yüzden çok eleştiriliyor...

- Kendisiyle barışık olduğu için... Kadın kendisiyle dalga geçiyor aslında... Bu kadar kendini aşmış.

Doğru kullanmaktan kastınız ne?

- Doğallık... Çok doğal yani... Ve tüm doğallığını sayfasına yansıtıyor. Demet sosyal medyada neyse o, kırılıp dökülmüyor. Üzüldüyse üzüntüsünü paylaşıyor. Sinirlendiyse öfkesini paylaşıyor. Sevindiyse sevincini paylaşıyor. O konuda Demet gerçekten kendini aştı.

Bir de kendini incelten, boyunu uzatanlar var...

- İnanılmaz photoshop yapıyorlar. Son zamanlarda sahne fotoğraflarını da hep profesyonel fotoğrafçılar çekiyor.

Siz profesyonel fotoğraf istemiyor musunuz?

- İstemiyor değilim ama ben fotoğrafçıma “Doğallığımı bozma” diyorum. Harbiye’de çekilen fotoğraflar için aradım fotoğrafçıyı mesela, dedim ki “Gözünü seveyim beni öyle tas gibi yapmayın”...

Sıfır photoshop mu?

- Kullanıyorum ama çok minik... Yani göz kenarı çizgilerim, kırışıklıklarım mutlaka olsun diyorum.

Kırışıklık silinse ne olur?

- Şöyle, onu yok et, bunu yok et derken ifaden kayboluyor. Doğallık kalmıyor. Aşırısına karşıyım. Alışveriş merkezinde beni görenler de çok şaşırıyorlar bu arada... “Ne kadar gençmişsiniz” diyorlar. Ben de diyorum ki “Yaşlanmadım ki genç olayım” (gülüyor)...

STÜDYODA HERKES ŞAKIR, ÖNEMLİ OLAN ER MEYDANINDA ŞAKIMAKTIR

◊ Konserlerinde playback yapan yorumcuların sayısı arttı. O konuda ne düşünüyorsunuz?
- Ya ben TV çekiminde bile iki saat canlı okuyorum. Hastaysam, sesim çatal çatalsa, okuyamayacak durumdaysam, ancak o zaman düşünebilirim. Ama sağlıklıysam niye playback yapayım arkadaş! Demek ki canlı performans konusunda kendilerine güvenmiyorlar. Sonuçta stüdyoda herkes okur. Stüdyoda okumak marifet değil, marifet canlı okumaktır. O cihazlarla herkes bülbül gibi şakır. Önemli olan er meydanında, sahnede şakımaktır.

18 YIL SONRA YİNE AVUSTRALYA YOLCUSUYUM

◊ Yeni albüm ya da single gibi bir proje var mı ufukta?
- Bu güzel sohbet vesilesiyle iletmek istiyorum; çok güzel, can alıcı, insanın duygularına ve yüreğine dokunan, kalbine işleyen bir şarkı arıyorum. Onu bulunca...

◊ Ya konser ve sahne programları?
- Halk konserlerim sürüyor. Ayrıca kasımın başında iki konser için Avustralya’ya gideceğim. Melbourne ve Sidney... En son 17-18 yıl önce oralarda konser vermiştim.

 

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle