GeriMagazin Bağımsız olmayı hayat öğretti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bağımsız olmayı hayat öğretti

Bağımsız olmayı hayat öğretti

En iyi kadın oyuncu dalında Oscar kazanan ilk siyahi oyuncu olan Halle Berry, hem güzelliği hem de yeteneği ile Hollywood’un ‘A listesi’nde değişmez bir yer edindi. Barbaros Tapan, yıldız oyuncuyla New York’ta buluştu,  hem son filmi “John Wick”i hem de özel hayatını konuştu.

Bağımsız olmayı hayat öğretti

John Wick Chapter 3 – Parabellum” 16 Mayıs’ta gösterime girecek. Bu film için yaptığınız fiziksel hazırlıklar ve köpeklerle olan eğitim sürecinizi konuşarak başlayalım mı röportaja?

- Tabii... Kariyerimde en sert ve titiz fiziksel hazırlık dönemini “John Wick”te yaşadım diyebilirim. Judo, aikido, kung fu’nun yanı sıra profesyonel şekilde silah kullanmayı da öğrendim. 6 ay boyunca günde 8 saat dövüş eğitimi aldım, sonrasında atış poligonunda silahla çalışmalar yaptım. Günü 2-3 saat süren köpek eğitimleri ile tamamladım.

Köpeklerle eğitim süreci nasıl geçti?

- Harikaydı... Zaten benim 2 köpeğim var. Tam bir hayvanseverim.

Filmde de 2 köpeğiniz vardı, role hazırlanırken yine 2 köpekle mi çalıştınız?

- Hayır 5 köpekle... Köpeklerin de dublörü var çünkü... Bazı köpeklerin yüzleri güzel, onları yakın çekimlerde kullandık, diğer köpekleri de aksiyon sahnelerinde...

52 YAŞINDAYIM AMA GÜÇLÜYÜM

52 yaşındasınız. Böylesine fiziksel güç gerektiren roller artık zor gelmiyor mu?

- 52’den kurtulmam mümkün değil, değil mi! Bu numara bana mutlaka hatırlatılmalı... Ne yaparsak yapalım yaşımız üzerimize yapışık kalacak. Soruya dönersem, hayır hiç de zor gelmiyor. O yüzden yönetmenimiz Chad Stahelski’yi aradım ve bu rolü ne kadar çok istediğimi söyledim. Benden başka oyuncu seçmesine şans tanımadım. Çünkü güçlüyüm, çünkü yaş odaklı insanlara aksini göstermek istedim. Ve “şu yaştasın, bu yaştasın” diye numaralarla tanımlanmaktan yoruldum.

40’lı yaşlardan sonra benim vücudum çok daha ağırlaştı, spor yapsam da eski sonuçları almamaya başladım. Sizi böyle görünce sormak istedim...

- Benim vücudum da aynı tepkileri vermiyor. Farklı çalışma yöntemleri ile en verimli sonucu almayı deniyorum. Gençken her şey çok daha kolay. Aynı sonuçlara sahip olmak istiyorsan önceden 20 dakika yaptığın egzersizi şimdi 40 dakika yapacaksın...

Siz zaten her yaşta fittiniz gerçi...

- Çünkü hayatım boyunca spor yaptım. Her zaman atletik ve aktif bir insandım.

Cimnastik ile başladım, farklı sporlarla devam ettim. Spor her zaman hayatımın en önemli parçalarından biri oldu.

GERÇEK HAYATTA YARDIMIMA KOŞACAK KİMSEM YOK

“John Wick” filmlerinin fanı olduğunuzu söylediniz. Rol arkadaşınız Keanu Reeves ile çalışmak nasıldı?

- Evet, ilk iki filmin çok büyük hayranıydım. Tanıdığım tüm kadınlar John Wick hayranı aslında. Aksiyon filmi olsa da özü oldukça duygusal. Köpeğini ve karısını kaybetmiş bir adamın öç alması. Kadınlar bütün şiddetin, bütün kavganın arkasındaki duygularla bağlantı kurabiliyor.

Keanu’ya gelirsem, provalarda ne kadar çok çalıştığını gördüm. Tüm aksiyon sahnelerini kendisi yapıyor. Günümüzde özel tekniklerle işin yarısını oyuncu, yarısını bilgisayar yapabiliyor ama bizde her şey organik...

Biraz daha açalım. Anlatır mısınız Keanu’yu... Hollywood’un en gizemli oyuncularından biri sonuçta...

- Az konuşan bir adam. Hem filmlerinde hem gerçek hayatında az konuşuyor. İş ahlakı çok yüksek. Keanu’yu kendime benzettim aslında. İkimiz de sete herkesten önce gidip en son ayrıldık. İkimiz de sahnelerimize hazırlıklı geldik, ikimiz de sakatlansak bile çekimleri aksatmadık. İşimize bakış açımız aynı...

Filmde ne zaman “yardım” diye bağırsanız 2 köpeğiniz anında yanınıza geliyordu. Peki gerçek hayatta yardımınıza ilk kimler koşuyor?

- Hiç kimse! Kimse yok! Kendime güvenmeyi ve bağımsız olmayı öğrendim. Daha doğrusu hayat öğretti. Hiç kimse yok derken, var tabii ama herkes gelip geçici. Kaç kişi hayat boyu yanımızda? O yüzden kendi kendimin ilacı olmayı öğrendim.

Bu derece herkesten bağımsız yaşamak sağlıklı mı?

- Benim için sağlıklı. O yüzden hâlâ buradayım. Hayatım milyon parçaya ayrılabilirdi. Her şeyin üstesinden o filozofiyle geldim. Benim için başka seçenek yoktu.

Bağımsız olmayı hayat öğretti

BABAM ALKOLİKTİ EVDE ŞİDDET VARDI

Her ne kadar kendi kendine yeten bir insan olsanız da hayatınızda iz bırakan birileri mutlaka olmuştur. Yanılıyor muyum?

- Beşinci sınıf öğretmenim. Bir değil birkaç kere hayatıma damga vurdu.

Biraz ondan bahseder misiniz?

- Çocukluğumun en hassas dönemiydi. Aile hayatım yolunda değildi. Babam alkolikti. Evimizde çok fazla şiddet vardı. Ben evde korkak, ürkek bir kediden farklı değildim. Annemin görevlerini yerine getiremediği zamanlarda o devreye girdi. Çünkü kendi de şiddet mağduruydu. Beni günde 3-4 saat de olsa evdeki korkunç ortamdan uzaklaştıran, benimle konuşan, müzelere götüren, hayatımı kurtaran, beni iyi şeylere sevk eden kişi o oldu.

ANNE OLMAK İÇİN İYİ Kİ 40 YAŞINI BEKLEMİŞİM

Proje konusunda çok seçici olduğunuzu düşünüyorum. İki çocuğunuz olmasının bunda etkisi var mı?

- Annelik, hayatımdaki en önemli şey. Listenin başında çocuklarım olur. 40 yaşında anne oldum. Eğer 40 yaşına kadar beklediysem anne olmak için, onları yalnız bırakıp neden işe gideyim? Onlar küçükken çok az çalıştım. Şimdi günün çoğunu okulda geçiriyorlar. Artık vaktim var, dolayısıyla işime döndüm. Sırada beni heyecanlandıran projeler var. Kendi filmimi yöneteceğim.

Numaraları sevmiyorsunuz, onu anladım ama sormadan geçemeyeceğim. 40 yaşına kadar anne olmayı beklemek doğru verilmiş bir karar mı yoksa keşke daha önce doğursaydım dediniz mi?

- Hayır demedim! Kesinlikle doğru bir karardı. 20’li yaşlarda anne olsaydım ne yapacağımı bilemezdim. Ben de büyüyordum, ben de öğreniyordum. Şimdi ise iyi bir anne olduğumu düşünüyorum. İyi ki beklemişim.

İlk yönetmenlik deneyiminiz mi olacak?

- Evet. Filmin adı “Bruised”... Bir kadın MMA dövüşçüsü hakkında. Hayatta kalmak için dövüşmekten başka şansı olmayan, oğlunu çok seven bir kadın. Ben de çocuklarına çok düşkün bir anne olduğum için hikaye ile her kademesinde bağlantı kurabildim.

İlk yönetmenlik denemenizde kendinizi yakın bulduğunuz bir tarz var mı?

- Oyuncularıyla işbirliği yapmayan bir yönetmen olmayacağım, orası kesin. Yönetmenlik zor iş. İnsanları kontrol etmek, her durumun üstesinden gelmek, tüm seti hem yaratıcı hem teknik olarak yönetmek kolay değil. Ama doğru kişileri işe alırsan, onların bilgisine ve deneyimine güvenirsen, işler daha kolay ilerler.

Sizi etkileyen yönetmenler kimler?

- Warren Beatty her zaman fikrine danıştığım biridir. Susanne Bier, kadın olarak sektörde kendi tarzını yaratan bir yönetmen. Mark Foster ve David O. Russell kendime yakın bulduğum diğer iki isim.

İzlemekten bıkmadığınız favori filmleriniz hangileri?

- “Kramer Kramer’e Karşı”... Anne ve baba olmayı ve arada sıkışan çocuğu o filmle anladım. Meryl Streep ve Dustin Hoffman’a o filmde âşık oldum. Daha yeni kızıma izlettim. Kızım 11 yaşında, boşanmış bir ailenin çocuğu... Zorluklar yaşamadık mı! Yaşadık. O filmi izleyerek anne ve babanın da neler yaşadığını anlamasını istedim. Maalesef her zaman her şeyin çözümü olmuyor. Sevgi olsa da büyükler olaylara farklı bakıyor. O yüzden izlettim. İçinde bulunduğumuz durumu daha iyi anladı.

Yeni “James Bond” filmi geliyor. Yarın arayıp filmde olmanızı teklif etseler, ne dersiniz?

- Yarın ararlarsa “olmaz” derim. Önce “Bruised”i çekeceğim, sonra “Sofia”yı... Bond kalbime çok yakın bir film, yapımcılarımız ile hâlâ arkadaşım ama...

 ÇALIŞMADIĞIMDA SADECE ANNEYİM

 ◊ Peki Halle Berry çalışmadığı sıradan bir günde neler yapar?

- Sabah 05.30’da kalkarım. Kahvaltı hazırlayıp çocuklarımı uyandırırım. İkisi farklı okullara gittiği için bir gün birini, ertesi gün diğerini dönüşümlü olarak okula bırakırım. Ardından spora giderim. İş toplantılarımı yaparım. Çocuklar okuldan gelince benim pişirdiğim yemeği yesinler isterim, o yüzden yemek pişiririm. Okuldan sırayla onları alırım, okul sonrası aktiviteleri tamamladıktan sonra eve döneriz. Akşam yemeği yenir ve ödevler yapılır. Çalışmıyorsam sadece anneyim. Çocukların neye ihtiyacı varsa onları yaparım.

Bağımsız olmayı hayat öğretti

ÖNCEKİ HAYATIMDA FAS VE HİNDİSTAN’DAYDIM

Çok güzel bir kadınsınız. Tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Mücevherler sizin de en yakın arkadaşlarınız mı mesela?

- Değil... Takı seviyorum ama kullandığımı söyleyemem. Dolabıma baksan her tarzdan takı dolu ama takmıyorum bile. Tarzımı nasıl tanımlarım... Minimal!

Favori mutfağınızı sorsam...

- Hint mutfağı...

Peki favori lokasyon ya da seyahat etmekten en çok zevk aldığınız yer...

- Fas... Oradayken kendimi oraya aitmiş gibi hissediyorum. Hindistan’da da aynı şeyi hissettim. Yemeklerini ve insanlarını seviyorum. Bir de Paris... Herkes gibi benim de favorilerimden ve hep öyle kalacak. Notre Dame yanarken kalbim parçalandı...

Fas ve Hindistan’da kendinizi oralı gibi hissetmeniz çok ilginç...

- Bence de... Daha önce oralardaydım. Derine inmeyeceğim! Bu bağlantıyı başka türlü anlatamam.

Önceki yaşamınızda mı yani?

- Evet! Detaya girmeyeceğim...

Bağımsız olmayı hayat öğretti

BİR KATİLİN KAFA YAPISINA  GİREMEM

“John Wick”te şiddet sahnesi çok fazla... Rol de olsa birini öldürürken nasıl hissediyorsunuz kendinizi? Katili oynarken katilin kafa yapısına girmek mi gerekiyor mesela?

- Bir filmde bebeğimi çöpe attım ben. O kafa yapısına girmem mümkün mü!

Bence değil...

- Ama artist olarak girmiş gibi görünmem mümkün... Seks, şiddet ya da herhangi bir sahnede benim için önemli olan performans... Eğer oyuncuysak her türlü kişiliğe hayat verebilmeliyiz. İsteyen karakterin kafa yapısına girer, isteyen girmiş gibi yapar. Günün sonunda önemli olan nasıl yansıttığın...

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle