GeriKelebek Kitap
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kitap

Roman

Şehristan Rivayetleri
Serhat Poyraz

Kırmızı Kedi Yayınları

Kimilerinin Konstantiniyye dedikleri İstanbul şehrinde, ‘Şehristan’da bu vakte kadar bilmediğimiz rivayetleri hikâyet etmekte roman. Zamanı muğlak, olaylar ‘şüpheli’ olsa da Yavuz Ali, Kara Agop, Pencüyek, Ali Cengiz, Macit, kısaca hepsinin ayrı dünyası, benzer serencamı var. Hepsinin yolu kesişiyor bir noktada. Hepsinin yaşamı bir diğerine bağlı, pamuk iplikleriyle. O ipliklerin üstünde jilet gibi keskin hançerler... İstanbul’da gizli bir cinai şebeke; Mevt-i Esved. Zalim devlete karşı mazlum halkı savunan, sonradan yoldan çıkan silahşorlar loncası. Hayatını ‘ölüm’ün şekillendirdiği kahramanlar. Çok iyi başlıyor roman, çok iyi devam ediyor ve çok iyi sona eriyor. Serhat Poyraz’ın romanının daha ilk sayfaları itibarıyla insanı etkilemesinin sebebi; “merak uyandırmayı” kusursuz bir şekilde başarıyor olması. Acaba ne olacak şimdi, diye diye kitabı bitiriyorsunuz. Boşluk yok, fazlalıklardan arındırılmış. Üstelik eksiği de yok. Her şey yerli yerinde, yani. Bu ifadeyi sevmesem de; genç yaşının acemiliğini hissedemeyeceğiniz oturmuş bir dil ve anlatımı var. Kitap için sağda solda, “İkinci İhsan Oktay Anar” diyenler çıkacaktır. Benzerlikler kurulabilir elbette, ama ‘Birinci Serhat Poyraz’ı okumak bence daha keyifli olacaktır. Çünkü bunu hak ediyor. Son zamanlarda beni en heyecanlandıran romandı, aşk olsun!


Çocuk

Çocuk evi değil harikalar diyarı

Çocukken en çok, mahalle arkadaşlarımın ‘ana okulu’ veya ‘kreş’lere gitmesini kıskanırdım... Ne yalan söyleyeyim, biraz da gizemli gelirdi. Çocuk aklımla ana okulunda neler olup bittiğini hayal etmeye çalışırdım. Günün en güzel saatlerinde arkadaş sayısının yüksek oranda seyrelmesinin sıkıntısı kelimelere dökülecek gibi değildi. Ya bir elin parmağını geçmeyecek sayıdaki arkadaşlarımla aynı oyunları tekrar tekrar oynardık ya da bir kenarda birileri için ‘çocukça’ gelen icatlar yapardık. Diğer arkadaşlarımın, ana okulundan döndükleri zaman neler yaptıklarını ilk öğrendiğimde, hem hayal kırıklığına uğramıştım hem de ne kadar şanslı olduğumu düşünmüştüm; gitmediğim için. Çünkü bana göre, mahalledeki aksiyon dolu oyunlar daha eğlenceli ve icatlarımız daha güzeldi.
Görkem Yeltan’ın Buyaka Çocuk Evi’ni okuduğumda o küçük kıskanç yeniden ortaya çıktı. Çünkü oradaki çocuklar, hem mahallede oynayan çocuklar gibi aksiyon dolu oyunlar oynayıp eğlenebiliyorlar hem de derslerde son derece önemli bilgiler ediniyorlar. Üstelik orada öğrendikleri bilgiler, gerçekten gündelik hayatta fazlasıyla işlerine yarayan şeyler...
Buyaka Çocuk Evi aslında üç kitaplık bir seri. ‘Tinimini Tehlikede’, ‘Pamuklu Bir Macera’, ‘Endişeli Bulutlar Arasında’ adlarını taşıyan kitaplarda birbirinden etkileyici, eğlenceli maceralar yer alıyor. Her kitapta küçük küçük öykülerle olaylar birbirini izliyor. Bayan Labelai’nin tek başına yönetip öğretmenliğini yaptığı 24 çocuk, Buyaka Çocuk Evi’nin sakinleri. Bir de Tinimini var. Anne babası tarafından gündüz bırakılıp, akşam alınan. İlk kitapta kermese hazırlanan afacanları Tinimini’nin yer aldığı bir macera beklemekte. İkinci kitapta Buyaka Çocuk Evi ve bulunduğu arazi, tehlike altında. Maksat yüksek binalar yapmak, tabii. Üçüncü kitaptaysa herkesin başında bir dert var. Ama, el birliğiyle bütün sorunların üstesinden geliyor kahramanlarımız.
Hale Karpuzcu’nun desenleriyle daha da şenlikli hale gelen kitaplar tatil zamanında ilaç gibi gelecek. Buyaka Çocuk Evi adeta bir harikalar diyarı veya Peter Pan’ın yaşadığı ‘olmayan ülke’ gibi. Yeltan biraz da şunu söyletiyor bize aslında: “Böyle güzel yerlerin ‘olmayan ülke’ diye anılıyor olması ne kadar üzücü...” Arkadaşlığın, hayatı sevmenin, paylaşmanın ne kadar önemli olduğunu bir kere daha hatırlatacak, öğretecek kitaplar.


Anlatı

Son Siyah Saçım
Jean-Louis Fournier
Çev.: Billur Köker
YKY


Otuzlu yaşların başında bir insan olarak, çok değil bir iki sene önce kolaylıkla yaptığım kimi bedensel hareketleri bugün yapamıyor olmamı yakın çevrem, “eh artık yaşlanıyorsun” diyerek özetliyor. Otuzlu yaşlarımda olmanın olgunluğuyla gülüp geçiyorum bu sözlerine(!) Fakat Fournier’nin kitabını okuduğunda durum gün geçtikçe daha vahim hal alıyormuş diyor insan ister istemez... Fournier, 60 yaş ve sonrasını anlattığı ‘Son Siyah Saçım’ kitabında hem yaşlılığa verip veriştiriyor, hem de bunu hâlâ kabullenemeyip şekilden şekle girenlere etmediğini bırakmıyor. Haddinizi bilin, diyor. Sonra da krizden kârla çıkmanın yollarını gösteriyor. “Dik durun, saygısız olun, skandallara imza atmaktan çekinmeyin, meraklı görünün...” Ara ara ihtiyarlık ile ilgili aforizmalar dillendiriyor. Hepsi birbirinden matrak! Daha neler yok ki... Fournier adeta madde madde ihtiyarlıkta yapılması gerekenleri anlatıyor. Yani ‘İhtiyar delikanlıların kutsal kitabı’ndan söz ediyorum. Bir sır vereyim, Fournier gibi kendinizle dalga geçebildiğiniz zaman, dediklerini rahatlıkla yapabilirsiniz. Öyle sadece “kadayıfa döndü” şakasıyla yetinenlerdenseniz, işiniz zor! Daha zalim, yani daha cesur olacaksınız. Futboldaki gibi; basın topa, kaldırın kafanızı. O zaman en hızlı gençlere bile taş çıkarırsınız emin olun...


Çizgi Roman

Gazze’nin Dipnotları
Joe Sacco
Çev.: Hilal Alkan Zeybek
İthaki Yayınları


Filistin’de yaşanan olayların ne kadarına hakimiz? Daha doğrusu bütün tarihsel süreç boyunca İsrail-Filistin arasında yaşanan olayların hangilerini ne kadar biliyoruz? Bırakın konuya en hakim insanı, bizzat Filistinlilerin bile artık hatırlamadığı olaylar var geçmişte. Tabii ki bunun sebeplerinin başında, hâlâ her gün o topraklarda bir şeylerin yaşanıyor olması gelir. 2008’de 13 İsrail askerine karşı çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 1400 Filistinli sivil öldürülmüştü. Değişik bir adalet anlayışı(!) 1956’da iki ayrı olayda da benzer şeyler yaşanmıştı. Çatışmaların göbeğinde 111 sivil öldürülmüştü. Yaşları 15-60 arasındaki tüm erkekler İsrail askerlerince evlerinden toplanmış, Han Yunus’ta. Kimisi ailesinin, kızının, çocuğunun önünde öldürülmüş, kimisi yolda. Diğerlerini bir duvarın önüne dizip art arda şarjörlerini boşaltmışlar üzerlerine. Şanslı olanlar kurtulmuş, o kadar! Aynı şekilde Rafah’ta da gerçekleşti bu operasyon. BM raporlarında bile dönemin İsrail hükümetinin açıklamaları dolayısıyla belirsiz geçen olayların iç yüzünü anlatıyor, Joe Sacco. ‘Filistin’ ve ‘Gorazde’ kitaplarındaki tarafsız gazetecilik kimliğine bir de ‘tarihçi’ kimliğini katıyor bu kez. Can yakıyor hiç sakınmadan. Olayların içindeki ‘hikâye’yi çıkarıp, saf gerçeği aktarıyor. Taraf tutmuyor, bağırmıyor, slogan atmıyor. İnadına sessiz!


Nehir Söyleşi / Biyografi

Halkın Savcısı - Mehmet Feyyat
Haz.: Vecdi Çıracıoğlu

Scala Yayıncılık


Yakın dönem tarihimizin efsane isimlerinden birisi. Kürt kökenli ‘halkın savcısı’. Gerçek anlamda halkın yanında olan daimi muhalif! Mehmet Feyyat’ı tanıtmaya çalışıyorum... “Hayatım kamu görevlileri, asker postalı yalayanlar, dincilerin çarığını yalayanlar, politikacılara alet olan sahtekârlar ve devleti temsil etmeyen insanlarla hukuksal mücadele vererek alay etmekle geçti.” diye özetliyor hayatını. Ama ne alay etmek... Musa Anter vurulduğunda onun yanındaydı. Ağır yaralı olarak ölümden dönmüştü Feyyat. Savcılık, senatörlük görevlerinde bulunmuş ama daha lise yıllarından beri “Devlet halkın altındadır” sözünü kendine şiar edinmiş, adaletsizliğe karşı verdiği savaşla çok defa gündeme de gelmiştir. Vecdi Çıracıoğlu’nun hazırladığı kitap, bu efsane ismin bütün hayatını kendi sözleri ve belgelerle anlatıyor. Feyyat’ın yıllar önce hocasına söylediği sözler ne çok şey anlatıyor aslında: “İktidar kendi tüzüğünü, velhasıl her şeyini kendi arzusuna göre ayarlamak istemez mi? İster. Tabii ki Anayasa’yı da kendi parti tüzüğüne uyduracak. Yani bir nevî dikta. Çünkü parti tüzüğünde çoğunluk var. Anayasa’yı değiştirir ve kendi parti tüzüğünü Anayasa yapabilir. Anayasa çoğunluğu var, bir nevi Anayasa Meclisi! Bir iktidar Anayasa çoğunluğu yapacak kudrete geldi mi kendi tüzüğünü kurallaştırır.”

 

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle