GeriMagazin Şebnem bir dünyadır
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şebnem bir dünyadır

Şebnem bir dünyadır

Çanakkale Savaşı sırasında Avustralya’da yaşayan iki Türk’ün ülkeleri için verdikleri mücadeleyi konu alan ve gerçek bir olaydan uyarlanan “Türk İşi Dondurma” dün vizyona girdi. Büyük gün öncesi başrol oyuncuları Şebnem Bozoklu ve Erkan Kolçak Köstendil ile filmin yapımcısı Mustafa Uslu’yla buluştuk, projenin çıkış noktasını, kamera arkasını ve sette yaşananları konuştuk.

“Ulan İstanbul” dizisinden yıllar sonra tekrar bir aradasınız. Özlendiniz sanırım...

- Şebnem Bozoklu: Evet o işten sonra ilk... İkimizin aynı projede buluşmasını isteyen çok insan oldu. Demek biz bu güzel proje için beklemişiz. Çünkü birbirimizden hiç haberimiz yokken “evet” dedik. Hayatımda en erken döndüğüm senaryo bu oldu. Açtım, okudum ve senaryo bitti. O akşam geri dönüş yaptım. Ertesi gün Dijital Sanatlar’da Mustafa Bey’in ofisindeydim. Hikayeyi ne kadar sevdiğimi ve beni ne kadar heyecanlandırdığını anlattım. Sonra devecinin kim olduğunu sordum. “Erkan” dedi. İnanılmaz. FaceTime yaptık hemen. Şok geçirdik. Çünkü Erkan’ın bir işe başlayacağını biliyordum ama bu film olduğundan haberim yoktu.

Size bu senaryoyu sevdiren neydi?

- Şebnem Bozoklu: Oyuncu olarak kötü bir hikayede veya iyi olmayan bir senaryonun içinde dans edemeyeceğimi biliyorum. Dolayısıyla o konfor alanını istiyorum. Bu da her işte yakalanabilecek bir şey değil. İkincisi, merak... İnsan neden oyuncu olur? Neden filmler yapmak ister? Neden yapımcı olur? Çünkü sinema bir merakın sonucudur. Benim çocukluğumdan beri hikâyelere, başka insanlara, en çok da maceralara karşı merakım var. Bu da çok büyük bir macera. Tatlı tatlı gülümseterek hatta kahkaha attırarak başlıyoruz hikayeye. Filmin ortasına bomba gibi düşen şey de tabii ki savaş. Tüm anlamsızlığıyla, tüm yıpratıcılığıyla, güzel olan her şeyi öldüren savaş. Ben bir barış filmi, bir dostluk filmi yaptığımızı düşünüyorum. İnsana dair gerçek ilişkiler varsa bir hikâyede, o iş lezzetli olur, katmanlı olur, daha çok hayata benzer. Benim seçme sebeplerim bunlar. Hem de bayıla bayıla...

Sonuç olarak beklentilerinizi karşılayan bir iş çıktı ortaya...

- Şebnem Bozoklu: Benim bir uğurum var, galadan önce filmleri izlemem. Asla.

Ama izleyenlerin kendini iyi hissedeceğine, bu hikayenin içinde kendilerini görebileceklerine dair güçlü hislerim var.

BU DEVEYİ BİRAZ BANA BENZETELİM

Erkan Bey, deve sahneleri sizi zorladı mı?

- Erkan Kolçak Köstendil: Herkes bana deveyi soruyor (gülüyor)...

- Şebnem Bozoklu: Sorulmayacak gibi değil ki yani...

- Mustafa Uslu: O kadar saygı duyuyorum ki... Senaryoyu okumuş, karakter ile ilgili birtakım doneler yakalamış, karakteri oluşturmaya çalışıyor. Derken o kadar özel bir öneri ile geldi ki Erkan bize... “Bir laf vardır, hayvan sahibine benzer. Ben biraz deveye benzeyeyim, biraz da deveyi bana benzetelim” dedi. Biz deveye postiş yaptırdık. Şaka değil, filmde göreceksiniz. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Önünde saygıyla eğiliyorum.

- Erkan Kolçak Köstendil: Birkaç tane deve getirdiler sete. Bunun arkası dönüktü. İlgilenmiyordu. Havalı bir oyuncuydu. “Şunu bir döndürsenize” dedim. Döndürdüler. Bir baktım çok yamuk bir deve. “Bu yamuk bana benziyor” dedim (gülüyor). Gezdirmek için ilk aldığımda beni öperken bir fotoğrafı var hatta. Geldi beni öptü, “Tamam, biz bununla çalışacağız” dedim. Tabii sektörün zor çalışma koşulları yüzünden bir ay sonra yeter dedi. O yeter demeye başlayınca sahnelerini biraz erken bitirelim dedik. Arızalı bir oyuncu çıktı ama keyifliydi.

- Mustafa Uslu: Öyle bir deve seçmiş ki Erkan, bu devenin bir de kankası var. En iyi arkadaşı bir köpek. Hiç ayrılmıyorlar. “Ayırmayalım madem, filmi böyle çekelim” dedik sonunda. Çünkü sahibi köpeği tutmakta zorlanıyor, köpek sürekli sahnenin içine dalıyor, devenin üzerine çıkıyor falan. Resmen kendine rol yazdı.

Devecinin köpeği oldu...

- Erkan Kolçak Köstendil: Hayır. Devenin köpeği oldu, hiç benimle işi yok yani (gülüyor).

Şebnem bir dünyadır

ALİ ATAY’DAN MEMNUN DEĞİLİZ

Erkan Bey, bu senaryoda sizi cezbeden neydi peki?

- Erkan Kolçak Köstendil: Öncelikle filmin başkahramanları. Filmin başkahramanları savaşa hayır diyen kadınlar. Onun dışında... Açıkçası ben normalde senaryo geldiğinde sadece kendi rolüme bakarım. Film iyi mi olacak kötü mü olacak çok ilgilenmem. Oynamaktan keyif alacağım bir iş varsa ortada, kabul ederim. Burada durum farklıydı. Hem oynamaktan keyif alacağım bir rol vardı hem de filmin bakış açısı benim hayata bakış açımla birebir örtüşüyordu. O saatten sonra da zaten oynamamam için bir sebep kalmıyor.

Diğer başrol oyuncusu Ali Atay’ı sorsak bir de size...

- Erkan Kolçak Köstendil: Biz ondan memnun değiliz. Röportaja da almadık zaten (gülüyor)

- Şebnem Bozoklu: Ben memnunum valla. Ali’yi çok severim. Daha önce çalışmamıştım kendisiyle ama çok beğendiğim bir oyuncudur. İnsan olarak da şahane biridir ayrıca. Hem rolünü hem filmi çok ciddiye aldı. Çok güzel giyindi rolü üzerine. Hiç çizgiyi bozmadı. Kendisini çok seviyorum Erkan’ın aksine (gülüyor)

- Erkan Kolçak Köstendil: Ali benim Mimar Sinan’da üst devremdir. O yüzden benim referans aldığım, yıllardır beraber çalışmak istediğim biriydi. Bu filme nasip oldu.

Şebnem Hanım’ı üç kelimeyle anlatın desem...

- Erkan Kolçak Köstendil: Şebnem bir dünyadır. Yaşamdır o... Size pozitif enerji verir. Hem iyi hem de kötü gün dostudur. Dürüsttür. Bir dosttan başka ne istersin ki? Borç para istemediğim kalıyor geriye bir tek.

Şebnem Hanım peki siz Erkan Bey için neler söyleyeceksiniz?

- Şebnem Bozoklu: Erkan benim çok yakın arkadaşlarımdan. İşin gücün dışında ailece görüştüğümüz biri. Bazı insanlar vardır; kendi yaşadıkları dertleri, tasaları size bulaştırır, sizin omuzlarınıza da yükler. Erkan öyle değildir işte. Sizi her zaman rahatlatır, mutlu eder. Erkan’ın yanındayken hep “Her şey düzelecek” hissine kapılıyorum.

- Erkan Kolçak Köstendil: Ben de Binnur Kaya’nın yanında öyle bir hisse kapılıyorum.

- Şebnem Bozoklu: Onun da pırıl pırıldır enerjisi.

- Erkan Kolçak Köstendil: O insan değil...

- Şebnem Bozoklu: Melek.

SALONA iKi PAKET MENDiLLE GiRSiNLER

  Seyirci bu filme neden gelmeli?

- Erkan Kolçak Köstendil: Birincisi bakış açısını genişletmek için gelmeli, ikincisi gülmek için gelmeli, üçüncüsü ağlamak istiyorsa gelmeli.

- Şebnem Bozoklu: Sevecekleri bir dünya ile tanışmak için gelmeli. Güzel bir macera izlemek için gelmeli. Biraz kendilerini sorgulamak için de gelebilirler. Çok mutlu olabilirler bizim filmimizde. Biraz da üzülebilirler ama, burunlarının direkleri sızlayacak bence.

Mendil bulundursunlar mı?

- Şebnem: İki paket mendille gelsinler hem de...

 ONA TAVSiYE VERMEK HADDiM DEĞiL

  Bu filmin müzikleri içinde birlikte stüdyoya girmişsiniz.

- Erkan Kolçak Köstendil: Evet.

- Şebnem Bozoklu: Yine bir şarkı yaptık.

“Ulan İstanbul”dan sonra sizden yeni bir şarkı daha geldi yani... Hayranlarınız çok mutlu olacak.

- Şebnem Bozoklu: İnşallah.

Sizi en çok ne üzer, neler mutlu eder?

- Erkan Kolçak Köstendil: Kendime yalan söylemem üzer. Kendime karşı olan dürüstlüğüm mutlu eder (gülüyor).

Şebnem Hanım, ya siz?

- Şebnem Bozoklu: Benim hayatta hiç sevmediğim bir kelime var: Çaresizlik. Çok korkarım.

Daha önce kendinizi hiç o kadar çaresiz hissettiğiniz oldu mu?

- Şebnem Bozoklu: Oldu tabii. Mesela çok sevdiğim babam bir anda hastalanıp yoğun bakıma kaldırıldığında, yoğun bakım kapısında beklemekten başka elimden hiçbir şey gelmedi. Büyük çaresizlik işte. Sevmiyorum çaresizliği, beni şu en çok mutsuz eden duygu. En sevdiğim şey de o çaresizlik perdesinin bir anda aralanması ve umut ışığı görmek. Yani beni hayatta tutan umuttur.

Erkan Bey Cansu Hanım ile evliliğiniz gayet güzel gidiyor. Şebnem Hanım’a bu konuda bir tavsiyeniz olur mu?

- Erkan Kolçak Köstendil: Haddim değil. Ben ancak ondan tavsiye alırım.

Onun haşarı kardeşi gibi olduğum için genelde ben sorarım ona...

Şebnem bir dünyadır

SiNEMA FiLMi SiNEMA iÇiN YAPILIR

  Yeni projenizle ilgili siz neler söylemek istersiniz Mustafa Bey?

- Mustafa Uslu: Yapımcısı olarak tüm kalbimle şunu söyleyebilirim ki; başrolünden bebek oyuncusuna, hatta hayvan dostlarımıza kadar, bu filmde yüzde yüz oyunculuk var.Türk sineması adına çok önemli bir çalışma. Tek korkumuz konjonktürel olarak maalesef sinema seyircisi son dönemde biraz üzüldü, yıpratıldı.Oysa sinemada yenilen o mısır da bir keyiftir. Kimse karnını doyurmak için mısır yemez.Keyif için yapılan şeylerin bu kadar ciddiye alınması, ana haber bültenlerine taşınması, popcorn savaşları adı altında sanatın küçültülerek göz ardı edilmesi, bana göre Türk sinemasına çok büyük zarar verdi.Geçen 2 yıl içinde, özel filmler yaparak seyirciyi kısmen de olsa sinemayla barıştırmıştık. Hedefimiz bunu daha da genişletmekti ama maalesef bu tatsız olay oldu.Seyirci sinemayı boykot etti. Gitmedi.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle