GeriMagazin İstanbul hayranı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul hayranı

İstanbul hayranı

“Mayıs Kraliçesi” adıyla bilinen İtalya Kraliçesi Marie Jose de Savoie’un tören ve gece kıyafetlerinden bir seçki, İstanbul’a getirildi. Fondazione Umberto II e Maria JosediSavoia tarafından Kraliçe Marie Jose’nin kızı Prenses Maria Gabriella di Savoia himayesinde gerçekleştirilen “Zamanın Ötesinde: Kraliçe’nin Gardrobu” sergisi, geçtiğimiz günlerde kapılarını açtı. 74 yaşındaki Prenses, bu organizasyon nedeniyle geldiği İstanbul’da sorularımızı yanıtladı.

Savoia ailesinin içinde tarihe, kendi kültürüne en meraklı kişi sanırım sizsiniz. Bu merak nereden geliyor?
- Babam hanedanlığı anlatacak bir müze kurmak istemişti. Ama hastalığı nedeniyle bu hayalini gerçekleştiremeden aramızdan ayrıldı. Bu mirası devralarak onun adına bir vakıf kurdum, hanedanlıktan tüm kalanları o vakfın adı altında topladım.
Bu zahmetli çalışmayı nerelerde yaptınız?
- Ailemin yaşadığı İsviçre, Nice ve Alpler’de yürüttüm çalışmalarımı. Ailem buralarda İtalya’nın birliği için yaşadı. Çünkü o zamanlar İtalya’nın bir kimliği yoktu. Coğrafi olarak İtalya diye geçse de bir birlik, bir devlet söz konusu değildi. 19. yüzyılda bunu sağlamayı başardık.
Ama 1946’daki referandum sonrası monarşiden demokrasiye geçilirken, anneniz Marie Jose ya da bilinen adıyla Mayıs Kraliçesi, ailesiyle birlikte sürgün edildi. Siz de o zaman 6 yaşındaydınız.

- Bu savaş sonrası yapılan bir referandum olduğu için bugün bile tartışılır. Neyse... Bazı şeyler olur, zamanla düzelir. Belki önümüzdeki 20 yılda da bambaşka şeyler olur. Kim bilir...
Herkes prens ve prenseslerin hayatına özenir. Dışarıdan bakılırca, gerçek hayattaki masal dünyası gibi gelir. Peki, siz bu kadar imrenilecek bir hayat yaşadığınızı düşünüyor musunuz?
- Bir kralın eşi olmak çok zor bir iş. Çok güzel gibi görünse de değildir. Ne olursa olsun her zaman gülümsemek zorundasınızdır. Çünkü bu bir sunum işidir. Hayır işleri yaparsınız, her şeye “hayır teşekkür ederim” dersiniz.



KRALİÇENİN İŞKENCE ELBİSELERİ

Siz her zaman böyle gülümser misiniz, yoksa bu da mı iş?
- Her zaman duygularınızı bir kenara bırakmak zorundasınız. Hiçbir zaman kral eşi olmak istemedim, çünkü resmi hayat çok sıkıcıdır (gülüyor). Ama insanlar seviyor işte...
Gelelim İstanbul’da açılan sergiye... Bu sergide anneannenizi ve annenizin küçüklüğünü de görüyoruz.
- Geçmiş yüzyılda anneannem, yani kraliçe Elizabeth, Münih’ten gelip I. Albert ile evlenmiş. Bunlar olurken 1. Dünya Savaşı varmış. Hatırladığım kadarıyla anneannem çok zeki bir kadındı. Müzik vakfı kurmuştu. Ben de onun sayesinde klasik müziğin ünlü isimleriyle tanışma fırsatı bulmuştum. Anneannemi 90, annemi ise 94 yaşındayken kaybettik.
Bu sergideki elbiseler nasıl seçildi?
- Genç bir ekiple geldiler ve elbiseleri kendileri seçtiler. Seyahatte yıpranacak elbiseler alınmadı tabii. Pelerinli kıyafetler özel günler için yaptırılanlar mesela... Bu arada annem bazı elbiseler için “işkence elbiseler” derdi. Çünkü bazılarının ağırlığı 10 kiloyu buluyordu.
Peki “Zamanın Ötesinde: Kraliçe’nin Gardrobu” sergisinin bir sonraki durağı neresi olacak?
- Almanya.


ANNEM TÜRKİYE’NİN HER YERİNİ GEZDİ
Takılara da meraklısınız. Hatta bu konuda bir kitap bile yazdınız.

- “Savoia’nın Takıları” isimli bir kitap yazdık, evet. Kraliçe Margaretta, büyük büyük annem takılara çok düşkündü. Takı tarihçisi olan Stefano Papi ile birlikte kaleme aldık o kitabı. Böylece dönemin takılarını günümüze taşımış olduk.


Ailenizin tasarım merakını sergideki kıyafetlerden de görebiliyoruz. Siz hiç tasarıma merak saldınız mı?

- Hayır. Ben aslen tarihçiyim, ders veriyorum. Ama modayı severim. Parmağımdaki yüzüğü ve şalımı Kaş’tan aldım, bilekliğim ise Kapalıçarşı’dan.


İstanbul’a gelmeden önce tatil mi yaptınız?

- Eşi İtalyan olan bir Türk arkadaşımız evinde ağırladı bizi. Bir hafta kaldık. Muhteşemdi.


O halde mutlaka en kısa zamanda geri geleceksiniz...

- Evet, davet edildim bile. Geçen sene de Kaş’taydım zaten... Ama asıl annem severdi Türkiye’yi. Yıllar önce Türkiye’nin her yerini gezdi, Suriyeli bir ailede bu geziden fotoğraflar olduğunu duydum. Onları da bu gelişimde vakfım için edinmeye çalışacağım. 1976 yılında babam gelmişti, annem ise 80’lerde. Babamla geldiğimizde Pamukkale, Antalya, Afrodisias, Her yeri gezmiştik.


Siz evlenmeden önce, İran Şahı Mohammad Reza Pahlavi’nin sizinle evlenmek istediği ancak Papa’nın buna izin vermediği söylenir. Aslı var mı?

- Doğru, evlenmek istedi. Ama Papa onun Müslüman benimse Katolik olmamdan dolayı bu evliliği veto etti. Müslüman olmalıydım. O zaman 18 yaşındaydım. Şah istedi, çok da nazik biriydi ama imkansızdı.


SHELLY OVADIA (Tektaş Saatçilik Yönetim Kurulu Başkanı): Bu kadar misafir beklemiyorduk
Basın toplantısında duygusal bir sunum yaptınız; öğrencilik yıllarında prensesle nasıl tanıştığınızı anlattınız.

- Bizim için ticari bir yanı yok bu serginin. Tutkuyla ve sevgiyle yaptık. Bir yaşam stilini yansıtmak istedik. Bu sergiyle bu kadar misafiri ağırlayacağımızı da açıkçası düşünmemiştik.


Yugoslavya Prensi ve Prensesi ile Kuveyt Prensi de gelmiş duyduğum kadarıyla.

- Yanı sıra Belçika Prensesi ve çok sayıda dük, lord, kont geliyor. Hitap etmesini bilemediğim bazı yerlerde streslendiğim ama kendimi çabuk topladığım bir ortam var.



Yorumları Göster
Yorumları Gizle