GeriMagazin Acı çekmenin cinsiyeti olur mu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Acı çekmenin cinsiyeti olur mu

Acı çekmenin cinsiyeti olur mu

“Güneşin Kızları”ndan sonra dizi setlerinden uzaklaşıp tiyatroya ağırlık veren Evrim Alasya, yine bir Kanal D projesiyle ekrana döndü. “Koca Koca Yalanlar”da mutlu evliliği bir ihanetle altüst olan Müjgan’ı canlandıran ünlü oyuncuyla buluştuk, projeden aşka, ihanetten günümüzün dayatılan “ideal güzellik” kalıplarına kadar her şeyi konuştuk.

◊ “Koca Koca Yalanlar”la başlayalım. Neler söylemek istersiniz?
- Ben bu işte öncelikle Müjgan’ın hikayesini çok sevdim ve bu hikayeyi Evrim olarak seyirciye anlatmaya gönüllü oldum. Tavsiyem, bu hikayeyi bir kadın ya da erkek cinsiyetçiliğiyle değil, insanı anlamak için izleyelim. Bu durumu yaşayan bir erkek de olabilirdi. Kadın erkek ne fark eder ki, üzülmenin, acı çekmenin, mağdur olmanın cinsiyeti olur mu hiç?

◊ İlk bölümü kaçıranlar için, dizinin hikayesinden bahseder misiniz?
- Aldatılan bir kadının hikayesini yine aynı kadının gözünden izleyeceğiz “Koca Koca Yalanlar”da. Çok tanıdık ve çok gerçek bir hikaye bu.

◊ Sizin canlandırdığınız Müjgan, hiç beklemediği anda ihanete uğrayan bir eş ve anne. Bugüne kadar canlandırdıklarınızdan çok farklı bir karakter sanki...
- Müjgan şu açıdan farklı: Bu zamana kadar kendi ayakları üstünde durmamış. Dışarısını çok bilmeyen, saf, tertemiz bir kadın. Bir kalesi var ve bu korunaklı kalesinde bir düzen kurup “mutlu mesut” yaşamış. Bir gün bir olay o kaleyi yıkana kadar. Müjgan’ın kalesinin yıkıldıktan sonraki hikayesini herkesle beraber bu yolculukta deneyimleyeceğim.

OYUNCU OLMASAYDIM YİNE OYUNCU OLURDUM

◊ Sizi ilk kez komedi ağırlıklı bir rolde izliyoruz. Güldürmenin ağlatmaktan zor olduğu söylenir, sizce de öyle mi?
- Ben bir oyuncunun her ikisini de yapması gerektiğini düşünüyorum. Aslında oyuncu olmak, insanı doğru okumak demek benim için. İnsanı doğru okuduğunuzda hiçbir duyguyu birbirinden ayıramazsınız. Karmaşıktır, iç içedir her şey. Doğadaki gibi.

◊ Lise yıllarında başarılı bir ritmik cimnastikçiyken nasıl oldu da tiyatroya geçiş yaptınız?
- Vallahi bilmiyorum, kader diyorum. Lisedeyken bir oyun izledim. Sahnede gördüğüm şey beni öyle büyüledi ki defalarca gidip izlemeye devam ettim. Sonra izlemenin yetmediğini fark ettim. “Bu işi denemek istiyorum” dedim ve İzmir’de bir tiyatro kursunda serüvenim başladı.

◊ Tiyatro olmasaydı ne yapıyor olurdunuz? Cimnastiğe devam mı?
- Cimnastik zaten emeklilik yaşı düşük bir spor. Kaldı ki benim mesleğim değil, yapmaktan keyif aldığım bir spordu sadece. İnanın hiçbir zaman başka bir şey yapmayı düşünmedim. Hâlâ da düşünmüyorum. Oyuncu olmasaydım yine oyuncu olurdum!

Acı çekmenin cinsiyeti olur mu



DIŞ GÖRÜNÜŞE TAKINTILI YALAN BİR DÜNYADA  YAŞIYORUZ

◊ Tiyatro çalışmalarınız ne durumda? Var mı yeni projeleriniz?
- Emre’yle (Kınay) “İki Bekar” oyununa devam ediyoruz. Bu 3’üncü sezonumuz olacak. Ekimde sezonu açıyoruz.

◊ Canlandırdığınız karakterler içinde kendinizi en çok hangi rolde sevmiştiniz, neden?
- “Gönülçelen”deki Balçiçek özeldir benim için. Roman kızı bir şarkıcıydı. Çok ters köşe bir roldü.

◊ Fiziğin bazen oyunculuğun önüne geçtiğini düşünüyor musunuz?
- Fizik artık o kadar çok şeyin önüne geçti ki, sadece oyunculuğun önüne geçse iyi. Bedenimize, dış görüntümüze çok takılır hale geldik, yalan bir dünyanın içinde yaşıyoruz. Sahte yüzler, sahte bedenler kadınlara kurulmuş tuzak bence. Kadınların çoğu bu tuzağa düşmüş durumda. Bu bizim mesleğimize de bulaştı maalesef.

ALDATILSAM HEMEN OLAY MAHALLİNİ TERK EDERİM

◊ Dizide ciddi bir kadın dayanışması da var. Gerçekte sizin de öyle yakın dostlarınız var mı?
- Ben, işi insanı anlamak olan birinin hayata kadın-erkek ayrımıyla bakmaması gerektiğini düşünüyorum. O sebeple ben buna kadın dayanışması demiyorum, arkadaş dayanışması diyorum. Arkadaşlık, dostluk, dayanışma cinsiyetten daha baskın geliyor bana. Dayanıştığım erkek arkadaşlarım da var hayatımda, aldatılmış erkek arkadaşlarım da.

◊ Müjgan’ın başına gelenler sizin başınıza gelse tepkiniz ne olurdu?
- Ben Müjgan tarzında mücadele edecek biri değilim. Hemen olay mahallini terk ederim. Bazı durumların geri dönüşü olduğunu düşünmüyorum. Aldatma, sana kalbini açmış birinin yok edilmesi gibi geliyor. Kalbini öldürmek sanki. Geri dönüşü olur mu?

◊ Diziyle birlikte “Her erkek aldatır mı sorusu?” gündeme oturdu. Sizce?
- Ben öyle bir genelleme yapamam ama etrafımda gördüğüm kadarıyla böyle bir potansiyelleri var. Ama bu kadınlarda da var. Sadece kadınlar, erkek gibi deşifre olmuyor. Mevzu aldatmaksa kendimize soralım: İnsan insanı neden aldatır?

◊ Artık mutluluk yerine daha büyük hayatların peşinden mi gidiliyor?
- Mutluluk nedir? Önce bu sorunun cevabını vermek gerek. Mutluluğu, doğduğumuz andan itibaren maddi değerler peşinden koşarak kazanılan bir şey olarak öğrettiler bize. Çok vahim değil mi? Umuyorum hayat herkesi bu kabustan uyandırsın. İnsanların çoğu bu kabusun içinde uyuyarak yaşıyor.

AŞK HERKESİN TAŞIYABİLECEĞİ BİR DUYGU DEĞİL

◊ Aşk sizce nasıl bir güç? Siz aşkı nasıl anlatırsınız?
- Aşk evrensel bir güç. İnsanın içindeki en büyük güç. O herkesin taşıyabileceği, herkesin hakkını verebileceği bir duygu değildir. Zaten hakkını verebilseydik bu kadar çok aldatılma hikayesi olmazdı. Çünkü biz bedensel beğenilerimizi aşk zannediyoruz. Onu aşk olarak tanımlıyoruz. Halbuki aşkta beden yoktur. “Ben” yoktur. “Sen” de yoktur. Aşk yanmak ister, yandığın kadar aşk yaşarsın. O yüzden herkesin harcı değildir. Yanmayı göze alamayan, “Sen bana böyle yaptın, ben de ondan gittim, aldattım” der. İyi yaptın. Git bir daha aldat!

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle