GeriKelebek Kibariye değilim ki televizyonda niye doğal olayım
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    6
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kibariye değilim ki televizyonda niye doğal olayım

Kibariye değilim ki televizyonda niye doğal olayım
refid:8895543 ilişkili resim dosyası

Berkun Oka'dan eleştirilere yanıt "Kibariye değilim ki televizyonda niye doğal olayım."

"Defakto" ve "İnfoman"dan sonra Star TV’de yayınlanan bilgi yarışması "Rus Ruleti"ni sunmaya başlayan Berkun Oya, çoğu kişiye göre “sert, soğuk ve hatta gıcık” bir ekran karakteri. Ancak Oya bu durumdan pek de rahatsız görünmüyor: "Mesele doğallıksa, ben Kibariye değilim ki... Televizyonda niye doğal olayım? Ayrıca doğallık ne demek? Kim doğal?"

İnsan her gün şikáyet eder ve asla terk etmek istemez sahneyi... O yüzden Berkun Oya, "Yaptığım her şeyin altında yatan temel motivasyon bir iç sıkıntısı. Ama bu ’Çok sıkıldım, gidelim’ gibi değil, ’Çok sıkıldım, devam edelim’ gibi

Kibariye değilim ki televizyonda niye doğal olayım
bir sıkıntı" dediğinde garipsenmiyor. Hem birinin, bu kadar sıkılırken bunca üretiyor olması güzel.

Berkun Oya’nın daha önce televizyona yaptığı "Defakto" ve "Infoman" programları, yazıp yönettiği ve rol aldığı "Adamlar", "Yangın Duası", "Op’la Zo’nun Dramı" oyunları ve ilk uzun metraj filmi "İyi Seneler Londra" hálá pek çoğumuzun aklında... Aslında onun tiyatrosu, küçük bir sahnede kocaman meseleler anlatabildiği ve birini seyrettiğinizde diğerlerinin de Berkun Oya’ya ait olduğunu hemen anlayabileceğiniz için kıymetli... Daha net söylemek gerekirse, onun bir imzası var. Bu imzayı, soğukluk, yabancılaşma, can acısı pahasına dosdoğru olmakta direnme, kendiyle ve her şeyle sonsuza kadar eğlenebilme yetisi olarak açıklamak mümkün.

İnsanların kafasında çizdiği imajsa pek de sıcak değil. Çoğuna göre gıcık... Soğuk... Burnu havalarda... Ve neden böyle davrandığı da merak konusu haliyle...

Küçük Woody Allen

Bu sorunun cevabını almadan önce Berkun Oya’yı biraz daha tanıyalım...

Berkun Oya aslen Bursalı. Ortaokul ve lise yıllarını İstanbul’da, şehrin epey dışında bir yatılı okulda geçirdi. Okulun ilk öğrencilerindendi. 125 çocuk, yedi yıl boyunca haftanın beş gününü büyük, boş bir arazide geçirirdi. Bugün, yakınlarından TEM Otoyolu’nun geçtiği okulun, o zamanlar şehirle en ufak bağlantısı yoktu. Okuldan kaçmak istesen, gidebileceğin birkaç yer vardı: Terk edilmiş ahırlar, papatya tarlaları, kurbağalı göller, bir de yeni ekilmiş fidanların arasında, üzerine tırmanabileceğin, yaşını almış tek bir ağaç...

Canı devamlı sıkılan ve mütemadiyen yasak olanı yapmak isteyen Berkun Oya, yedi yıl boyunca o uçsuz bucaksız boş arazide tarlaları, kurbağaları, ahırları, otoban inşaatlarını ciddiye almayı öğrendi.

Sıska ve sırık gibi bir çocuktu. Kocaman siyah çerçeveli gözlükleriyle Woody Allen’a benzerdi. Deri bir evrak çantasını devamlı yanında dolaştırırdı. Onu ders çalışırken görmek pek mümkün olmazdı. Kurulduğu ilk yıldan itibaren okulun tiyatro kulübündeydi. Daha 10 yaşındayken, büyüyünce ne olacağını bilen ender insanlardandı.

Ve yanıtı çok merak edilen o soruya geliyor sıra: "Size ’kıl’ diyorlar. ’Kıl’ sanırım biraz aksi, gıcık biri demek. Ne söyleyeceksiniz?"

Cevap tereddütsüz geliyor: "Bu, bir kadının olur olmaz zamanlarda, ’Beni seviyorsun di mi’ diye sormasına benziyor. Artık o kadar çok sorulmuştur ki, cevap veren sağlıklı düşünemez. Mükemmel, mümkünü imkánsız kılar. Bu oyunun devam etmesi gereken anlar, orada olabildiğim kadar oluyorum..."

"Ne oyunu?" diye sorulunca da "Misket oyunu" diyor: "Kimi bir eğlence mekánına girdiğinde, deli gibi dans edip etrafındakileri alkışla piste davet edip eğlenir. Kimi barda tek başına içkisini içer. Bu da benim, atraksiyonlarla dolu gece kulübünde bulduğum bir eğlenme biçimi. Hiçbir şey kasıtlı değil. Zaten kasıtlı olması, devamlılığını mümkün

/images/100/0x0/55ea1209f018fbb8f8697d24
kılmaz. Kendi gibi olamadığı her an, insan kendine ’Eyvah’ der herhalde. ’Bir gün bitecek bu oyun. O zaman ne yapacağım?’ O yüzden içinden geldiği gibi olmanın avantajı olduğunu düşünüyorum."

Doğallık ne demek?

"İçinden geldiği gibi olmak ne demek peki?" diye sorulduğunda ise garip bir örnek veriyor Berkun Oya: "Mesele doğallıksa, ben Kibariye değilim ki... Televizyonda niye doğal olayım? Doğallık ne demek? Kim doğal? Sıkma portakal suyu doğal. Çocuğumun üzerine benzin döküp yakmak için köprüye çıkmadım ki... Haber değilim ki, o adam mı doğal? Doğal olsa, evde yakar çocuğu, köprüye çıkmaz herhalde."

Ve işte aksi sunucunun gözüyle televizyon yorumu: "Televizyon benim için, gecenin 12’sinde evine teklifsiz gidebileceğim yakın bir dost değil. Bayram günü uzak bir akrabayı usulen ziyaret etmek gibi, soğuk bir kış günü lunaparka gitmek gibi. Tamam, var çarpışan arabalar; tamam var korku tüneli, ama donuyorum, soğuk."

Yazıyı okuyanlar merak edecektir: "Bu kadar üşüyorsa, burada işi ne bu adamın acaba?" diye. Ona da cevabı var Berkun Oya’nın: "İnsan her zaman istediği şeyi yaparak yaşayamayabiliyor. Çünkü çok sağlam, gizliliğini uzun süre koruyabilecek, riski az, getirisi büyük bir banka soygunu planı henüz önüme gelmedi. ’Rus Ruleti’ benim için taze bir tecrübe olanağı... Çünkü ’her şeyin en iyisini ben yaparım’ gibi sapıkça bir düşüncem olmamakla beraber, çalışma metodu olarak, kendi işini kendi yapmaya alışık biriyim. Başlangıçta, ’Hiçbir şey yapmayacaksın, üstüne para verecekler’ gibi geliyordu. Ama galiba insana en kolay gelen, alıştığı şey oluyor."

Cahil cesareti her geçen gün artıyor
"Hiç mi umursamıyorsunuz hakkınızda düşüneceklerimi?" diye soruyorum Berkun Oya’ya: Yanıt yine bir garip: "Umursamaz mıyım? Hele ne yazacağın çok önemli. Acı tecrübelerim var. Ama ayakkabılarımı bağlamak, tuvalette aynaya bakarken ıslık çalmak falan daha önemli bunlardan. Düşünülecek başka şeyler var. Ben bilirimciliğin, cahil cesaretinin her geçen gün arttığı, değişimin gelişim sanıldığı, insanı tüketmek için programlanmış bir ülke sisteminin içinde yaşıyoruz, bunlar daha önemli. Evimizin önünden geçme ihtimali olan insanla ilişki kurma olasılığımız azaldı. Bunlar daha önemli."


Yorumları Göster
Yorumları Gizle