GeriKelebek Kuzey Yanım, Ayazım
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kuzey Yanım, Ayazım

Fügen Ünal Şen
Epsilon Yayınları

Biri Kore'de savaşan diğeri de İstanbul'da yaşayan iki genç bir şehidin vasiyeti ile nişanlanırsa onları nasıl bir hayat bekler? Adnan Menderes idam sehpasına gitmeden önce ttireyen elleriyle oğlu Yüksel'e ne yazdı? Sezen Aksu'nun rüyası neydi? Gazeteci Fügen Ünal Şen, Kuzey Yanım, Ayazım adlı kitabında bütün bü ilginç soruların cevaplarını veriyor. Şen, kitabının öyküsünü anlattı.

1950 yılıın Türkiye'sine geri dönüqp oaan bugüne yürüyen Şen ykın tarihimizden insan manzaraları anlatıyor kitasında.

- Kuzey Yanım, Ayazım adlı kitabın fikri nasıl ortaya çıktı?
- Hep söylenmez mi, ‘yakın tarihi iyi bilmek gerekir’ diye. Aktif gazetecilik yaptığım dönemde aklıma koymuştum bu kitabı yazmayı. Bir süre aktif gazeteciliğe ara verince, ‘tam vaktidir’ dedim. Belki de yakın tarihimizin bendeki yansıması bu kitap…

- Ne kadar süre aldı yakın tarihimizin yansımasının satırlara dökülmesi?
-  4 yıl sürdü. En önemlisi Basın Müzesi’ndeki gazete arşivlerini taramamdı. Çünkü 1950 yılından başlayarak yazdım ve 2000’e kadar sanki günlük tuttum. Öyle olunca, olayların yaşandığı gündeki yansımasını bilmem hatta benim de yaşamam gerekiyordu. Yaklaşık  200 bin gazete sayfasını taradım, olayları, günlük yaşamı gazete satırlarından cımbızla seçtim. Bu arada, almanaklar, kitaplar, ansiklopediler, dergiler diğer başvuru kaynaklarım oldu. Ayrıca, kimi olayların kahramanları anılarını benimle paylaştı.

HAYATA BAKAN YÜZÜM

- Kız Kulesi kitabın temel unsuru. Sanki dile gelip olayları anlatıyor.
-Bana hayatı birisi anlatmalıydı. Bir tanık. Biraz da yazı tarzım nedeniyle hüzne, yalnızlığa daha yakın duran bir tanık… İstanbul’da olmalıydı; çünkü bu şehir üzerinden yazmak istedim kitabı. Bir insan olsun da istemedim; geri dönüşlerde gerçekçi olabilsin diye. Eee, Kız Kulesi de tam karşımdaydı. Kuzey Yanım, Ayazım’a gelince... Kız Kulesi’nin giriş kapısı kuzeye dönük, Salacak’a, Boğaz’a. Oradan esen sert rüzgâr, ayaz yani bütün bedenini kaplıyor kulenin. Bir de Salacak’a ve Yukarı Boğaz’a dönük yüzü ile yaşama tanıklık ediyor. Kendisini anlatırken Kız Kulesi “Kuzey yanım, ayazım, hayata bakan yüzüm…” diyor bu nedenle.

- Okuyucu ne bulacak satırlarınızda?
-  Ben en çok ‘yaşamı’ bulmalarını diliyorum. Çünkü “Kuzey Yanım, Ayazım” bir almanak değil. 50 yıl boyunca neler olduğunu tarihleriyle anlatan bir kitap değil. Olayların arasında sıkışıp kalan hayatı anlatan bir kitap. Okuyucunun ne alacağı ise onun ilgi alanıyla ilgili bence.

- Siz okuyucu olsaydınız, ne alırdınız örneğin?
- Ayrıntıları alırdım. “Sahi ya, bu da olmuştu” dediğim her şeyi geri alırdım. Bana “vay be!” dedirten şeyleri hatırlardım. Ama en çok, “vay be”lerin etrafındaki duyguları; sevinci, öfkeyi, hüznü yani bir bütün olarak hayatı almaya çalışırdım.

- Nedir onlar?
- Örneğin 60 ihtilali sonrası anlatılırken bir cümleyle anlatılan bir olay var: İdamlar gerçekleştirildikten sonra Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın hüküm özetleri evlerinin kapısına asılıyor. Bu korkunç acı verdi bana. Düşünsenize, eşiniz, babanız idam edilmiş ve kapınızda “şu, şu, şu nedenlerle suçlu bulunmuş ve infaz gerçekleşmiştir” diyen bir yazı asılıyor ve yoldan geçenler de sokak kapısına asılan yazıyı okuyor. Bu beni çok etkiledi.
Atatürk’ün naşının Anıtkabir’e taşınması sırasında kardeşi Makbule Hanım’ın hali örneğin. Ya da daha yakın tarihte; bugün yeri göğü inleten bir Sezen Aksu olayı var. Sezen daha meşhur olmamışken, hiç birimiz onu tanımıyorken bir rüya görmeseydi, çoktan ölmüş gitmiş olacaktı; hiç Sezen Aksu olmadan… Kıbrıs harbi sırasında olup bitenler, siyasilerin sözleri, ihtilaller, idamlar, her gün onlarca gencin sağ-sol kavgası nedeniyle ölümü.
Bunlar daha dün yaşandı ama sanki hiç olmamış gibi davranıyoruz. Bu olmasın istedim. Hayatı ne büyük hızla, geçiştirircesine yaşadığımızı söyledim kendime. Böyle yapmamak gerektiğini telkin ettim. Olayların hayatın önüne geçmemesi gerektiğine inandım

- Hep yaşanan acı olaylar mı var kitapta, rahat nefes alamayacak mıyız okurken?
- Olur mu… Hayat hep de bunaltmıyor ki bizi. Kimi zaman Zeki ile şarkı söyleyeceksiniz, sahneye mini etekle çıktı diye yer yerinden oynayacak, siz de onunla birlikte an be an merak edeceksiniz ortalığın nasıl yatıştığını. Ay’a inen roketin heyecanının da duyacaksınız, kahve sıkıntısı olduğu dönemde Rodos’tan bir akrabasına mektup içinde bir pişirimlik kahve gönderilmesiyle gönlünüzü hoş edeceksiniz. Bugün sanki doğduğumuz günden beri bizimleymiş gibi olan ürünlerin aslında hayatımıza ne kadar kısa bir süre önce girdiğini hatırlayıp şaşıracaksınız. 50 yıl içinde güne neler sığdıysa karşınıza çıkacak.

- Yazarken zorlandığınız anlar oldu mu?
- Olmaz mı? Kaç defa “bitmeyecek bu kitap “dedim. Örneğin 1950’lerin Türkçesi ile başlıyor kitap. Bu bölümleri yazarken dikkatli olmam gerekiyordu; örneğin, Başbakan değil, başvekil deniliyor, bir ayrıntı ama çok önemli. Yıllarla birlikte dildeki değişim kitaba da yansıyor. Bir de gazetede yazılan olayları birkaç yerden doğrulayarak yazmak gerekiyordu, eksik bir bilgi kalmaması için. Günlük hayatı anlatabilmek için o dönemlerin ilanları, modası, dinlenen şarkılar gözden geçirildi.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle