GeriMagazin Emel Müftüoğlu: İkisine de çok üzülüyorum!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Emel Müftüoğlu: İkisine de çok üzülüyorum!

Emel Müftüoğlu: İkisine de çok üzülüyorum!

“Gündem Yaratayım mı” diye bir şarkı çıkardı, Türkiye’nin konuştuğu papağanla ilgili söylediği sözlerle gündem yarattı. Emel Müftüoğlu’yla sık sık gözyaşı döktüğü bir röportaj yaptım. Lincin ve şiddetin her türlüsünün kötü olduğunu anlatmaya çalıştı. Anlaşılır mı yoksa yeniden linç mi edilir bilmiyorum ama Emel; “Papağanın ölümüne çok üzüldüm ama “Hayvana eziyet ediyor, Allah belasını versin” cümlesini duyunca da mahvoluyorum” diyor.

“Gündem Yaratayım mı” diye yeni bir şarkı çıkardın ve yaptığın açıklamayla bir anda gündemin en tepesine yerleştin...

- Zaten gündem yaratmanın en kolay olduğu ülkede yaşıyoruz.

Herkes MasterChef Murat’a çok kızgınken sen “papağanın boğazını sıkmıyor” lafını niye söyledin?

- (Ağlıyor) Onu söylediğimde papağanın bacağının kırık olduğunu bilmiyordum. Olayı çok detaylı bilmeden konuştum. Bir gün öncesinde televizyonda haberi gördüm ama yarım yamalak izledim. Ben o yorumu yaptıktan sonra muhabir, papağanın bacağının kırık olduğunu söyledi. İş işten geçmişti.

“Papağanlar zaten böyle ses çıkarır” dedin, daha önce papağan besledin mi?

- Ben her türlü hayvanı besledim, buna papağanlar da dahil. Papağanların normal sesi budur, hiçbir şey yapmasan da böyle bağırabilir. Videoyu çok detaylı izlemedim, baktım herkes
kıyamet koparıyor. Bir de bu zavallı adamın kendi hayvanına o kadar çok zarar verebileceğini düşünemedim.

Emel Müftüoğlu: İkisine de çok üzülüyorum

ONU DA ŞEFKATLE SARMAMIZ LAZIM

Papağan yaşadığı travmayı ve acıları atlatamadı, öldü...

- Evet, çok çok üzüldüm... Normal bir insan bunu yapmaz, Instagram’ına koyamaz. Bu zavallı bir adam. Bir de ben olayları her zaman farklı değerlendiriyorum. Birine saldırıldığı zaman, bende koruma güdüsü oluşur.

Bu olayda da onu mu yaptın?

- Ben biraz aykırıyım. Olaylara değişik cephelerden bakıyorum, farklı düşünüyorum. Şunu da söylemeliyim, ben şiddetinin her türlüsüne karşıyım. Çocuk, hayvan, kadın, erkek ayırmıyorum. Ama “Hayvana eziyet ediyor, Allah belasını versin” cümlesini duyunca da mahvoluyorum. Sen bir yandan bir şeyi koruyorsun, bir taraftan da “diğeri kamyon altında kalsın” diyorsun. Böyle bir çelişki olamaz. Böyle bir sevme şekli yok.

Nasıl olsun peki?

- O adama daha insanca yaklaşmaları gerekiyor. Adam, hasta. Günah değil mi? Onu daha şefkatle sarıp sarmala, tedavisini yaptır. Daha iyiye yönlendir. Bütün ülke üstüne giderek, cani muamelesi yaparak onu kazanamazsın. Linç etmek canımı sıkıyor.

DANGALAKÇA YAZILAR YAZDILAR

Böyle bir adamı nasıl savunursun diye sen de linç ediliyorsun işte...

- (Ağlıyor) Evet, daha büyük şiddeti ben görüyorum. Benim ruh sağlığımı bozmaya kimin hakkı var? Yarın ben bu üzüntüyle ölsem, bir de vasiyet yazsam, “beni sosyal medyacılar öldürdü” diye. Kalanlar da onları linç etsin, böyle böyle birbirimizi öldürelim.

Daha önce sosyal medyada böyle bir olay başına geldi mi?

- Hayır, ilk kez geliyor.

Her canlı sosyal medyada linci tadacak...

- Evet, bu olayla her canlının bu sosyal medya şiddetini bir gün tadacağını gördüm.

İlk kez başına böyle bir şey geldiği için mi bu kadar etkilendin, epey sinirlerin bozulmuş...

- (Ağlıyor) Evet, sinirlerim ciddi bozuldu. Neden içlerinde bu kadar nefret biriktiriyorlar? Mesela biri, benim için “Midesiyle birlikte beynini de aldırmış” diye yazmış. Bu ne şimdi? Ne kadar dangalakça bir yazı! Ben kimseyi kırmak istemiyorum. Bu dünyaya geldim, gidene kadar kimsenin canını yakmak istemiyorum.

Hep böyle mağdurun yanında mı olursun?

- Evet.

Katil olsaydı?

- Allah göstermesin. Ben tabii ki psikopatları, katilleri, tecavüzcüleri savunmuyorum, şiddetin her türlüsüne karşıyım. Biz Müslüman bir ülkeyiz. Aç Kuran’ı oku; insanlar birbirlerini incitmemeli, kırmamalı. Çünkü bunun üzerine kurulu dinin çocuklarıyız biz...

Kur’an-ı Kerim’i okuyor musun?

- Okuyorum, 9-10 yaşlarındayken Arapçasını hatmettim.

Yaşın ilerledikçe dine daha çok mu bağlandın?

- Tabii, çünkü okuduklarını daha çok anlıyorsun. Ben var olmamızın bir nedeni olduğunu düşünüyorum. İdeal insan modeli var, o modele yaklaşmak zorundayız. Bunun yolu da iyi bir insan olmaktan geçiyor.

Umre ya da hacca gittin mi?

- Hayır.

Gitmek istiyor musun?

- Nasip olursa gitmek isterim. Ama bunlar değil ki, çözüm. Umreye ya da hacca gidip neler yapan var. Önce içimizi temizlememiz gerekiyor.

16 YIL SONRA iLK ŞARKI

  Gel müzik konuşalım biraz, belki müzik bizi iyileştirir...

- Müzik, her zaman iyileştirir.

İyi geliyor mu sana?

- Tabii ki... Müzik, bütün dünyadaki insanlara iyi geliyor. Müzik, dini ve dili olmayan, ortak bir yol hepimiz için. Hiç dilini bilmediğin bir şarkı çaldı??nda etkilenip a?layabiliyorsun ya da oynayabiliyorsun. ?nsanlar?n tek ortak dili,?m?zik.

ğında etkilenip ağlayabiliyorsun ya da oynayabiliyorsun. İnsanların tek ortak dili, müzik.

Öyleyse müziğe niye bu kadar ara verdin?

- Denk düşmedi.

Kaç yıl oldu?

- En son 2002 yılında “Evlenecek Kızlar” diye yeni bir şarkı yaptım. 2016 yılında da best of albüm çıkardım. Onun dışında mutfağın arkasındaydım, prodüksiyon yaptım.

Kendi şirketin vardı değil mi?

- Vardı ama daha sonra kapattım. Polat Yağcı ile ortak çalışıyoruz. Genç arkadaşlara enteresan projeler yapıyoruz.

“Gündem Yaratayım mı” şarkısı nasıl düştü önüne?

- 2 sene önce Polat’la birlikte Yaşar Gaga’nın “Alakasız Şarkılar” albümünün prodüktörlüğünü yaptım. İş bizim tahminimiz dı??nda?b?y?d?. 2 alb?m haz?rlamak zorunda kald?k. Ya?ar vefat edince ikinci k?sm? elimizde kald?.

şında büyüdü. 2 albüm hazırlamak zorunda kaldık. Yaşar vefat edince ikinci kısmı elimizde kaldı.

O ikinci kısmı yayınlayacak mısınız?

- Böyle bir talihsizlik olmasaydı, ilk albümünün hemen ardından çıkaracaktık. Şimdi çıkarmak doğru mu diye sorguluyoruz ama yayınlamasak da emek veren arkadaşlarımıza ayıp olacak. İşte o ikinci albümde Halil Koçak’ın “Gündem Yaratayım mı” şarkısı vardı. Ben o şarkıyı çok seviyordum, sürekli beynimde dönüyordu.

Gerçekten de hemen dile dolanıyor.

- Evet, sakız gibi şarkı. Sonra Halil’e, “Ben bunu söyleyebilir miyim” diye sordum. Demo yaptık.

Emel Müftüoğlu: İkisine de çok üzülüyorum

 ŞİMDİKİ AKLIM OLSA O KLİBİ ÇEKMEZDİM

  Şarkıda söylediğin gibi gündem yaratabilir misin?

- Ben gündem yaratmanın bin türlü yolunu, en iyi bilenlerdenim.

90’larda gündem yaratır mıydın?

- Herkes yapıyordu. Unkapanı’nın mantığı öyleydi. İlk yaptığım gündem, hatırlarsın; “Korkuyorum” klibiydi...

O klibi bugün yeniden çekebilir misin?

- Asla! (Gülüyor)

Cesaret mi edemezsin, yoksa yine linç edilmekten korktuğun için mi?

- Hem cesaret edemem, hem de linç edilmekten korkarım.O klibin öyküsü de o kadar komik ki aslında.

 Nedir öyküsü?

- Klipte bir erkek mankenle rol alacaktım. Arkadaşım İlknur Bozkurt da bende kalıyordu, ertesi gün çekime birlikte gittik. Ve o manken arkadaş gelmedi.

O gelmeyince İlknur mu olsun dedin?

- Yönetmenimiz Tayfun Dinçer, “İlknur çok güzel bir kız, klipte onu da kullanalım” dedi. Tayfun, “Şöyle yapın, süper oluyor deyip bizi yönlendirdi. Sonra klibi montajda izleyince “Tayfun bu yanlış anlaşılır” dedim. O da “Bırak yanlış anlaşılsın. Bak çok konuşulacak” dedi. O zaman çok konuşulmayı iyi bir şey zannediyorsun. Şimdiki aklım olsa çekmem.

RAP’Çİ YA DA ROCK’ÇI OLURDUM

  90’ların popçularından bugüne çok az kişi kaldı. Artık 90’ların dönemi kapanıyor mu?

- Bu çok doğal bir seleksiyon. Böyle olması lazım. “Ah 90’lar, vah 90’lar” demeye gerek yok. Şimdi “90’lardaki gibi şarkı hiç gelmiyor” diyorlar. Gelmez olur mu, geliyor.

Hem de neler geliyor. Ama onların 90’ları bir 20 yıl sonra olacak.

20 sene sonra da şimdinin genç jenerasyonu, “Bizim şarkılarımız kadar günümüzde güzel şarkılar yok” diyecek.

90’lardaki Emel, bugün müzik yapsa…

- Herhalde ya rap’çi ya da rock’çı olurdum.

Bugünün genç popçularından kiminle aşk yaşardın?

- A ne kadar zor soru oldu birden bu (Gülüyor)

Var mı beğendiğin biri?

- Hepsini çok beğeniyorum ama o gözle hiç bakmadım. Bir isim vererek yeni bir gündem de yaratmak istemiyorum be Cengiz. (Gülüyor)

Peki, kimin müziğini beğeniyorsun?

- Simge’yi çok beğeniyorum, her iki kuşağı da yakalamış bir ses.

Sahnesi de çok güzel. Edis, Merve Özbey ve Aleyna Tilki’yi de başarılı buluyorum.

BİZİM KUŞAK GAZİNO KÜLTÜRÜNDEN  GELDİĞİ İÇİN KAVGA EDİYOR

  Yeni kuşak şarkıcılar, sizin kuşak gibi birbirleriyle kavga da etmiyorlar...

- Bizim kuşak gazino kültüründen geldiği için, kavga altyapısında var. Bütün konserler kavgayla geçerdi. Kim önce çıkacak, assolist kim olacak, kimin adı üste yazılacak kavgası olurdu. Ben bir an önce çıkayım da evime gideyim diye düşünürdüm. İşini iyi yapıyorsan, birinci çıksan ne olur, en sonuncu çıksan ne olur?

Demet Akalın ve Hande Yener de barıştı...

- Şahane bir şey. Olması gereken bu zaten.

Senin küs olduğun kimse yok mu?

- Hayır. Dargınlık ve nefret duygularını taşımak istemiyorum. Bunlar çok ağır duygular. Sürekli kendimi bu duygulardan arındırmaya çalışıyorum. Bir insana en ağırlık veren şey nefret duymak, aman aman... Onun için kendimi sürekli Mustafa’nın (Sandal) şarkısı gibi resetliyorum (Gülüyor)... Yeni bir güne başlarken, diğerini bırakıyorum.

Sezen Aksu ve Yıldız Tilbe’nin barışmasında senin parmağın var mı?

- Hayır, ama barışmaları çok tatlı oldu. 2 günlük dünyada kırgınlıklara gerek yok.

Emel Müftüoğlu: İkisine de çok üzülüyorum

SEZEN’iN SAHNEYİ BIRAKMASINI DESTEKLEDiM

  Sezen’le çok sıkı bir dostluğunuz var...

- Aramızda çok başka bir şey var. Söz yazarlığını, şarkıcılığını tek geçerim. Ama tüm bunların dışında dostluğu benim için çok kıymetli.

Haftada kaç gün görüşüyorsunuz?

- Hiç belli olmuyor ama çok sık diyebilirim. Ve öyle bir kader ki, evlerimiz benim İstanbul’a yerleştiğim dönemden itibaren hep çok yakın oldu.

Senin evinde mi Beykoz’da?

- Evet, 2 adım var aramızda. Onu herhangi bir isimle kıyaslamam. Çünkü o çok değerli, hayata bakış açısı da çok farklı. Kimsenin gözüne sokmadan iyilik yapan, insanların yaralarını kendisi yarası gibi sarıp sarmalayan biri.

Ne yapıyorsunuz birlikte? Dizi mi izliyorsunuz, müzik mi dinliyorsunuz?

- Dizi de izliyoruz ama en çok müzik dinliyoruz. Klip seyrediyoruz. Yeni yapılan işleri dinliyoruz, zaten o 24 saat müzik yapıyor.

Öyle mi?

- Uykusundan kalkıp kayıt yapan bir insandan bahsediyoruz.

Sezen’i sahneyi bırakma kararından niye vazgeçiremedin?

- Zaten onun bu kararını ben destekledim.

Neden?

- Çünkü, Sezen bir konsere alelade hazırlanmıyor. O kadar ince, ayrıntıcı, hassas düşünüyor ki, her konserden sonra hastalanıyor. Onun bir konsere çıkması demek tekrar kolitinin tetiklemesi, bir sürü gri hücresinin ölmesi demek. Onu pamuklara sarıp sarmalamalıyız. Gerçekten çok kıymetli bir değer.

 DAYAK YEMEDİĞİM BİR GÜN YOKTU

  Arkadaş çevren çok geniş değil mi?

- Evet, benim çok geniş bir yelpazem var. Değişik yaş grubumdan sosyal statüye çok acayip arkadaşlarım var, aklın sırrın ermez.

Müzik piyasasında iş bitirici tarafınla da biliniyorsun. Mesela biri şarkı arıyor, biri yapımcı arıyor, onları buluşturuyorsun...

- Evet, hayatta en sevdiğim şey bu. İki birbirini arayan insan, bir araya gelsin.

Peki, bundan maddi kazanç elde ettiğin oluyor mu?

- Oluyor tabii. Ama profesyonelliğin dışında, maddi kazanç beklemeden yapıyorum çoğunlukla. Bu olay hayatımda ‘Atıl kurt’ gibi olmuş. Biri arayıp “Şunu tanıyor musun, benim işimi çöz” dediği zaman benim için dünya duruyor. Bu babamdan kaynaklanan bir travma. Eğer benden isteneni başaramazsan mutsuz oluyorum.

KIZIMIN KAFASINDA YUMURTA KIRDIM

Baban baskıcı mıydı?

- Baskıcı değil ama asker adamdı. Benim yanımda, sanki ben duymuyormuşum gibi albay amcalara beni överdi. “Çok acayip bir çocuk, ona yeter ki bir görev ver, her şeyi başarır. Hiçbir zaman aç kalmaz” derdi.

Hiç baba dayağı yedin mi?

- Her gün, yemediğim bir gün yoktu.

Yapma ya!

- Sen deli misin?

Bayağı sertmiş baban...

- Ooo çok.

Kaç kardeşsin?

- 3... Biz bayağı sıkı dayaklar yerdik.

Sen hiç kızını dövdün mü?

- Bir kere Çağrı’yı bakkala gönderdim. 10 tane yumurta alıp gelecekti. Gelirken 9’unu kırmıştı, kalan birini de ben kafasında kırdım. (Gülüyor) Hayatımda sadece bir kere bunu yaptım. Onun dışında asla asla ona vurmadım.

Seni dövdüğü için babandan nefret ettin mi?

- Hayır, çünkü o dayakların çoğunu beni kurtarmak için attığını biliyorum. Ben çok yaramaz bir çocuktum, komşular beni linç etmeye gelirdi. Babam onların gözü önünde beni döverdi, onlar “yapmayın komutanım” diyene kadar...

Cam çerçeve mi kırıyordun?

- Haksız yere hiçbir şey yapmadım. Yaptığım her yaramazlığın altında bir nedenim vardı. Ama yaramazlık yapmadığım bir gün yoktu. Bir ailenin başına gelebilecek en büyük felakettim. Benden, “Evde Tek Başına 1”, “Evde Tek Başına 2” milyonlarca çıkabilir.

Annen döver miydi seni?

- Annem, dünyanın en sakin insanıydı, sinirleri alınmış gibiydi. Onun gibisini hâlâ tanımadım. Bir kere bile bana kötü bir söz söylemedi.

Anneni kaybedeli ne kadar oldu?

- (Ağlıyor) Epey oldu. Çok özlüyorum onu. Annemin babası da hacıydı. Mükemmel biriydi. Hiçbir zaman sizi rencide edecek bir şey söylemezdi.

EVLİLİĞİMİN BİTMESİNİ BEN İSTEMEDİM

  Özel hayatın nasıl gidiyor? Hiç aşk haberlerini duymuyoruz...

- 10 senedir inzivadayım. Bana doğrusu bu geliyor. Özgürlüğüme çok düşkünüm. Arkadaşlarımla vakit geçirmeyi çok seviyorum. İlişkilerdeki “neredesin”, “ne zaman geleceksin” gibi hesap verme durumunu çok kaldırabilecek halde değilim.

Unutamadığın, çok mutlu bir ilişki yaşadın mı?

- Çok. Benim evliliğim çok güzeldi. 10 sene çok güzel yaşadım, şahaneydi.

E şahaneydi de neden ayrıldın?

- Ben ayrılmak istemedim.

Terk edildin yani...

- Terk edildim demeyelim de medeni şekilde ayrıldık diyelim. (Gülüyor) Aşk bitti, paydos şeklinde oldu. 10 sene, uzun bir süre. Bir evin içinde birlikte yaşamak çok kolay bir şey değil.

Artık hayatında aşk olmayacak mı?

- Ben öyle düşünüyorum. Büyük söylemeyeyim tabii, büyük söylenen her şey insanın başına geliyor. Ama ben kendimi ilişkiye kapattım. Böyle bir isteğim ve arayışım yok. Ben böyle gerçekten çok mutluyum.

Emel’den tavlada kazanmanın sırları

   Tavladaki hünerini herkes tarafından biliniyor. Kazandığın iddialardan, iyi gelir elde ediyorsun.

- Ben ayakkabı ve çantaya hiç para vermem. Hep tavladaki iddialardan kazanırım. Ama şu son 6 aydır, bir benimle tavla oynayacak kimseyi bulamadım. (Gülüyor)

O kadar mı iyisin?

- Evet.

Nasıl hep kazanıyorsun, zar mı tutuyorsun yoksa?

- Hayır, çok yüksek enerjiyle oynuyorum. Tavlada kazanmak iki yoldan geçiyor. 1- Karşındakini oyuna oturmadan moral olarak çökerteceksin. 2- Yüksek enerji ile oynayacaksın. Belli kuralları var, asla hastayken oynamayacaksın. Kafan karışık olmayacak, çok keyifli olacaksın.

7 arabam, 1 limuzinim vardı

  Yıllardır şarkı yapmıyorsun, sahneye de çıkmıyorsun. Hayatını nasıl idame ettiriyorsun, 90’larda çok mu para kazandın?

- 90’larda çok para kazanıldı tabii. Ben de çok iyi kazandım. Sahneler bırakmama rağmen standartlarım aynı şekilde devam etti. Zaten çok büyük yaşamıyorum.

 Çok kazandı??n d?nemde de mi l?ks harcamalar?n yoktu?ğın dönemde de mi lüks harcamaların yoktu?

- Sadece 90’lı yıllarda öyle harcamalar yaptım. 7 tane arabam, 1 tane limuzinim vardı. Saçmalığa bak, bir insan evladı niye limuzin alır?

Niye alır gerçekten ya?

- Araba meraklısıydım, o da babamdan geçmiş. Babam da yemez içmez araba alırdı.

 Şimdi?

- Hiç arabam yok.

Shrek kadar çok yiyordum

  Mide ameliyatı ile zayıfladın. Gayet iyi gözüküyorsun, sağlık durumun nasıl?

- Gayet iyi ama bu ameliyatı imrendirici bir şey olarak göstermek istemiyorum. Ben neden ameliyat oldum? Çünkü kilomdan dolayı sağlık değerlerim bozulmuştu. Kolesterolüm, şekerim çok yüksekti. Karaciğer yağlanması vardı. O nedenle ameliyat masasına yattım. Ameliyattan sonra bu sorunlarım yarı yarıya düştü, azaldı. Yine de insanlar bu ameliyatı çok bilinçli olmalı. Kendim için çok da doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü benim porsiyonların devdi, neredeyse Shrek gibi yiyordum.

Gerçekten o kadar çok mu yiyordun?

- Kim daha çok yiyor yarışmalarına katılsam, kesin birinci olurdum. O kadar büyük k


Yorumları Göster
Yorumları Gizle