GeriMagazin Orhan Gencebay: Bu hapislik bir durum bile olabilir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    18
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Orhan Gencebay: Bu hapislik bir durum bile olabilir

Orhan Gencebay: Bu hapislik bir durum bile olabilir

Türkiye Musiki Eserleri Sahipleri Meslek Birliği’nin (MESAM) geçen perşembe yapılan genel kurulunda Arif Sağ ve arkadaşları yönetimi yeniden kazandı.

Oysa 1 gün önce kurumdan ihraç edilmişlerdi! Olaylı genel kuruldan hemen sonra, aylardır Arif Sağ’la tartışan Orhan Gencebay’ın kapısını çaldım.

Hiç bu kadar hararetli görmemiştim Orhan Baba’yı...

Arif Sağ’ın yaptığını “yönetim işgali, diktatörlük, hak cinayeti” olarak tanımlayan Gencebay, Kültür Bakanlığı’nı yeniden göreve çağırdı.

MESAM Genel Kurulu’nda oy kullanmaya neden gitmediniz?

- 3 ay önceden gitmeyeceğimi söylemiştim. Benim MESAM’la işim bitmiştir. Bir daha ne yönetici olmak istiyorum ne de oy kullanmaya giderim. Ama müzik sektörünün iyileşmesi için her şeyi yapacağım.

Oyunuzu müzik sektörünü iyileştirmek adına neden kullanmadınız? Üstelik kurucususunuz o meslek birliğinin...

- Evet, kuranlardan biri benim. Ama açıkçası küstüm, o yüzden gitmedim. Şu anda müzik camiası bitmiştir. Müzik sektörü bu şekilde kesinlikle düzelmez. Yeni tedbirler, yeni yasalar gerekli.

Neden bitti müzik piyasası?

- Çünkü haklar alınmazsa sanatçı yaşamaz, sanatçı yaşamazsa sanat olmaz. Şu anda binlerce sanatçı aç ve sefildir. Onların yaşaması, emeklerinin karşılığını almalarıyla olur.

Alamıyor mu MESAM?

- Alamıyor. Rakamları söyleyeyim; geçen yıl toplanan telif 25 milyon euro. 130 milyon lira civarı. Yarısı vergi ve hizmet için gider, geriye kalır 60-70 milyon. Bu parayla binlerce, on binlerce sanatçı yaşayacak, yatırım yapılacak. İmkan ve ihtimal dahilinde değil...

Bu rakam yükselmiyor mu her sene?

- Hayır, katiyen yükselmiyor. Öyle bir şey yok.

Bundan 5 sene önce de aynı mıydı yani?

- Neredeyse aynıydı. Biraz yükselmesi de enflasyondan, piyasa koşullarındandır. Almanya’da yıllık 1.5 milyar euro toplanıyor. Fransa’da 1 milyar euro’nun üstünde. İngiltere’de de öyle. Fransa’da 140 bin eser üreten sanatçı var. MESAM’da, MSG’de 16 bin üye var. Geçen yıl bizde yapılan 10 eserden oluşan albüm adedi 300 civarında. 748 tane görünüyorsa da gerisi single’dır, marşlar, sloganlar falandır. Avrupa ülkelerinde bu rakam 30 bin, 35 bin.

Demek ki bizdeki pazarın büyüklüğü bu kadar. Sonuçta Avrupa’da reklam pastası da bize göre çok büyük.

- Olmaz öyle şey. 80 milyonluk Türkiye’nin toplayacağı telif bir Fransa, bir İngiltere kadar neden olmasın? Onlardan daha fazla müzik kullanılıyor ayrıca bizde. Bu teliflerle Türk sanatı, müziği, yerli ve milli değerleri korunabilir mi? İmkanı yok. Biz çöküyoruz, bittik.

Dağıtılan teliflerin aslan payını da belli başlı sanatçılar alıyor değil mi?

- Sanatçıların çoğu sefalet içinde ölüyor. Geçen yıl Attila Özdemiroğlu gibi en üst düzeyde bir sanatçı dahi çok zor durumda vefat etti. Herkes gördüğü 30-40 sanatçıya bakıp “Bunların durumu iyi” diyor. Ama binlerce, on binlerce var görmediğiniz. Türk sanatı ölüyor.

Diğer taraftan dijital payı yükseliyor ama müzikte...

- Yükselse ne olur ki? Ben rakamı söylüyorum; yıllık 25 milyon euro. O parayı oradan al, buraya koy, ne değişir? Her emeğin karşılığı vardır, burada alınmıyor ki. Biz sadece kendi telifimizin peşinde değiliz. Yabancı müziğin de telifi var. Yüzde 35 civarında payı. 180 ülkeyle anlaşmalıyız. Onlar bize “Hırsız Türk” diyor, yabancı müziklerinin teliflerini toplayıp veremediğimiz için...

iHRAÇ EDiLME KIVAMINA GELMiŞLER Ki EDiLMiŞLER

  Sizin Arif Sağ yönetimine eleştiriniz, telif toplayamadığı için değildi ki. Usulsüzlük, görevi kötüye kullanma gibi eleştirileriniz vardı...

- Arif Sağ orayı 8-10 yıldır yönetiyor. Hiçbir katkısı olmadı. Orada farklı bir ortam vardı. “Ben burada duramam” dedim, dilekçemi yazdım, ayrıldım. Onlar açıkladı kamuoyuna dilekçemi. Sonra sanki ben açıklamışım gibi yaptılar. Bence kesinlikle telifin peşinde falan değiller. Telif önemli değil onlar için.

Neyin peşinde Arif Sağ ve ekibi?

- Ben söylemek istemiyorum. Sana sorayım, neyin peşindeler?

Paranın mı?

- Bak ben söylemedim, sen söyledin. Senin programda genel kuruldan görüntülerini izledim, yardım alarak yürüyor artık. Ona da üzülüyorum, sağlığını kaybetmesini istemem. Hayret ediyorum, şaşırıyorum...

Yolsuzluk var mı?

- Ben böyle bir şeyi direkt olarak söylemeyeyim. Müfettiş raporlarında son derece önemli tespitler var. Bakanlık bu raporlara göre karar verip oraya geçici bir yönetim kurulu atadı zaten. Ve etraftan giden 300-400 tane mektup üzerine bu adımı attı bakanlık. Bakanlık da durup dururken adım atmadı, raporlara göre yapması gerekeni yaptı.

Genel kuruldan 1 gün önce Arif Sağ ve 45 arkadaşının MESAM’dan ihraç edilmesi doğru mu sizce?

- 3 aydır bakanlığın atadığı arkadaşlarımız yönetti orayı. Bana göre onlar görevlerini gereği gibi yaptılar. Usulüne göre olmuştur.

Seçim öncesi bu kararın alınmasını demokratik buluyor musunuz?

- Seçim öncesi derken, müfettiş raporları geldi. Müfettiş raporlarında Arif’lerin yaptıkları olduğu gibi meydanda. Bunların hepsi birer ihraç suçu.

Siz doğru buluyor musunuz ihraç edilmelerini?

- Arif’lerin yaptıkları ihraçlara baktığım zaman, sanıyorum onlar 116 kişiyi ihraç ettiler. Herkesi ihraç etmişler. Ne hakla?

“Onlar ihraç etti, kendileri de edildi, iyi oldu” mu diyorsunuz?

- Katiyen, öyle bir şey yok. Bunlar müfettiş raporlarına göre ihraç edildiler. Üç ayrı müfettiş raporu var: Evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suistimal, usulsüzlük ne ararsan yazıyor.

İhraç edilmeyi hak ettiler mi yani?

- İhraç edilme kıvamına gelmişler ki edilmişler. Müfettişlerin verdiği bir karar bu.

Genel kurulda Divan Heyeti oylamasıyla ihraçları kaldırıldı, o oylama da Arif Sağ ve arkadaşlarının salona girmesinin yolunu açtı...

- Bu suçtur. Bu ihraçlar ancak Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin vereceği kararla kaldırılabilir. Böyle bir şey olamaz.

Bakanlık tarafından atanan geçici yönetim, genel kuruldan sonra yaptığı açıklamada salona CHP milletvekilinin gelmesini de eleştirdi.

- Haksızlar mı? CHP’nin ne işi var burada? Burası siyasi bir alan mı? “Allah kahretsin” diyor insan. Nefret edilecek bir şey.

Salonu terk eden 450’ye yakın kişi küfür ve hakarete uğradıklarını, tehdit edildiklerini söylüyor...

- Böyle bir rezalet olmaz. “Ben bir daha MESAM’ın adını anmam” diyen o kadar çok arkadaşım var ki. MESAM’dan MSG’ye geçen çok sanatçı olacaktır. Divan Kurulu’nda Sümer Ezgü de var, hayret ettim. Buraya gelenlerin 850’sinin asil üye kriterlerine uymadığı söyleniyor. Olacak şey değil. Korkunç bir hak cinayeti var ortada...

Orhan Gencebay: Bu hapislik bir durum bile olabilir

 BÖYLE BİR REZALET OLMAZ

 MESAM Genel Kurulu’na mı, Divan Heyeti’ne mi, sahte oylara mı? Tepkiniz en çok neye?

- Hepsine. Bir sanatçı olarak hukukun ve adaletin yerine gelmediğini anlatmaya çalışıyorum. Böyle bir rezalet olmaz. Eşi benzeri görülmemiş bir uygulama var ortada. Bunu onaylayamayız.

Önce bunun hesabını versinler. 2 bin 400 seçme ve seçilme hakkına sahip kişi var.

Genel kurula gelen, 840 kişi. Ama bunların kaçı seçme ve seçilme hakkına sahip? Aralarında oy kullanmaması gerekenler de var. Ne demek oy kullanacaklar?

Genel kuruldan sonra Arif Sağ’ın dönüşü”, “Arif Sağ kazandı” başlıkları atıldı...

- Yok öyle bir şey. Bu genel kurulu kimse kazanmamıştır. Burada sahtecilik vardır. Belki hapislik bir durum bile olabilir, bilemiyorum. Bu kadar ciddi durum. Ülkemiz böyle saçmalıklarla muhatap olamaz. Bu bir hak cinayeti.

Korkunç bir şey. Bu genel kurul kesinlikle iptal olacaktır. Yargı ya da idari yolla iptal olacağını bile bile yaptıkları genel kurul ve aldıkları tüm kararlar geçersizdir. Kendileri de bunu biliyor.

Haklarında onlarca şaibe bulunan şahıslar, Divan Heyeti’ne suç işletmişlerdir.

BEN AYRILMASAM ARiF BENi DE  iHRAÇ EDECEKTi

  Yavuz Bingöl “Meslek birliklerini sanatçılar değil, CEO’lar yönetsin” diyor. Ben de katılıyorum buna. Nasıl ki büyük şirketlerin başında bir genel müdür varsa, MESAM’ı da pekala dışarıdan profesyonel biri yönetebilir.

- O da bilmiyor konuları. Kesinlikle yönetemez. Konuyu bilmeyen birinin o birliğin başında ne işi var? Meslek birliklerinin başında konuyu bilen kişiler olmalı. Nasıl ki Sağlık Bakanlığı’nın başına bir doktorun olması tercih ediliyorsa, bizde de öyle olmalı. CEO’ymuş falan anlamaz bu işten. Bunu öneren Yavuz Bingöl de bilmiyor konuları.

Arif Sağ yıllardır yönettiği için biliyor ama...

- Arif Sağ biliyor mu! (Gülüyor) O yönetimin içindeki arkadaşların MESAM’a katkılarını bir soruşturun siz. Ben ne katmışım, o arkadaşlar ne katmış...

Başkanlığı neden bıraktınız madem öyle?

- Arif Sağ ve ekibi, içimizden bir arkadaşı; Suat Suna’yı ihraç etti. Hiçbir suçu yokken Haysiyet Kurulu’na verdiler onu. Olacak şey değildi.

Suat’ın ihracıyla altı kişi oldu Arif Sağ ekibi, biz dört kişi kaldık. Ardından Arif, “Münavebeli (dönüşümlü, sırayla) bir yönetim kabul etmiştik” dedi.

Evet bana söylemişti, “Dönüşümlü başkanlık yapacaktık, bunun yazılı belgesi mi olur, sözlü anlaştık” demişti.

- Böyle bir şey katiyen söz konusu değil. 1 yıl Arif, 1 yıl ben. Böyle bir şey olması mümkün değil! Geçen yıl bunu duyduğum anda “Böyle bir şey varsa hemen istifamı gönderiyorum. Nereden çıktı bu?” dedim. “Böyle bir şey yok hocam” dediler. Ama Arif tedaviden döndükten sonra ben başkanlığımın düşürüleceğini hissettim. Onlara bu fırsatı vermemek için kendim istifa edip ayrıldım.

Nereden anladınız sizi başkanlıktan düşüreceklerini?

- Davranışlarından. Suat Suna’yı ihraç ettiler, daha sonra Recep Ergül’ü ihraç ettiler. Biz üç kişi kaldık.

Sıra bize geliyordu; bana, Ahmet Selçuk İlkan’a ve Fuat Güner’e. Biz istifa ettik. “Sıdkım sıyrıldı” derler ya, benim için de durum böyleydi.

Yeniden başkan olmak geçmedi mi aklınızdan?

- Ben halkımın teveccühüyle, sevgisiyle 50 senedir “Orhan Baba” olarak buradayım. Yasal olarak 70 milyon tirajım var, yasal olmayan tirajım 400 milyon. Müzikte başarılı olmayı düşündüm, şöhret oldum.

Çok özür dilerim aynı zamanda birikimi olan biriyim ben.

Ne yapayım MESAM başkanlığını?

CÜNEYT ARKIN BiLGi ZAVALLISIDIR

 Müzik ve telifler konusunda herkes farklı bir şey söylüyor...

- Hiçbir şey bilmeden konuşuyorlar. Gerçek bilgi zavallıları onlar. Tek bir kişi de değil bunlar, böyle bir ordu var.

Cüneyt Arkın da sizin için aynı şeyi söylüyor; “Her şeyi biliyor gibi görünüyor ama aslında bildiği hiçbir şey yok garibimin” diyor...

- Vah, vah, vah... Zavallı işte! Bak bilgi zavallılarının biri de Cüneyt Arkın’ın ta kendisidir. Hiçbir şey bilmez. Ne müziği bilir, ne arabeski. Arabeskin adını bilir sadece. Nedir diye sorsanız hiçbiri bilmez. Ne Cüneyt Arkın bilir, ne Arif Sağ bilir, ne de onlar gibiler.

Arif Sağ da mı “bilgi zavallısı”?

- Kesinlikle! Sorun bir yerde “Arabesk nedir?” diye, bakalım ne diyecek...

Ben sordum.

- Ne yanıt verdi?

“Özgün müzik gardiyana, arabesk müzik meyhaneciye yalvarır. Aralarındaki tek fark budur” dedi...

- İşte buyur; saçma sapan bir tanım...

Cüneyt Arkın efsane bir oyuncu ama. Bu konuda hakkını teslim edersiniz herhalde...

- Ben başrolde film çekmeden önce birçok filmde müzik direktörlüğü yaptım. Metin Erksan’la “Kuyu”, Lütfi Akad’la “Kızılırmak Karakoyun”, “Hudutların Kanunu”... Daha sonra ünlü olunca başrol oynadım. Ben de herhangi bir sinema eğitimi almadan film çektim. Yoktu ki öyle bir eğitim. Ben de sokaktan geçen bir adam olarak kamera karşısına geçmiş oldum.

Cüneyt Arkın’lar, Kadir İnanır’lar “sokaktan geçen adam” mıydı yani?

- Herkes öyleydi. Cüneyt gibi, Kadir gibi, Göksel Arsoy gibi, aklına kim geliyorsa hepsi, tesadüfen bulunmuş, fiziği beğenilmiş isimler. Ben ünlü olduğum için başrol oynadım, onlar da fiziğiyle, yakışıklılıklarıyla gelmişler, sinemamızda yerlerini almışlardır.

Yüzlerce film çekti bu isimler ama...

- Sevgili Cüneyt Abimiz eğitim alarak mı geldi buraya? Hayır! O da herkes gibi yönetmenlerin, yapımcıların seçerek buldukları biri oldu. Ben de öyle oldum. Hepimiz zamanla çalışarak öğrendik. Bu saydıklarımızın hepsi kendini geliştirmiştir, saygı duyulacak hale gelmişlerdir. Bu hepimiz için geçerlidir. Ama çok daha fazla film yapmak demek en iyi olmak anlamına da gelmez. Tiyatrodan gelenleri, sahne kökenlileri ayrı tutuyorum tabii bunlardan.

Bu isimlerin içinde hiç idolünüz yok mu sizin?

- Olmaz olur mu, var; Ayhan Işık. Benim çocukluğumda beni çok etkilerdi, tipimiz de biraz benzerdi. O da Clark Gable’dan etkilenmiştir. Yetişemedim Ayhan Işık’a, dostluğumuz yoktu.

 BANA “HER DÖNEMİN ADAMI” DEMEK ÇOK ÇİRKİN

 MESAM’daki çekişmede bir tarafta siz, Fuat Güner, hükümete yakın taraf; diğer tarafta da Arif Sağ ve CHP milletvekillerinin genel kurula gelmesinden de anlaşılacağı gibi muhalifler varmış gibi bir tablo ortaya çıkıyor... 

- Böyle bir şey olamaz. Bir sorunumuz varsa müracaat edeceğimiz merci Kültür ve Turizm Bakanlığı, yani devlettir. Hangi iktidar olursa olsun başvuracağımız yer bakanlıktır. Bunu 30-40 yıldır söylüyoruz. Allah gani gani rahmet eylesin, Süleyman Demirel’le dostluğumuz vardı. O zaman bana “Demirelci” dediler. Yıllarca rahmetli Bülent Ecevit’in peşindeydik, “Ecevitçi” dediler. Rahmetli Turgut Özal’la da yakındık, “Özalcı” dediler. Tayyip Bey’i 40 yıldır tanırım ve insan olarak çok severim. Şimdi de “Tayyipçi” diyorlar. Bu ne iştir? Benim bir derdim olduğumda kime gideceğim? Devletime gideceğim.

Belki her dönemin iktidarıyla yakın olduğunuz için eleştiriliyorsunuz...

- Ben sanatçıyım, yakın olurum.

Ama “her dönemin adamı” yakıştırması yapılıyor...

- Bu çok çirkin ve iğrenç bir şey. Ben sanatçıyım. Ülkeme sahip çıkarım. Vatanıma canım kurban. Şu anda en ön safta gitmem gerekiyorsa vatanım için, giderim. Annem beni ağlayarak askere yolladı ve “Askerden kaçarsan sana hakkımı helal etmem” dedi. Biz Atatürk’ümüzün ilkeleriyle büyüdük. Vatana sahip çıkan kimse, karşısında boynumuz kıldan incedir.

 ALEVİ AYRIMCILIĞI ÖLSEM DE YAPMAM

  Genel kuruldaki fotoğraf; bir tarafta Arif Sağ’cılar, diğer tarafta Orhan Gencebay’cılar gibiydi... 

- Hayır, bunları nereden çıkarıyorlar? Ben yönetim kurulunda görev almayacağım ki! Ben üyelikten bile ayrılmayı düşünüyorum. MSG’ye geçerim belki. MSG devrim yaptı, iyiye gidiyor. Daha da iyi olmalarını istiyorum. Ama MSG daha önce çok kötü yönetiliyordu. Garo Mafyan arkadaşımdır, severim ama yönetici olduğu dönemde çok teslim olmuştu. Bu kadar teslim olunamazdı.

Arif Sağ, Alevi olduğu için sizin ve çevrenizin ona karşı ayrımcılık yaptığınızı söylemişti. Ne
diyorsunuz?

- Bu tamamen çamur atmak, bana zarar vermek, kendilerini bir yere getirmek için beni alet ettikleri bir şey. İğrenç ve korkunç bir şey. Aleviliği kullanıyorlar. Onlar aslında benim Aleviliğe olan saygımı ve sevgimi biliyorlar. Çünkü biz Alevi kültürüyle büyüdük. Alevi dostlarından ve abilerinden ilham alan biri olarak ben ölürüm de böyle bir ayrım yapmam. Alevi felsefesini çok biliyorum ve takdir ediyorum. Bana böyle bir çamuru nasıl atarlar? “Allah kahretsin” diyeceği geliyor insanın. Çok çirkin bir şey.

BAKANLIK YENİDEN EL ATMALI

 Şu anda genel kurulu kazanan yönetimi tanımıyor musunuz?

- Kabul edilmesi mümkün değil. Legal değil. Bir şey kazanmış falan değiller. “Kazandık” demeleri de hayret verici. Kusura bakmasınlar, bu onların kişiliğini gösteriyor. Burada etik ve ahlak yok. Hukuksuz ve adaletsiz bir durum var. Tamamen yönetimin işgal edilmesi. İhraç edilmişler bir kere. Genel kurul her şey demek değil. Ondan önce yasalar var.

Sizce bundan sonra ne olacak?

- Benim MESAM’da başkanlık yapmak ya da yönetimde olmak gibi bir niyetim yok. Fuat Güner kazansa da olmam. Çünkü yoruldum. Bundan sonraki süreç yeniden ele alınmalı. Yoksa hiçbir şey olmaz.

Bakanlık yeniden el mi koyacak sizce?

- Buranın kendi iradesiyle düzelmeyeceğini görüyoruz. Bakanlığın yardımı lazım, yeniden el atmalı. Şu andaki en yüksek merci bakanlık. Her şeyin bakanlık nezdinde oturup konuşulması gerek. Sonrasında yeni seçim ve kurallarla yola devam edilmeli.

Orhan Gencebay: Bu hapislik bir durum bile olabilir

 BU TELİF YASASI ESKİSİNDEN DE KÖTÜ MUTLAKA DEĞİŞMELİ

 Meclis’e telif yasasıyla ilgili sunulan yasa taslağına ne diyorsunuz?

- Hayatımda gördüğüm en kötü taslaktır. Eser sahiplerinin haklarını bu kadar gasp eden bir yasa tarihte görülmemiştir. Süratle değişmesi gerek.

Bu taslakla ilgili sizin fikirleriniz alındı mı?

- 9 Aralık 2015’te bunu sayın Cumhurbaşkanımıza söyledim. Kendileri de dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal’a talimat verdi. Bütün camia olarak 2 sene bu yasa için çalıştık. O daha iyiydi. 2 sene sonra yasanın kararları verilirken, 1000’e yakın akademik görüş alındı. Son aşamada bize yasanın son halini göstermediler. Sonra yasa 26 Nisan’da TBMM’ye onay için geldi. Ve görünce büyük üzüntüye kapıldık. Konuştuklarımızın hiçbiri yoktu çünkü. Daha önceki yasadan da geriye gitti. Bu yasanın onaylanmamasını rica ettik. Hukukçularımızla beraber 50 sayfalık tenkitimizi hazırladık. Meclis tatile giriyordu, yasa taslağı öylece kaldı.

MSG’nin, MESAM’ın, MÜYORBİR’in, MÜYAP’ın aslında bu yasa için birlik olması gerekmiyor mu? Halbuki bu kurumlarda sadece koltuk savaşı veriliyor.

- Ben hiçbir zaman bu savaşın içinde olmadım. Beni başkan yapmak istediklerinde de kaçtım. Yönetim kurulundan 8-10 yıl önce ayrıldım. Elimden gelen her şeyi yaptım MESAM için. Yıllarca hiçbir huzur hakkı lafı etmeden hizmet vermiş biriyim.

Huzur hakkı almaz mıydınız?

- Hiçbir zaman istemedik. Huzur hakkı almak için buraya gelenlerden ne köy olur ne de kasaba. Para için gelmek isteyen çok kişi var, bunlara sinirleniyorum ve üzülüyorum. Bir sanatçının buna ihtiyaç duyması beni üzüyor. Camia bitmiş, sektörümüz çökmüş durumda.

Siz Cumhurbaşkanı’na yakın bir isimsiniz. Kendisine yasayla ilgili bir ricada bulundunuz mu?

- Evet. Yasanın geçmemesini rica ettik. Hepimizi de dinledi. Sanata çok önem veriyor.

Sizce taslağı neden size göstermediler?

- Anlayamadım. Demek ki birileri bunları değiştirdi. Kim değiştirdi? Eser sahibi olmayan kişiler. Halbuki bu yasanın mantığı; eser sahibi sanatçıların haklarını korumak. Maalesef yasa bu ruhtan uzaklaştı. O zaman bir anlamı yok ki. Türk sanatı böyle korunamaz.

BU YÖNETİMİ TANIMIYORUM Kİ ARİF SAĞ’A ÇAĞRIM OLSUN

 Arif Sağ yönetimine çağrınız nedir?

- Yönetim olarak kabul etmiyorum ki çağrım olsun. Onların yaptığı hukuksuzluk, adaletsizlik, gasp ve diktatörlük.

Başkan olarak Coşkun Sabah nasıldı?

- Coşkun Sabah ve diğer kardeşlerim ilk defa yönetimde görev aldılar. Ama hepsi müzisyen. Ellerinden geleni yapmaya çalıştılar.

Arif Sağ da müzisyen...

- Cengiz kardeşim yanlış konuşuyorsun. Arif Sağ yıllardır orada sözüm ona başkanlık yapan biri. Coşkun’lar ilk defa yönetime geldi. Fuat ve Recep gibi tecrübeli isimler onlara yardımcı oldu genel kurul sürecine kadar. Sanatçı olmaları bir avantaj. Buraya siyaseti sokan kişi hak cinayeti işlediği gibi son derece yanlış yapar. Burada siyasetin ne işi var?

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle