GeriMagazin Çekimler sırasında erkek arkadaşımla tanıştım
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çekimler sırasında erkek arkadaşımla tanıştım

Çekimler sırasında erkek arkadaşımla tanıştım

Pasifik Okyanusu’nda kasırgaya denk gelen bir çiftin gemideki 41 günlük hayatta kalma mücadelesini anlatan “Sürükleniş” (Adrift) önceki gün vizyona girdi. Barbaros Tapan, yönetmenliğini Baltasar Kormákur’un üstlendiği filmin başrol oyuncusu Shailene Woodley ve hikayenin gerçek kahramanı Tami Oldham Ashcraft ile Los Angeles’ta konuştu.

Shailene Woodley: TAM BiR SU KUŞUYUM

 ◊ Film gerçek bir olaydan uyarlandı. İki özgür ruhlu sevgilinin tekneleri ile Pasifik Okyanusu’na açıldıktan sonra yakalandıkları kasırga sonrası yaşadıkları 41 günlük hayatta kalma mücadelesi... Siz de açık denizde çektiniz değil mi filmi?

- Evet Fiji’de çektik.

◊ Zorlayıcı sahnelerle dolu bir film. Çekerken kendinizle ilgili daha önce farkında olmadığınız nelerin farkına vardınız?

- Dayanıklılık! Okyanusun ortasında çok uzun saatler çalışıyorduk. Hikayenin gidişatı gereği film ilerledikçe kilo vermemiz gerekiyordu. Dolayısıyla yemek de yemiyorduk. Tüm bu unsurlar birleşince hem fiziksel olarak bize enerji verecek yakıttan yoksun kaldık hem de hikayenin duygusal karmaşasının içinde ne kadar dayanıklı olduğumu fark ettim.

◊ Suyla aranız nasıldı filmden önce?

- Ben tam bir su kuşuyum. O yüzden okyanus, göl, yağmur, adını sen koy, suyun dahil olduğu her şeyle aramda hem kişisel hem de artistik boyutta derin bir bağ var. Fakat filmi yaparken hayatımızın, doğal hayatın merhametine kaldığını canlı öğrendim.

◊ Nasıl yani?

- Çocukluğum teknede, okyanusta geçti. Ama tüm gün okyanusun ortasında tabiat ana ile iç içe olmak farklı bir boyut. Kulaklarını açıp suyun sesini iyi dinlemelisin. İçgüdü çok önemli.

Suya ne zaman girmen gerektiğini iyi analiz etmek zorundasın. Çünkü su seni alıp bir anda götürebilir. Zaten filmden sonra doğaya karşı saygım daha da güçlendi. Maalesef yaşadığımız materyalist dünya bizi doğanın dengesinden ziyade başka şeyleri düşünmeye itiyor. 6 ay okyanusun ortasında tabiat ana ile iç içe olmak gözlerimi yeniden açtı diyebilirim.

◊ “Sürükleniş” gerçek bir hikayeden uyarlandı. Senaryoyu okumadan önce hikayeyi biliyor muydunuz?

- Senaryo gelene kadar hikaye hakkında bir şey bilmiyordum. Senaryoyu Aaron-Jordan Kandell kardeşler yazdı. 8 yıl önce onlarla “The Descendants”i yapmıştık. O zamandan beri bağlarımızı koparmadık. Senaryo aşamasında Tami’yi beni düşünerek yazdıklarını söylediler. Sonra Tami’nin kitabını okudum, olayla ilgili tüm bilgilere ulaşmak için araştırmalara başladım. Bulabildiğim her şeyi okudum ve izledim. Sonra Tami ile Skype’ta konuştuk. Çoğu zaman gerçek hikayeleri film yaparken, olay olduğundan daha büyük ve etkili gösterilmeye çalışılır. Ama bu hikaye zaten o kadar büyük ve heyecan verici ki filmin hem yapımcısı hem de oyuncusu olarak hikayenin en organik halini anlatmak istedim.

Çekimler sırasında erkek arkadaşımla tanıştım

◊ Tami’yle hiç karşılıklı görüşmediniz mi?

- Görüştük. Çekimler sırasında Fiji’ye geldi, iki hafta bizimle kaldı. Ne kadar çok telefonda konuşsak, mesajlaşsak da yüz yüze tanışmak çok farklı. Onunla tanışınca karakter canlandırmaktan öte, birini portrelediğimi hissettim.

◊ Yaşayan birini oynayınca hissettiğiniz baskı daha farklı oluyor değil mi?

- Bende çok fazla oldu. Tami’den dolayı değil, kendi içimde yarattığım, onun beğenisini kazanma isteği baskıyı artırdı.

 ÇEKİMLER SIRASINDA ERKEK ARKADAŞIMLA TANIŞTIM

 ◊ Deniz tuttu mu hiç?

- Okyanusla iç içe büyüdüğüm için çekimler başlamadan önce ekiptekilere “Bana bir şey olmaz” diyordum. Çekimlerin ilk gününde öyle bir tuttu ki deniz, tüm ekip istifra ettik!

Tami hem kendisi hem sevdiği adam için 41 gün okyanusta hayat mücadelesi verdi...  Sizin hayatınızda mücadele etmek zorunda kaldığınız bir dönem oldu mu?

- Klişe cevap vermek istemezdim ama bu filmi çekmek diyebilirim. Her sabah 2 saat sürat motoru ile okyanusun ortasına gidiyorduk. Dublör takımımız çok iyiydi. Sahil güvenlik yanımızdaydı. Bazı sahnelerde birkaç defa okyanusa düştüğüm oluyordu, o an köpek balığı gelme olasılığı yüksekti. Ama o sahne çekilecekti, başka çare yoktu. 

Çekimler sırasında erkek arkadaşımla tanıştım

Fiji’de hayat nasıldı peki?

- Çok yorucu ve zahmetli çekim süreci geçirsek de güzeldi. Erkek arkadaşımla orada tanıştım.

Fijili mi erkek arkadaşınız?

- Evet, Fiji ulusal ragbi takımında oynuyor. Aynı zamanda Fransız Union Bordeaux Begles’ın oyuncusu.

Nasıl tanıştınız?

- Bizim kaldığımız otelde kalıyordu onların takımı da, orada tanıştık.

Çekimler sırasında erkek arkadaşımla tanıştım

 İkinci sezon geliyor

 ◊ Film dışında sizi en çok korkutan bir deneyim var mı?

- 18 yaşında skydiving (uçaktan atlama) yapmıştım. Her saniyesini çok sevdim. Hatta skydiving eğitmeni olmak istedim. Anneme konuyu açtığımda uçaktan atlayıp birkaç dakikalık zevk için hayatını tehlikeye atmanın dünyanın en saçma fikri olduğunu söyledi. Belki de kendince haklıydı.

◊ Gelelim “Big Little Lies”a... Dizinin ikinci sezonu olduğunu duyduğunuzda şaşırdınız mı?

- Hepimiz şaşırdık. Beklemiyorduk ikinci sezonu.

◊ İlk sezonda her şey olup bitmişti. “Ne kaldı ki geriye anlatacak” diye düşündük...

- Senaryo yazarlarımız anlatacak hikaye buldular. Sanırım fanların ilgisi ikinci sezonu getirdi. Yoksa hepimiz dizinin bittiğini düşünüyorduk.

◊ Çekimler bitti mi?

- Hâlâ çekiyoruz.

◊ Meryl Streep’in kadroya katılması da güzel oldu...

- Evet... Meryl dizinin kalibresini daha yukarı çıkardı orası kesin. Mümkün olanın en iyisini üretebilmek için çok çalışıyor. Sürekli sorular soruyor, her fikri en iyisine ulaşmak için sorguluyor.

Tami Oldham Ashcraft

 BU OLAYI ATLATMAK YILLARIMI ALDI

◊ Hikayenizin film olacağını duyduğunuzda neler hissettiniz?

- Çok duygulandım. İlk fragmanı gördüğümde gözyaşlarıma hakim olamadım. 34 yıldır bekliyordum. 2002’de “Red Sky in Mourning” adlı kitabı yazdığımda birkaç kişi filmini yapmayı teklif etti ama olmamıştı. Sonunda Kandell kardeşler ulaştı ve hayalimi gerçekleştirdi.

◊ Kasırgadan sonra hayatta kalmayı başaramayacağınız aklınızdan hiç geçti mi?

- Öleceğimizi çoğu zaman düşünüyordum ama bir taraftan da hayatta kalma isteği vardı. Yaşamak, aileme kavuşmak istiyordum...

◊ Yaptığım araştırmada annenizin teknede mahsur kalacağınızı önceden sezdiğini okudum, doğru mu?

- Rüyasında beni tekne penceresinden bakarken, dışarı çıkamadığımı görmüş. San Diego’ya dönmemiz gereken tarihte sahil güvenliğe gitmiş ve kıyı emniyetine sormuş. O günden sonra da zaten her gün gidip bilgi almaya çalışmış.

Çekimler sırasında erkek arkadaşımla tanıştım

◊ Karaya çıktıktan sonra bu travmanın üstesinden nasıl geldiniz?

- Unutması çok zor bir olay. Yıllarımı aldı hayattan normal hayatıma dönmek. Kafamdan yaralanmıştım, 5 yıl hiçbir şey okuyamadım. Her gece denizin altında düşüp çıkamadığım kabuslar görüyordum. Bir müddet sonra yeniden okyanusa açılmaya başladım. Suyla bir arada olmak iyileşmeme yardımcı oldu.

◊ Hâlâ açılıyor musunuz?

- Evet San Juan Adası’nda yaşıyoruz. Her hafta sonu okyanusa açılıyoruz.

◊ Kaç yaşındaydınız bu olay başınıza geldiğinde?

- 23 yaşındaydım. Richard da 32’ydi.

KIYIYA YANAŞINCA HEMEN YEMEK YEDİM

◊ Kıyıya yanaştığınızda ilk ne yapmıştınız?

- Yemek yedim. Bütün prosedürler, kağıt işleri bittikten sonra sahil güvenlikten bir memur “Yıkanmak ister misiniz” diye sordu. Ben ise “Hayır, yemek yemek istiyorum” dedim. Yemekten sonra banyoya girip kendimi 41 gün sonra aynada görünce adamın neden yıkanmamı istediğini anladım. Saçlarım keçe gibi olmuştu, üç kişi iki gün boyunca yıkayarak ancak açabildi saçlarımı. Çok da kilo vermiştim.

◊ Eve döndükten sonra ilk birkaç gün nasıl geçti, hatırlıyor musunuz?

- Ailemden çok büyük sevgi gördüm. Sonra herkes normal hayatına dönmeye başladı, ben tek başıma kendime gelmeye çalışıyordum.  Psikolojik olarak aşılması zor bir durumdu ama hayatı kaçırmak yerine kaptanlık lisansı almaya karar verdim.

◊ Son olarak kurtuluş hikayenizi sizin ağzınızdan dinleyebilir miyiz?

- Hilo’ya ulaştım (Hawaii), birçok kişi kurtarıldığımı düşünüyor ama Hilo’ya gitmeyi başardım, limana giremedim. Durdum, bekledim. Japon araştırma gemisi gördüm. İşaret fişeği fırlattım.

Ardından büyük uluslararası imdat çağrı işareti tuttum, yanaştılar. Limana çekmeye karar verdiler. Halat fırlattılar. O kadar güçsüzüm ki halatı takmak bile büyük bir olaydı. Sonra limana yanaştık, küçük bir bot geldi ve bizi tekneden çıkardı.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle