GeriMagazin Lüset Kohen Fins'ten göz açıcı bir hikaye
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Lüset Kohen Fins'ten göz açıcı bir hikaye

Lüset Kohen Fins'ten göz açıcı bir hikaye

Lüset Kohen Fins, üçüncü kitabı “Hasta Bakıcı”yı okurlarının beğenisine sundu. Kitabının göz açıcı bir hikaye olduğunu söyleyen Fins, aynı zamanda yeni çalışmalarını ve kurduğu atölyesini anlattı.

İlk kitabınız “On Derin Ayak İzi”yle diğer yazarlara da ilham verdiniz. Hatta son yıllarda birçok kişi sizin yolunuzdan gitti...

- Çağdaş ve evrensel edebiyata değer veren, yeni üsluplar üzerinde yoğun çalışmalar yapan idealist bir yazar için en popüler kabus, moda olmaktır. Ve en fenası, önyargılara maruz kalmak ve anlaşılamamak. Bazen bu üçü aynı anda başınıza gelir, siz de bununla mücadele etmeyi öğrenirsiniz. Canınız yanarak öğrenmek güzeldir ama... Size yepyeni bir roman yazdırır.

İlk kitabınız önce İngilizce yayınlandı ve uluslararası bir altın madalya ödülü aldınız. O dönemlerde hedefiniz yurt dışına açılmak mıydı?

- “On Derin Ayak İzi”ni İngilizce olarak kaleme almamın sebebi, yurtdışına açılmaktan ziyade, evrensel anlatım tarzlarıyla daha sık haşır neşir olmak ve hâlâ gizemini çözmeye çalıştığım ‘ekstra mil’ kavramına kendimce bir tanım tespiti yapmaktı.

Lüset Kohen Finsten göz açıcı bir hikaye

Ekstra mil derken neyi kastediyorsunuz?

- “Bu olayın döngü kapasitesi buraya kadar, daha fazla emek harcamaya değmez” düşüncesinin tam tersi olan bir ‘fikir icra etme’ metodu bu. Üzerinde çalıştığımız konu ne olursa olsun, verdiğimiz emeğin ekstra bir çabayla nasıl daha derin anlamlar kazanabileceğini ve esas etkisinin diğer insanların hayatına dokunabilmek olduğunu özetleyen bir tespit.

İkinci kitabınız “Enginar Mevsimi” içerik ve temasıyla cemiyet hayatını karıştırdı. Herkes birbirinden şüphe eder oldu. Bugüne kadar gelen tepkiler nasıl?

- Gerçeklerin üzerini şekerle kaplamadan olduğu gibi toplumla paylaşırsanız, olumsuz tepkileri de göze almanız gerekir. Deriniz fil kadar sert olacak ki eleştiri oklarına dayanabilecek gücünüz olsun. Edebiyat gerçek hayatı hikâyelerle anlatan bir sanat disiplinidir ama şu da bir gerçek ki, herkes gerçeklerle yüzleşmek istemez. Ansiklopedik bilgilerin arkasına sığınarak insanlara boş ümitler vaaT etmeyi de seçebilirdim ama bunu yaparsam gece rahat uyuyamam.



ATÖLYEMDE BİRİKİMLERİMİ  PAYLAŞIYORUM

Her iki kitabınızın da sonucunu tahmin edemediğimiz gibi, üçüncü kitap olarak “Şarlatan”ı beklerken “Hasta Bakıcı” geldi. Ters köşeye yatırmayı seviyorsunuz...

- Aynen öyle oldu, uzun bir süredir üzerinde çalıştığım “Şarlatan” romanını yarım bırakıp sıfırdan yepyeni bir kitap yazmaya başladım. “Hasta Bakıcı”, yaşamın gençlik ve yaşlılık evreleri üzerine kurguladığım, gerçek hayat kesitlerinden uyarladığım göz açıcı bir hikâye. Hepimizin merak ettiği ama dile getirmekten çekindiği soruları irdelemek istedim. Mesela, “Günün birinde aniden ölürsem arkamda kalanların hayatı bundan nasıl etkilenecek?” Aynı zamanda kayıt dışı ekonomi, ani ölümlerle başa çıkabilme, cinsel soğukluk ve batıl inançlar gibi farklı temaları aynı potada eritebilmek amacıyla yazdığım bir kitap bu.

2014 yılında “Yaratıcılık Yazarlarlık Atölyesi”ni kurdunuz. Niçin bir atölye kurdunuz?

- Atölyemi, bilgi ve birikimlerimi yazar adaylarıyla paylaşmak için kurdum. HarperCollins’in “Authonomy” yarışması esnasında Stephen King ve John Grisham gibi başarılı yazarların koçlarıyla çalışma imkânım oldu. Bu kişiler engin tecrübelerini yarışmadaki yazarlarlarla paylaşmayı bir misyon olarak görüyor ve bunu yaparken hiçbir tüyoyu kendilerine saklamıyorlardı. 18 ay süren bu yoğun eğitim sonucunda öyle bir bilgi hazinesine sahip oluyorsunuz ki... Ne de olsa teknik ve estetik açıdan bir eserin baskıya hazır hâle gelebilmesi uzun ve emek isteyen bir süreç. Gerekli olan donanıma sahip olmak üzere çıktığınız bu yolda müthiş keşifler var ayrıca.

Lüset Kohen Finsten göz açıcı bir hikaye



HAYAT FELSEFESİ OLAN HERKES KİTAP YAZABİLİR

Herkes kitap yazabilir mi?

- Çoğumuzu yazmaya iten şey hayata dair paylaşmak istediğimiz deneyimler. Çarpıcı mesajlar biriktiren, disiplinli, tutkulu ve kendine has bir hayat felsefesi olan herkes kitap yazabilir ama sağlam bir kurgu ortaya koyabilmek için teknik donanıma sahip olmak gerekir. “Ben onun yerinde olsaydım ne yapardım” sorusunu kendi kafasında çözmeye çalışan bir okuyucu, zaten kendi iç dünyasını daha iyi anlayabilmek için bu yolculuğa çıkmıştır. Dolayısıyla, hikâye anlatıcısı bu aşamada sadece köprü görevi görür. Son iki yıldır atölyemde her hafta yazar adaylarıyla bir araya gelerek atölye çalışmaları yapıyoruz. Hedefim çağdaş Türk edebiyatına yeni yetenekler kazandırmak. Roman yazmak, deneme veya makale yazmaya benzemiyor, sürdürülebilir bir kurgu mantığı, düşünsel icraat ve olaylar örgüsü üçgeninde geçen uzun bir süreç bu. Sabırsızlık sendromundan kurtulamayan biri için de oldukça meşakkatli bir yol. Aylarca kara parçası görmeden küçük bir yelkenliyle Atlas Okyanusu’nu geçmeye benziyor.

Okurlarınızla birebir irtibat halindesiniz. Peki günleriniz nasıl geçiyor?

Yoğun, dolu dolu geçiyor. Her gün hayatın farklı bir yüzüyle karşılaşıyorum. Bazen de evrenin mükemmel işleyen trafiğinde aniden çevirmeye takılıyorum.

AŞK AKIL TUTULMASIDIR

Yazar gözünden aşk nedir?

Aşk, momentum denilen an parçacıklarının birbirlerine sımsıkı yapıştığı zaman hissettiğimiz bir akıl tutulmasıdır desem çok mu teknik olur acaba? Tırtıl felsefesi gibi bir şey aslında, kimse onu göz göre göre yemek istemiyor ama o her şeyi her koşulda yiyebilir.

DOĞRU ZAMAN DİYE BİR ŞEY YOK

Dördüncü kitap için erken mi yoksa her an yeni bir sürpriz olabilir mi?

“Şarlatan”, 2016 sonunda çıkacak. Sürpriz yok bu sefer. Günde sekiz saat yazan, araştırma yapan ve mütemadiyen hayatı sorgulayan bir birey olarak deneyimlerimi karakterlerim vasıtasıyla anlatma çabasındayım. Gizli ajandam beni hayata bağlıyor. Kitaplarımın okuyucuya doğru mesajlarla ama yanlış zamanlarda ulaşmasını istiyorum çünkü hayatta doğru zaman diye bir şey yok.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle