GeriKelebek Koş, koş, koş sonra iç, iç, iç
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Koş, koş, koş sonra iç, iç, iç

Koşu takıntılı içme kulübüyüz, diyorlar kendilerini tanımlarken. 3H ya da uzun adıyla Hash House Harriers, 1930’larda İngilizler tarafından kurulan uluslararası bir koşma ve içme kulübü.Yöntem basit: Bir üye koşu rotası belirliyor, yola işaretler yerleştiriyor. Diğerleri koşarak, yürüyerek rotayı tamamlıyor. Sonunda biralarını alıp daire oluşturuyorlar ve eğlence başlıyor. Birileri dairenin ortasına çağırılıp cezalandırılıyor ya da ödüllendiriliyor. Ceza da ödül de bira. Çemberde gruba adını veren hash şarkıları söyleniyor, oyunlar oynanıyor ve en önemlisi durmadan içiliyor. Kulübün İstanbul’daki üyelerini web sayfasından bulduk; birlikte bir gün geçirdik. Birkaç hafta önce Tayland’ın Chiang Mai kentine tatile gitmiştim. Kendinizi tatilin akışına bırakırsanız karşınıza çoğu zaman güzel tesadüfler çıkıyor. Samueng bölgesinin dağ köylerini ve ormanları kapsayan iki günlük trekking sayesinde İngiltere’den gelen Laurie ile tanıştım. Önce koşan sonra içen, matrak bir uluslararası gruba üye olduğunu, bu grubun ertesi gün bulunduğumuz kentte koşu düzenleyeceğini anlattı. Ertesi gün Chiang Mai kentinin kuzeydoğusundaki ormanlık alanda ‘Hash House Harriers’ın Chiang Mai grubuyla birlikte koşuyordum, onların deyimiyle ‘hash’ yapıyordum. Koşuda ve sonrasında -beni 4 kez daireye alıp fondip yaptırdıklarından mı bilmem- o kadar eğlendim ki İstanbul’da da bir kulüp olup olmadığını araştırmaya başladım. Öğrendim ki dünyanın 2 bine yakın noktasında olduğu gibi İstanbul’da da hash yapılıyordu. Hatta Ankara’da, İzmir’de ve İncirlik’te de. USKUMRUKÖY’DE HASH RANDEVUSUSonunda geçtiğimiz pazar, bir grup arkadaşımla birlikte bu kez İstanbul Uskumruköy’de hash yapmaya hazırdım. Ama öncelikle bilmem gerekenler vardı: Bazılarına ağır gelebilecek esprileri kaldırmalı, yeri geldiğinde çılgınlığa hazır olmalıydım. Hem sporu, hem de içmeyi sevmeliydim. 3H’de herkesin bir takma ismi vardı, her koşu kayda geçiyordu. Mesela bugün İstanbul 3H’nin eskilerinden Altan Deresoy’un (lakabı K9) 500’üncü koşusu olacaktı. Günümüz tanışmayla başladı. Ortalıkta dostça bir hava esiyordu. Az sonra bir nevi ‘meydancılık’ yapacak Jan ile tanıştığımızda ilk sorusu ‘Kocan bugün nerede’ydi. ‘Kocam yok ki’ cevabını alınca ‘Bu soruyu çok seviyorum iki şeyi birden yanıtlıyor’ deyip kahkahayı bastı. Jan ve Türk eşi birlikte koşuyordu. Grup üyeleri arasında, Amerikalı, İngiliz, Yunan ve Türkler vardı. İngilizce konuşuluyordu ama yabancıların Türkçe bilme oranı hiç de fena değildi. İçme faslı koşunun sonundaydı, yine de başlamadan birkaç kutu bira açılmıştı. Sonunda Jan (Takma adı Religious Adviser- Dini Nasihatçi) kalabalığa seslendi ‘Circle up!’ (Daire Oluşturun). Grupta ona kısaca RA deniyordu. Bir poşetten ilginç aksesuvarlar çıkarmaya başladı. İlk aksesuvar yeni katılımcılardan Kadir’e verilen boynuzlu ve saçlı Viking başlığıydı. Eski üyelerden birine borazan, diğerine düdük, İstanbul 3H’tan ayrılıp Japonya’ya gidecek bir üyeye de takma bacak verildi. SEKS, BİRA VE ZULU SAVAŞÇILARIArdından koşunun ev sahibi K9, kuralları yere tebeşirle çizerek açıklamaya başladı. Belirlediği parkurda yönümüzü bulmamız için işaretlerin anlamını bilmemiz gerekiyordu. K9, yol boyunca belli yerlere unla işaret bırakmıştı. Üç un lekesini ardı ardına görmek doğru yolda olunduğunu gösteriyordu. ‘Geri dön’, ‘Burada grubun geri kalanını bekle’ gibi işaretleri de öğrenmiştik. RA bizim için bir başka sürpriz hazırlamıştı: Torbadan birer kağıt çektik. Kağıtların bir yüzünde K9’un biraz sonra yüksek sesle soracağı bilmecelerin cevabı yazılıydı. Bana ‘Kocanızla köpeğiniz arasındaki fark nedir’ sorusunun cevabı gelmişti: ‘Köpeğiniz bir sene geçtikten sonra sizi görmekten hálá heyecan duyar.’ Kağıtların öteki yüzünde her üyenin katılacağı grubun adı yazıyordu: Seks, Bira, Zulu Savaşçıları, Büyük Direk, Küçük Delik. Özellikle Seks grubu isimleriyle hayli eğlendi. Hatta kendilerine ‘Grup Seks’ demeye karar verdiler. Ben de Zulu Savaşçısı olmuştum; görevimiz koşu öncesinde bulutları bertaraf etmek, yağmur ihtimalini ortadan kaldırmaktı. RA ellerimizi havaya kaldırtıp bulutları toplamamızı ve alıp yanımızdakinin ayağına sürmemizi istedi. Görevimizi yerine getirirken yeni gelenler ‘Bunlar ne garip adamlar’ der gibi bakmaya başlamıştı. Bazıları ise her harekette kahkahalara boğuluyordu.ARAYI AÇAN BAĞIRIYOR: ON, ONVe boru çaldı, koşmaya başladık. Tepeleri, düzlükleri, ormanı ve sahili kapsayan rotamız 4 kilometreydi. Tecrübeli üyeler başı çekiyor, arayı biraz açtıklarında arkadakilere ‘On on on’ (devam devam) diye bağırıyorlardı. Yorulan yürüyordu, neticede bu bir oyundu kimse diskalifiye olmayacaktı. Birinci buluşma noktasında bazı gruplar toplanıp, başarıyla geçtikleri etap için kendilerine tezahürat bile yaptı: ‘Yaşasın Grup Seks!’ İkinci buluşma noktasında yine daire oluşturduk. El kol sallamalı oyunlar oynuyorduk. Sonra tekrar ağaçsız tepeleri geçip ormana daldık. Herkes birbirine işaretlerin yerini soruyordu. Dallar, çalılardan sıyrılıp küçük bir dereyi geçtik, düzlükte yürüyüp sahildeki buluşma noktasına geldik. Kaybolanları bulmak tecrübelilere düştü. Bazı yeni katılımcıların şikayeti had safhadaydı, ayağına dal batan mı istersiniz, ayakkabısı ıslanan, esprileri aşırı bulan mı? Son bir hareketle, koşarak ya da yürüyerek hep beraber bitiş noktamıza vardık. Artık sahildeki salaş balıkçıdaydık. Üstüme başıma baktım. Ayakkabılarım tozlanmış, ter içinde kalmıştım. Benden önce varan tecrübeli hasher’lar ise ellerinde birayla dalga geçer gibi gelenleri selamlıyordu. Kimin birinci geldiği ise hiç önemli değildi.GÜNÜN CEZASI DA ÖDÜLÜ DE BİRAVe işte asıl eğlenceli bölüm başlıyor: İçki faslı! Yine bir daire oluşturuyoruz. Ceza ve ödüller verilecek. Her ikisinde de araç bira. RA yeniden ortada, yüksek sesle anlatıyor: ‘Grubumuzun birinci kuralı: Kural yok, gelenek var. Buna göre uzun zamandır aramızda görmediklerimiz cezalı.’ Liderliği zaman zaman kırmızı çim adam şapkalı Yannis (lakabı Dick Martin) devralıyor. Ardından bir üye ortaya çıkarılıyor, sözüm ona sorgulanacak: ‘Hımm, sen neredeydin bakalım bu kadar zamandır?’ Cezası birasını bir dikişte bitirmek. İnfazdan önce tekerleme söyleniyor: ‘He is true blue. He is a hasher trough and trough... Down down down down’ Kurala göre down (aşağı) sözcüğünü duyar duymaz cezalı birayı kafasına dikiyor. ‘Down’ Hasher için kilit sözcük. Çünkü onlar ‘Koşu takıntılı içme kulübü.’ Ve yine kişisel cezalar geliyor. Grubun İngiliz kadın üyesi Theresa’nın (lakabı Bad Influence) işi gereği Japonya’ya gideceğini bilen RA bir cebinden Japonların da kullandığı yemek çubuklarını çıkarıyor ‘Bunların nasıl kullanılacağını biliyor musun bakalım?’ Diğer cebinden de zarf içine konmuş bir çiğ balık:’Evet suşi yemeyi biliyor musun, hadi bize göster.’ Tabii ki bunun gerçek suşiyle ilgisi yok, balık Theresa’nın ağzına asla girmiyor. Aklınıza gelen tüm uçuk eğlenceler mevcut bu grupta. Sırada manidar rakam 69’la ilgili bir eğlence var. O gün 69’uncu koşusunu yapan ‘Cybersex’ isimli üyenin tepetaklak çevrilmesi ve ağzına bira dökülmesi. Sonra yeni gelen herkes adına, grup lideri olarak ben ortaya çağırılıyorum. Daireye şapkamla çıktığım için Dick Martin şapkamı çıkarıp yere atıyor, sinirli sinirli üzerine basıyor. Cezam çok hafif, tüm yeni gelenler adına elimdeki bira dolu bardağı bir dikişte bitirmem gerekiyor. ‘Oh ucuz anlattım’ diyorum. Hem zaten benim asıl görevim bu günü anlatacak bir yazı yazmak değil mi? Onlar her ne kadar çılgın olduklarını söyleseler de şakalar ve cezalar dozunda kalıyor. Zorlama yok. Çakır keyif olunuyor bol bol gülünüyor ve nihayet içki de dozunda bırakılarak eve doğru yola çıkılıyor. Hash var ama ne de olsa ertesi gün iş de var. Patrick Danohue (Agatha)60, İngiliz, İngilizce ÖğretmeniÇILGINLIĞI SEVMEYENLERE GÖRE DEĞİLHash ile 1991’de İstanbul’da tanıştım. Eşimle yaptığım dünya turu sırasında da Pekin, Şanghay, Vietnam, Laos, Kamboçya, Singapur, Malezya gibi ülkelerin kulüpleriyle toplam 160 kez koştum. Hash’i seviyorum, çünkü grupta iyi insanlar var, bazılarını 91’den beri tanıyorum. Son derece rahatlar, onlarla istediğiniz çılgınlığı yapabilirsiniz ve kimse de rahatsız olmaz. İstediğin her şeyi söyleyebileceğin, yapabileceğin bir ortam. Ama çılgınlığı sevmeyenlere pek uygun değil. Katılımcılar çok nazik, dost canlısı. Her ülkede İngiliz konsolosluğunu arayıp yerel hash programını öğrenebilirsiniz. Birkaç hafta önce Yedikule’den Balat’a koştuk. Tarih ve macera koşularımız da oluyor.Jan Forman (Religious Adviser- R.A.)43, ABD’li, İngilizce Öğretmeni DÜNYAYI GEZİP HASH YAPTIKSekiz yıldır Türkiye’deyim. Son 5 yıldır hash yapıyorum. İstanbul’daki tiyatro grubu Speach Bubbles’a katıldığımda oradan 5-6 kişi hash yapıyordu. Sonra ben de başladım, İstanbul’un dışında Ankara, İncirlik, Fethiye civarlarında da koştum. Eşimle Amsterdam’a gittiğimizde oradaki hash grubunu arayıp, programlarını sorduk. Bizi gezdirdiler. Dünyanın neresine giderseniz gidin, orada bir grup arkadaş bulacaksınız. Bu sınırlar ötesi bir kulüp. Bazıları çok bira içer bazıları hiç alkol almaz. İçmek zorunluluk değil. Genç, yaşlı, engelli olmanız fark etmez. Yakında eşimle New York’a gideceğiz, orada da hash’e katılacağız. Hash yaşadığınız kentte bile normalde gitmediğiniz yerlere gitme, yeni kişiler tanıma şansı veriyor.Altan Deresoy (K9) 44, İthalat ihracat uzmanıIRAK’TA BAŞLADIM SİNGAPUR’DA KOŞTUM1988-1990 arası Irak’ta bir Türk şirketi için çalışırken başladım. Bağdat ve Babilon Hash isimli iki grup vardı. Körfez Savaşı’ndan sonra Türkiye’ye döndüm. O günden beri İstanbul’dayım. Hash’i seviyorum çünkü hem spor yapmamı, hem sosyal olmamı sağlıyor. Haftada bir kere her şeyden uzaklaşıyorum. Singapur ve İngiltere’de koştum. Bugün 500’üncü koşumu yaptım.HASH NEREDEN GELİYOR?Hash House Harriers 1938’te Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da kuruldu. Orada çalışan İngilizler, sürekli gittikleri Selangor Club Chamber isimli mekana kendi aralarında Hash House (Kıymalı bir çeşit yemek yapılan yer) ismini takmıştı. Yola bırakılan küçük kağıt parçalarını bularak yaptıkları yön bulma yarışlarının sonunda birayla eğleniyorlardı. Bu oyun diğer ülkelere de yayıldı. Uluslararası kulüpler ağına dönüştü. Bugün 3H adıyla tanınıyorlar. İstanbul’dakiler kendileri IH3 diyorlar. Dünyadaki Hash kulüplerinin sayısı uluslarası web sitesine göre 1500 ile 2000 arasında. Gay, lezbiyen, aile, ayışığı, bisiklet hash’i gibi değişik konulu koşular düzenleniyor. Hash House’un Türkiye serüveni 1985’te İstanbul’da başlamış. İki yılda bir uluslararası hash oluyor. Türkiye’de son yıllarda Kapadokya ve Antalya’da da geniş katılımlı hash etkinlikleri düzenlendi.