GeriMagazin Müge Turalı Pak, sektöre dair merak edilenleri anlattı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müge Turalı Pak, sektöre dair merak edilenleri anlattı

Müge Turalı Pak, sektöre dair merak edilenleri anlattı

Müge Turalı Pak Kanal D’ nin iç yapımlar bölümü D Yapım / D Productions’ın yeni genel müdürü. Onu yıllardır yaptığı birbirinden yenilikçi, farklı ve güzel TV işleriyle tanıyoruz. Son olarak Kiralık Aşk gibi rekorlar kıran bir dizinin, kurucusu olduğu yapım şirketindeki görevlerini devredip D Productions’a gelmesi sektörde heyecan yarattı.

 Görünen o ki, beklentiler boşa çıkmayacak çünkü kendisi son süratle yepyeni ve hem sektör, hem izleyici için heyecan verici bir çok işe girişmiş durumda. Hepsini konuştuk tabii. Bir araya gelme nedenimiz ise, bunca işinin arasında çok önem verdiği gençlerin, kendi deyimiyle “sıçrayabileceği olanaklar yaratmak, onları sıçramaya özendirmek” için, başka bir deyişle gençlerin kendilerini gerçekleştirebilecekleri olanaklar yaratmak, onları yetenek ve becerilerini geliştirmeye yüreklendirmek için bir sertifika programında ders verecek olması. İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne bağlı Bilgi Eğitim ve TC Projects işbirliğiyle gerçekleşecek Entertainbiz sertifika programı 104 saat ve sekiz hafta sürecek. Bu ilk yol gösterişi de olmayacak hem. Daha önce çeşitli üniversitelerde çeşitli dersler vermiş. Kendisiyle çok tatlı bir sohbet yaptık, ondan bir sürü şey öğrendik, tüyolar aldık…

Sizin hazırladığınız 1 Kadın 1 Erkek, Türk televizyon tarihinde özel bir yeri olan, gençlerin çok benimsediği programlardan biriydi. Ders verme işine girişmeniz de o döneme rastlıyor sanırım?

En azından bir klasik olarak kalacak 1 Kadın 1 Erkek. Yayınlandığı dönemde bizi söyleşilere çağırıyorlardı sık sık. Gençlerle konuşurken bu bir müddet sonra soru cevap seansına dönüyordu ve bir saat için gidip iki buçuk saat, üç buçuk saat kaldığımız oluyordu. Çünkü beraber eğleniyor, gülüyorduk. O dönemde bir senaryo, bir de yapımcılık sertifika programına çağırıldım. Ben öğretim görevlisi gibi ciddi ciddi ders anlatamam. Bir yerden işi mutlaka eğlenceye dönüştürmem lazım. Buradaki hocalardan farkım; onlar teorik bilgileri öğretirken, benim uygulamaya, iş hayatımdaki akışa entegre bilgiler paylaşıyor olmam.

Televizyon sektörüne genç profesyoneller yetiştiren bir okul yok değil mi?

Yok, sinema televizyon okulları, iletişim fakülteleri var. Çocuklar almaları gereken dersleri nispeten alıyor, son sınıfta stajyerlik de yapıyorlar ama iki üç aylık deneyim tabii ki yeterli olmaz. Daha çok pratiğe dönük çalışmaları lazım. Tabii stajyerler arasında bazen doğuştan yetenekli canavarlar çıkıyor ama çoğunun kafası teorik kitap bilgisiyle dolu olduğundan etraflarında ne olduğunu, işlerin nasıl yürüdüğünü anlayamıyorlar bile.

Müge Turalı Pak, sektöre dair merak edilenleri anlattı

1 Kadın 1 Erkek'in başrollerini Demet Evgar ve Emre Karayel üstleniyordu.

Ne olmak istiyorlar peki?

Mesela yapımcı mı, senarist mi? Bilgi Üniversitesi’nde bir dergicilik dersine konuk olarak gitmiştim, herkes Ayşe Arman ya da Acun Ilıcalı olmak istiyordu. İkisi de son derece başarılı isimler tabii ama onlardan ibaret değil ki basın...Bizde de magazin dünyasından bir takım isimlere özeniyorlar işte. Kim o ay daha çok röportaj vermişse, onlara mesela. Ama hayatın gerçeği öyle değil.

Sosyal medyanın gelişimiyle birlikte sektörde eskiden arka planda olan isimler de farkediliyor artık. Yapımcılar, senaristler, yakından izleniyor. Fanlar kendi senaryolarını yazıyor.

Sosyal medya sayesinde bu işin arkasındaki emeğin farkedildiğini düşünüyorum.İnsanlar farklı mecraları kullanarak ulaşabiliyorlar artık merak ettikleri isimlere.

KADIN HAKLARINA VE KADINLARA ÇOK DEĞER VERİYORUM

Kadın haklarına, sektörde kadınların daha çok sorumluluk üstlenmesine çok önem verdiğiniz biliniyor.

 Kadın haklarına ve kadınlara çok değer veriyorum, evet. Üniversitelerde de kız çocuklarına daha fazla eğiliyorum çünkü hakikaten vücudu doğuştan üretmeye programlı olan tek varlık, kadın. Kapılarını açması lazım sadece. Çok istiyorum kadınlar daha çok olsun bizim sektörde. Erkeklere tabii ki lafım yok ama kadının pratik zekası ve koordinasyon yeteneği, üretkenliği başka.

Az mı sektörde kadın?

Sektörde belki az değil ama yapımcı olan kadın çok fazla değil. Dikkat edin, bakın yapımcılara.. kaç kadın var? Çoğu erkek. Cesaret lazım. Bizim ailede kadınlar cesur mesela. Kız kardeşim Zeynep Özbatur da yapımcı. O da kendi kuruluşu Yapımlab’de özel yapımcılık dersleri veriyor, gençleri yaratmaları, yarattıklarının peşinden koşmaları için teşvik ediyor. Yaratan gencimiz çok; yaratıcı bir ülkeyiz biz ama zaman zaman tembelliği tercih ediyoruz. İki kapıyı çalıp pes ediyoruz. Kolay vaz geçebiliyoruz.Her derste öğrencilere ve yeri geldiğinde senarist adaylarına pes etmemelerini söylerim hep.

Gençlerde pes etmenin yanı sıra, bir an önce meşhur olma isteğinin yarattığı hayal kırıklığı da var mı?

O da var. Çabuk para kazanma, çabuk meşhur olma isteği de var.

Sizin 30 yıl emek vererek geldiğiniz yere ilk anda gelebileceğini düşünüyor, değil mi?

Maalesef. Onu da hep örnek veriyorum. Bu kadar çabuk sonuca varılan bir hayat yok. Her şeyi çok çabuk istiyorlar ve hızlı tüketiyorlar, halbuki biraz sabretmek, biraz üstünde oturup çalışmak lazım. İki satır yazınca bu oldu diye kendinizi ikna etmeyin, gidin sorun oldu mu, olmadı mı? Eleştirilere açık olun, kabul etmeyi öğrenin, tekrar çalışın, fizibilitesini tekrar yapın bunun da bir sürü yolu var, o yolları teker teker, tekrar tekrar deneyin. Ama haklısınız, yaşları gereği hızlı olmak istiyorlar “Ben yaptım oldu’’culuktan çıkmayı öğrenmeleri gerekiyor.

Derslerde bunun da altını çiziyorsunuz herhalde.

Evet, derdinizi tam olarak anlatmayı öğrenin diye defalarca vurguluyorum.”Bana hikayeleri 30 sayfa halinde getirirseniz, buna ayıracak vaktim olmayabilir.Ama getireceğiniz 10 satırda beni etkilerseniz, geri kalan 30 sayfayı okurum.” diyorum hep gençlere.  

ÇOCUKLAR UMUTSUZ ÜLKEMİZDE, ONLARA UMUT VAAT ETMEK İÇİN DERSLERE GİDİYORUM

Peki siz böyle bir sertifika programının sektöre nasıl bir katkıda bulunmasını beklersiniz, istersiniz?

Valla biraz hayal kurdurmak istiyorum. Aslında çok üniversite, çok İletişim Fakültesi var şimdi. Bizim zamanımızda bir Marmara Üniversitesi bir de İstanbul Üniversitesi vardı. Şimdi şanslılar o anlamda. Bu tip sertifika programlarıyla, piyasadan duydukları isimlerle ders yapmaları gençlerin biraz daha farklı görüşlerle karşılaşmasına ve özgüvenlerini pekiştirmelerine sebep olabilir. Çocuklar umutsuz bizim ülkemizde. Biraz daha umutlanmaya, hayatın bir sürü sürprizi olduğunu farketmeye, kabullenmeye ihtiyaçları var. Hem eğlendirip hem dilim döndüğünce gerçekleri anlatmaya çalışıyorum.Çünkü umudu, hayal kurmayı kaybettiğinizde bizim işimizin oluru yok ne yazık ki.

Peki onlar, gençler sektöre ne kazandırabilir?

Çok şey kazandırabilir. Özellikle dijital dünyanın bu kadar büyüdüğü bir çağda bazılarından inanılmaz fikirler çıkıyor. O anlamda da seviyorum ders vermeyi. Bahçeşehir’de ders verdiğim dönemde birçok dijital fikir gelmişti. Bir iki tanesini de reklam verenlerle hayata geçirebildim.Çokça fikirleri olmasına rağmen paylaşacak ne mecra ne de insan bulabiliyorlar.Bu da pratik yapamamalarından kaynaklanıyor. Halbuki okuldaki son yıllarını çeşitli yerlerde çalışarak geçirebilseler, alanlarında bir sürü profesyonelle karşılaşma şansına sahip olacaklar. Ben bu konuda yayıncı ve yapımcı kuruluşların da kapılarını gençlere açmaları gerektiğini düşünüyorum. Gençlerden parlak içerik fikri çıkacağına inanıyorum. Aralarından senaryo yazan, program formatı oluşturan, dijitalle ilgili tasarım yapmış olanlar çıkıyor. Ve bunları görmek benim çok hoşuma gidiyor.

Siz sertifika programına katılmayı kabul ettiğinizde D Productions Genel Müdürü değildiniz daha ve tahmin ediyorum çok yoğunsunuz şimdi. Nasıl vakit ayıracaksınız?

Kendime ait tek gün olan Pazar günü dört saatimi vereceğim. Ben yorulmam bundan, bir de gençlerle konuşmayı, fikir alışverişini seviyorum.Ayrıca kariyerinde belli yerlere gelmiş insanların,böylelikle mesleğe borcunu ödediğine daha doğrusu ödemeleri gerektiğine inanıyorum.

DÜNYADAKİ GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP EDİYORUM

Sektöre hep dinamik, yeni ve farklı işler kazandırmış birisiniz. Twitter bio’nuzda da öyle “farklı işleri seven yapımcı” yazıyor.

Farklı işler seviyorum, koku alma yeteneğim var. Yetenek demeyelim de… 

Merak diyelim mi? Ölmeyen merak..

Ölmeyen bir merak ve bir de işe duyulan aşk diyelim. Dünyayı da takip ediyorum, ettiklerim arasında bayıldıklarım da oluyor, sevmediklerim de. Aslında bakmayın dünyada da bu anlamda sektör bir kısır döngüye girmiş durumda. Çağın hızı ve dijitalleşme, yaratıcılığı olduğu kadar tembelliği de körüklüyor. Bilgi çok kolay geliyor, çok hızlı bir şekilde tüketiliyor.

Hızlı tüketim bu kadar bastırırken bizde her gece üç saatlik dizi bölümlerinin ekranda olması çelişki değil mi? Tarih yazılıyor biz de içindeyiz, karmaşık bir geçiş dönemindeyiz diye düşünüyorum.

Şimdilik öyle. Evet yazılıyor, biz de içindeyiz. Televizyonculuğa ilk özel kanalda (Star TV’de) başladım. Ben reklamcılıktan, diğer çalışanlar TRT’den gelmeydi. Bir baktım, aramızda uçurumlar var; bambaşka çalışma methodlarından ve düşünme şekillerinden geliyoruz. Ne çok şey öğreneceğiz, ilk adımları atıyoruz, bir döneme tanıklık ediyoruz diye çok heyecanlanıyordum. Bir yandan da hayıflanıyordum, ne şansızız oturmuş bir sektörde olmadığımız için diye. Ama şimdi bakıyorum da en keyifli günlerimizmiş meğer o zaman. Giderek zorlaşıyor televizyonculuk, rekabet çok fazla günümüzde.

Evet hele gençler artık kendi istedikleri izleme biçimlerini şekillendirirken..

Onun için projelerde de gençleri hedef almak zorundayız.

 İNTERNET TELEVİZYONCULUĞU EN İNANDIĞIM MECRALARDAN BİRİ

Tam burada yeni film ve dizi izleme platformu Blu TV’den bahsedelim mi?

İnternet televizyonculuğu benim en inandığım mecralardan biri. Blu TV’de iş başında olan Doğan Yalçındağ da genç, pırıl pırıl bir beyin. Bu mecrada daha özgür, daha yaratıcı, daha yeni projelere açıksınız. İnternetteki izleyici kitlesi biraz daha farklı televizyondan; orada da keyifli projeler arıyoruz ve çalışmalara başladık. Bir iki tane de yapacağız yıl sonuna kadar.

Müge Hanım, segmentasyona, farklı kesimlere hitap eden farklı işlerin üretilmesine izin veren bir yapımız yok artık değil mi?

Panel değişti. Artık farklı segmantasyonlara internet projeleri üreteceğiz.Biz dediğim gibi grup olarak Blu TV’yle giriyoruz. Keyifli projeler, diziler, farklı içerikler izlemek istediğimiz zaman açacağız, televizyona da görüntü verme şansımız olacak. Herkesin izleyebileceği, farklı projeler Blu TV sayesinde elimizin altında olacak.

Netflix gibi bir platform diyebilir miyiz Blu TV için?

Aynen öyle. Yılbaşına kadar da Blu TV için iki özel üretim yapacağız. Birinin çalışmalarına hemen başladık, henüz el sıkışmadık, isim vermeyeyim ama bir iki ay içinde çekimleri başlayacak gibi görünüyor. Blu TV internet bağlantısı olan her yerden canlı TV yayınlarına ,binlerce dizi ve filme ulaşabilen bir platform.Ayda 80 yeni film giriyor. Yerli dizi içerikleri, Türkçe altyazı ve dublaj seçenekleri de mevcut.Üstelik kurulumsuz, reklamsız, taahhütsüz bir hizmet.

Yeni dizi Tatlı İntikam peki?

Çekimleri başladı, Mart sonuna doğru ekranda olacak. Bir romantik komedi yine.

TELEVİZYON FİLMLERİ VE SİNEMA FİLMLERİ YAPACAĞIZ

Sizin buradaki ilk projeniz mi Tatlı İntikam?

Benim derken, yazar arkadaşım getirdi tabii, biz de proje tasarımına katkıda bulunduk. Ama burada yapacağım ilk proje, evet. İnşallah Haziran’a bir başka gençlik draması hazırlıyoruz, Kanal D’ye. Ekim’e başka bir proje var, yeni programlar var. Hızlı girdik, hızla üretiyoruz yani. Televizyon filmleri de yapacağız. Yormadan, güldürerek izletmeyi hedeflediğimiz 100­110 dakika arası sürecek 10 tane televizyon filmi projemiz var. Onun için de araştırmalarımız devam ediyor bir taraftan. Ayrıca sinema filmleri de yapacak D Productions. Sinema üretmek kısmı heyecanlandırıyor beni. Şimdi sırf sinema yapmak için yeni bir bölüm de kuruyoruz. Seyirciler için çok güzel haberler bunlar.

Allah utandırmasın, yolumuz açık olsun.

1 KADIN 1 ERKEK TÜRKİYE’DE OLMAZ SANIYORLARDI

Sektöre getirdiğiniz yeni ve dinamik projelerden söz etmiştik, 1 Kadın 1 Erkek biraz üstünde konuşmayı hakediyor değil mi?

Ben 1 Kadın 1 Erkek’i yaptığımda herkes Türkiye’nin böyle bir projeye hazır olmadığını söylüyordu. Ben de “Evet bir kısmı hazır olmayabilir ama bir kesim de çok hazır,” diyordum. Cannes’a çağırdılar beni dizinin Türkiye‘deki başarısını konuşmak için.
Cannes’da 1 Kadın 1 Erkek’i sektörün profesyonellerine anlattınız yani...

1 Kadın 1 Erkek, 25 ülkeye satılmış bir projeydi zaten. Fakat Ortadoğu ülkesi olarak düşündükleri Türkiye, projenin geleceği açısından en umutsuz oldukları ülkelerden biriydi. Dizi yedi buçuk yıl sürüp , fenomen haline gelince, Avrupa’nın dikkatini çekti, deneyimimizi Cannes’da anlatmamı istediler.Ben aslında 1 Kadın 1 Erkek’le ilgili olarak özellikle reklamcılara teşekkür etmek istiyorum. Çünkü projeyi ilk onlar keşfetti, reyting’ine share’ine bakmadan yedi buçuk yıl boyunca bizi desteklediler. Digiturk’te nispeten küçük bir kanal olan Türkmax’tayken bile. Diziyle birlikte reklam satışları artmaya başlayınca iş çok benimsendi. Daha sonra iki program daha yaptım Türkmax’de: Kamera Kafe uyarlaması Kahve Bahane ve Açık Mutfak. Bu tarz programlara Türkiye’de talep olduğunu kanıtlayabilen ender yapımcılardanım. Talep var mıymış? Varmış. Seyredildi mi? Seyredildi.Bunun üzerine çağırılıp da Cannes’da anlattığımızda, verilerimize inanamadılar. 1 Kadın 1 Erkek’in küçük bir skecini internete koyduğumda, bundan üç buçuk yıl önce, 24 saat içinde 1 milyon 400 bin tık alıyordu. Cannes’da çıkıp bir bira markasının örneğini veriyorlardı, dijitalde bir yıl içinde 1 milyon kere izlendi diye. Biz 24 saat içinde 1 milyon 400 bin tık almışız. Tabii ki iki­üç dakikalık küçük skeçler ama gerçekten inanamadılar sonuçlara.Avrupalı içerik sağlayıcılarını şaşırtmak ayrı bir keyifti doğrusu. Bizden sonra başka projeler geldi elbette. Leyla ile Mecnun, Kardeş Payı internette yoğun izlenen projeler arasında.

Müge Turalı Pak, sektöre dair merak edilenleri anlattı

Kiralık Aşk'ta Barış Arduç ve Elçin Sangu rol alıyor

KİRALIK AŞK, BİLGİYE AÇ OLAN GENÇLERİ İNCE İNCE DOYURDU

Kiralık Aşk’ın farkından bahsetsek biraz?

Duygusal, hızlı ve komik. Bilgiyi direkt olarak vermiyoruz senaryoda. Bilgiyi eğlenceye gömerek verdik ve müthiş bir alıcı kitlesi yarattık. Buna bizzat tanıklık ettim; faydasını, dikkat çektiğini gördüm, çok memnunum. Kiralık Aşk kitap kulüpleri kuruldu. Neruda’yı okudu gençlerin hepsi internetten. Aşk ve Gurur’un baskısı bitmiş. İnce ince bir şeyleri vermeli diziler, seyirci buna aç. Bir Orhan Veli şiiri okutmaktan daha keyifli ne olabilir? 20 kişiye kitap okutsanız kardır .O anlamda çok memnunum.
Eğlence dünyası ve kültür sanat dünyası diye bir ayrım var. Kültür sanat sanki anlaşılamayan ütopik bir şey, eğlence ise avam bir kelime gibi. İngilizcesiyle ‘entertainment’ diye geçince daha havalı oluyor, Türkçesi hatta goygoy diye geçiyor galiba. Koca bir sektör halbuki ‘entertainment’ yani eğlence sektörü.

Bir dönem çok goygoy yapıldı, çok sığlaştırıldı ya. Maalesef bizde de ne kadar okumaya, araştırmaya, bir şey yazmaya, düşünmeye zorlanıyor ki çocuklar?

Sadece ezbere ve teste dayalı bir eğitim sistemiyle devam ediyoruz. Düşünmüyorlar düşünmeye zorlanmıyorlar, halbuki zorlanmalılar ki var olsunlar. Ama sosyal medya başardı bunu. Sosyal medyadaki Ekranella, Raninitv gibi oluşumlara çok seviniyorum. Herkese yazma özgürlüğü getirdiler. Herkes görüşünü paylaşıp, yazabiliyor metin olarak; çok önemli bence, gazetelerin eksik bıraktığını sosyal medya tamamlamış oldu.

ORTAKS YAPIMI OĞLUMA VE KIZIM GİBİ OLAN SAĞ KOLUMA DEVRETTİM

D Productions’a gelirken Kiralık Aşk’ın yapım şirketi olan Ortaks’daki göreviniz ne oldu?

Ortaks’daki görevimi devrettim; oğlum Mehmetcan Yüksel ve kızım sayılabilecek sağ kolum Melda Perahya Yalçın’a. Artık yapımcı onlar. Biri 36, biri 38 yaşında.

36 yaşında çocuğunuz mu var? Çok erken doğurmuş olmalısınız. Belki o zaman çok zorlandınız ama..

 Hiç zorlanmadım. Hayatta yaptığım en doğru şey çocuk; ben de çocuktum, anlamadım bile.. Liseden ‘77 mezunuyum ben, o zaman ihtilal öncesi, üniversite okunmaz halde. İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü kazandım, gidemedim. Sonra rahmetli babaannemle birlikte Londra’da çeşitli okullar seçildi, psikoloji okumaya gidilecek derkeen.. Dedim ki evleniyorum. Bizimkiler karalar bağladı. Evlendim ve hemen çocuk yaptım. Birlikte büyüdük oğlumla. Ondan sonra 24 yaşında idolüm, reklamcı Nazar Büyüm’le çalışmaya başladığımda, “Üniversite okuyacağım, bu içimde yara,” dedim. “Aman iyi, oku,” dedi. İki tercih yazdım, birini kazandım; Nazar Büyüm’ün desteğiyle iş, çocuk ve ev birlikte yürüdü. Benim kariyer planlamam 24’ten sonra başladı, anlayacağınız. Mehmetcan da ABD’de reklam ve pazarlama okuduktan sonra geldi, bir iki yerde çalıştı. “Gel yanıma, hem sana iş öğreteyim, hem beraber yol alalım.” Dedim. Hakikaten sağ kolumdur. Melda da 2004’te Kanal D’ye program yaptığımız zamandan beri benimle, ikisi de ortağım şimdi. Buraya gelirken de icazetlerini aldım, “Yapabilir misiniz?” dedim. “Yaparız,” dediler, şirketi onlara devrettim ve geldim.

ÜÇ YAŞINDAYDIM, EVİMİZDE REKLAM FİLMLERİ ÇEKİLİYORDU

Ağabeyim eski reklamcı, en küçüğümüz reklam prodüktörü, diğer kardeşim müşteri temsilcisi bir reklam ajansında. Herkes bu sektörde. Annem “Biriniz de tıp okusaydı,” der. Gerçi ağabeyim siyaset bilimcisi. Grenoble mezunu, sonra Nanterre’de doktorasını yaptı. 82’de AET için çalışırken, Özal’ın kampanyası için reklamcı Ege Ernart’ın Avrupa’dan getirdiği gençlerden biri. Man Ajans’a giriyor ve reklamcı oluyor. Bizim aile standart dışı belki de.. Babaannem 1931 Avrupa Ses Yarışması ikincisi soprano Hüdadat Şakir Turalı, dayı Mehmet Teoman, eniştem İlhan Arakon. Üç yaşındaydım ben, ışıklar kameralar gelirdi, reklam filmleri çekilirdi; öyle bir evin içinde büyüyünce etkilendik herhalde diye düşünüyorum.

 Sadece büyükler değil, oğlunuz da aynı sektörde...

Evet ben mesela video effects okusun istedim.Oğlum diye söylemiyorum, ağır yakışıklıdır. “Kamera önü oku, geliştir kendini,” dedim, “Hiç işim olmaz anne,” dedi. “Peki, keyfin bilir,” dedim ben de. O da geldi kamera arkasına.

BİR ÇOK FORMATIN İLKİNİ YAPTIM, KİMSE BİLMEZ

 Bu aile ilişkilerini hiç bilmiyordum.

Ön planda olmayı tercih etmedim hiçbir zaman. Çok şeyin ilkini yaptım ama bu durumu hiç kimse bilmez. Sabah Şekerleri, Teke Tek ilk benim yaptığım formatlar mesela. Atv’nin ilk gündüz yayınlarının genel yönetmeniyim. İsmim bilinmez.

İnsan yetiştirmek peki?

En sevdiğim şey. Geçen gün bir koçla konuşuyorduk, “Ne kadar ekipçisiniz,” dedi, “Eski basketçiyimde ondan,” dedim. Ekip oyununa inanıyorum. Bizde bir işi çıkarırken yaratım safhasında 15 kişiyle başlıyorsunuz, iş çıktığında arkasında 70 kişi oluyor. Her biri ayrı değer, her biri ayrı bir işi gerçekleştiriyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle