GeriKeyif Yücel Tunca: 'Fotoğrafçı hayata hakim olmalı'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yücel Tunca: 'Fotoğrafçı hayata hakim olmalı'

Yücel Tunca: 'Fotoğrafçı hayata hakim olmalı'

Fotoğraflar görünenin ötesinde hikâyeler anlatır. Peki, fotoğrafın ardındaki anlam ve hikâye nasıl oluşuyor, geçmişten günümüze bu alanda neler değişti? Türkiye'de fotoğrafa yıllarını adayan, çalışmalar düzenleyip eğitimler veren Yücel Tunca, fotoğrafçılığı anlatıyor...

Fotoğrafçılığa ilginiz nasıl başladı?
1966'da Diyarbakır'da doğdum.Trakyalı memur bir ailenin çocuğuyum. Yedi yaşımdan beri İstanbul’dayım. Okul hayatıma burada başladım. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdim. Araştırmacı gazeteci olma hayalim vardı. Üniversite hocamın verdiği fotoğraf dersi sayesinde hayatım değişti ve foto muhabiri olarak uzun yıllar devam ettim.

 

‘’FOTOĞRAF, BİLGİ AKTARAN BİR ARAÇ’’

Fotoğrafın tanımını yapar mısınız? Fotoğrafın hayatınızdaki anlamı ne?
Bu tür fotoğraf tanımlamalarından kaçıyorum. Fotoğraf yaygın kullanım alanı olan bir mecra. Kimisi için köşedeki vesikalık bir fotoğrafçı, kimisi için tatillerde gidip çekilen hatıra karesi, biri için haber alma haber verme alanı, başka biri için reklam alanı, bazı insanlar için kendilerini ifade etme ve sanatsal yöntemleri kullanma alanı, bazı insanlar için de doğaya geri dönmek için bir vesile… Pek çok farklı fotoğraf türü var.

 

Yücel Tunca: Fotoğrafçı hayata hakim olmalı

"Fotoğrafı iletişim alanı olarak görüyorum. Başka insanlarla bilgi ve duyguları paylaşabildiğim bir alan... Çekenin de ruh hali, duygusu, düşüncesi hakkında bilgi aktarır."

 

‘’HİKÂYE HER ZAMAN VARDI’’

Çekilen her fotoğrafın farklı hikâyesi var, özellikle fotoğrafçılar için… Fotoğraflarınızın hikâyelerini nasıl oluşturuyorsunuz?
Aslında hikâye beni buluyor. Bu gazetecilikten gelme bir alışkanlık olabilir. Genel itibariyle belli bir gündem etrafında düşündüğünüz için hikâye kendiliğinden ortaya çıkıyor. Sonra özüne ulaşıyorsunuz. Bir fotoğraf çekme sürecinde hiç hikaye üretmedim. Hikâye her zaman vardı. O hikâyenin fotoğraflarını çekmeye yöneldim. Söylediğim şey kişisel fotoğraflarım için de geçerli. Sokağa çıktığımda beynim ve gözlerim beni bir görüntüye götürüyor. Dolayısıyla çektiğim görüntü benim beynimdeki hikâyenin görüntüsü.

 

 

‘’TOPLUMSAL VEYA SOSYAL BELGESEL’’

Belgesel fotoğrafçılığı alanında çalışmalar yürütüyorsunuz. Ne tür konularda çekimler yapıyorsunuz?
Belgesel, başlı başına kocaman bir alan ve biz bunu Türkiye’de Captan Cousteau’nun Sualtı Belgeselleri’yle tanıdık. Sonra televizyondaki doğa belgeselleriyle benimsedik. Belgesel fotoğrafçısıyım dediğimde insanların aklına aslanlar, kaplanlar geliyor. Durum böyle değil. Benim ilgi alanım doğa belgesellerinden ziyade, insan belgeselleri. Yalnızca insanla da sınırlı değil. Doğayı bir bütün olarak ele alıp, bunu toplumsallık üzerinden değerlendiriyoruz. Dolayısıyla doğa tahribatları da, çevre felaketleri de sosyal belgesel dediğimiz alana giriyor. İçerisinde sürekli gerilim ve çatışma unsuru oluyor. Bu alanlardan kaynak alan hikâyeleri çalışıyorum. Fotoğraflarımda kişisel belgesel dediğim şeyi de sürdürüyorum. Orada kendi hikâyelerimi anlatıyorum.

 

Yücel Tunca: Fotoğrafçı hayata hakim olmalı

 

Toplumsal sorunların çözümünde fotoğrafın rolü ne?
Fotoğrafın bu konuda abartılacak rolü yok ama uyarıcı olma niteliği var. Bazı sorunlardan haberdar olmayan insanları uyarıyor ve bilgi sahibi yapıyor. Bunu yaparken de bir haber dilinin ya da haber fotoğrafının tekilliğinde cezbetmeye çalışarak, etkileme gücünü kullanarak, insanları konuya çekiyor. Bunun gibi etkileri var ama fotoğrafın ilk yüzyılında olduğu gibi insanların hayatlarında çözüm üreten bir misyonu yok.

 

 

Toplumsal belgesel fotoğrafçılığı ile basın fotoğrafçılığı arasında ne gibi farklar var?
Belgesel fotoğraf basın fotoğrafına göre daha fazla yoğunlaşma isteyen ve daha derin çalışma gerektiren bir alan. İkisi de birbiriyle ilişkili. Bence basın fotoğrafçılığı, belgesel fotoğrafçılığın alt başlığı. Basın fotoğrafı üretimi günübirlik üretimler. Basın fotoğrafçısının konuya uzun zaman ayırması, onunla meşgul olmasının imkânı yok. Şöyle zor bir işi yapmak zorunda; bir konunun içeriğini kavramalı ve o içeriği temsil edebilecek en doğru fotoğrafı çekebilmeli. Tek bir karede hikâye anlatabilmeli. Belgesel fotoğrafçı, bir hikâyenin içine girdiğinde seri fotoğraf çıkarıyor. Bu süreçte derinleşiyor ve derinleştikçe konuyu aktarma fırsatını daha iyi buluyor.

 

''FOTOĞRAF İÇİN EĞİTİME GEREK YOK GİBİ DÜŞÜNÜLÜYOR"

Galata Fotoğrafhanesi’ nin kurucularındansınız. Fotoğrafhanenin kuruluşundan, çalışmalarından ve verdiği eğitimlerden bahseder misiniz?

Yücel Tunca: Fotoğrafçı hayata hakim olmalı

Fotoğraf: Yücel Tunca

 

2004 yılında Orhan Cem Çetin’le beraber kurduk. İkinci yıldan sonra ben tek başıma devam ettim. Orhan Cem Çetin, hocalarımız arasında yer almaya devam ediyor. İlk dönemde sadece amatör fotoğrafçılara yönelik eğitim alanıydı. İnsanlar bizim danışmanlığımızda fotoğrafın çeşitli alanlarında bir şeyler öğreniyorlardı. Bir yandan da sergiler açıyor, söyleşiler düzenliyorduk. 2009'dan sonra fotoğraf eğitimlerini uzun süreli akademik programlarla takviye ettik. Basın fotoğrafçılığı ve belgesel fotoğrafçılığı programlarını ekledik. Şimdi Galata Fotoğrafhanesi bu iki alanda çalışmalarına devam ediyor. Bunun yanında yayınlar ortaya çıkarıyor. Kurucularından biri olduğum Fotoğraf Vakfı’yla ortak çalışmalar yürütüyoruz. Mesela çocuklara da fotoğraf çekmeyi öğretiyoruz. Belgesel fotoğraf günleri düzenliyoruz.

 

 

Türkiye’de akademik fotoğraf eğitimi ne durumda?
Çeşitli üniversitelerde ders verdim ve gözlemlediğim kadarıyla, benim eğitim aldığım dönemden uzak ve kopuk bir durum var. Öğrenciler üzerindeki gelişimi hesaba katan ve bunun üzerine iyi planlanmış bir program uygulanmadığını düşünüyorum. Bu nedenle eğitimlerden öğrencilerin yararlanması mümkün olamıyor. Geçenlerde fotoğraf eğitimi üzerine bir çalıştay vardı. Akademisyen arkadaşlarımızla birlikte katıldık ve 10 saate yakın süre Türkiye’de fotoğraf eğitimini tartıştık. Özel üniversitelerin hepsi fotoğraf bölümlerini kapatmış durumda. Fotoğraf için eğitime gerek yok gibi düşünülüyor.

 

Yücel Tunca: Fotoğrafçı hayata hakim olmalı

Azerbaycan/Bakü - Fotoğraf: Yücel Tunca

 

Eğitim almaya yeni başlayanlara tavsiyeleriniz ne olur?
Çok fotoğraf çekmekten ziyade, çok fotoğraf bakmanın daha çok işe yaradığını düşünüyorum. İnstagram veya Facebook’ta paylaşılanlara bakmaktan bahsetmiyorum. Yeni başlayanların ilgilendiği alan her neyse, fotoğrafçılıkta o alanda belli bir seviyeye ulaşmış fotoğrafçıları takip etmelerini tavsiye ediyorum. Bir şeyi beğenip beğenmeme gözüyle değil de, analitik bakmaları lazım. Nasıl çekmişler, nasıl bir ışık kullanmışlar gibi teknik kısımlara bakarak anlamaya çalışmaları gerekiyor.

 

 

‘’FOTOĞRAFÇI HAYATI ANLAMA ÇABASI İÇİNDE OLMALI’’

Fotoğrafçı hayatla irtibatlı olmalı. Mesela hocalarım; kitap okuyun, müzik dinleyin, sinemaya gidin, baleye gidin derdi. Ben de bunun iyi ve doğru olduğunu düşünüyorum. Kültür hayatından uzak çok fotoğrafçı tanıdım. Türkiye’de teknik becerisi yüksek çok fotoğrafçı var ama hayata dokunan fotoğrafı çekebilmesi için çok fotoğraf bakma, fotoğraf tekniğine hâkim olmanın yanı sıra, bir de hayata hâkim olmalı. Hayatı anlama çabası içinde olmalı. Böyle olduğunda fotoğrafları teknik bir şov olmaktan çıkıp daha samimi hale gelmeye başlıyor.

 

Yücel Tunca: Fotoğrafçı hayata hakim olmalı

 

Fotoğrafçılığa başladığınız dönemden günümüze bu alanda neler değişti?

Günümüzde interneti fotoğrafın yeniden doğuşu olarak görüyorum ve kendimi şanslı hissediyorum. Fotoğrafçılığa analog fotoğraf makinelerle başladım. Karanlık odalar, siyah beyaz fotoğrafları çok kullandım. Sonra dijital makineler çıktı. Bunları kullanarak iş üretmeye başladım. Yavaş yavaş internet işin içine girmeye başladı. Önce bilgisayar, internet, dijital fotoğraf ve derken sosyal medya çıktı. Tüm bu aşamalara bir şekilde dâhil olundu.

 

Yücel Tunca: Fotoğrafçı hayata hakim olmalı

Kazlıçeşme 1989 - Fotoğraf: Yücel Tunca

 

‘’İNTERNETTE SINIR ÖTESİ BİR DURUM VAR’’

Benim gibi insanlar için işin başka şaşırtıcılığı da var. Çünkü ben basın dünyasından geliyorum. Çektiğim fotoğraflar dergi ve gazetelerde yüzbinlere ulaşıyordu. Tabii ki internet sayesinde potansiyel olarak, basılı dergi ve gazetelerden daha çok kitleye hitap ediliyor. Bu anlamıyla internet, sadece fotoğrafçılara değil herkese avantaj sağlıyor. İnsanlar sosyal medyayı kullanarak güçlü bir etkileşime giriyor. Sosyal medyayı insan sosyalliği üzerinde bir erozyon yaşattığı için eleştiriyoruz ama bir yandan da yeni ve kaçınılmaz bir iletişim alanı olarak önemsenmesi gerekiyor.

 

 

  "ZEKİ MÜREN'İ HASTA YATAĞINDA ÇEKMEM İSTENDİ AMA..."

Çekmekte çok zorlandığınız bir fotoğraf oldu mu?
Çekmediğim bir fotoğrafı anlatayım. 90’lı yılların başlarında çalıştığım dergiye Zeki Müren'in yoğun bakıma alındığına dair haber geldi. Hastaneye gidip fotoğraf almamız söylendi. Gittik; durumu müsaitse görmek, fotoğraflamak, konuşmak isteriz dedik. Böyle bir şeyin mümkün olmadığı söylendi. Dergiyi aradık. Yayın yönetmeni, ‘’O fotoğrafı çekmezseniz bana istifa kâğıdınızı yollayın’’ dedi. Doktor kılığında girmeyi bile düşünmüştük. Doğru olan fotoğrafı çekmememizdi. Dergiye döndüğümüzde çekmediğimizi, çekmeyi reddettiğimizi söyledik. İnsanların yaşam mücadelesi verdiği bir yere zorla girip, onların rızası olmadan, fotoğrafı çekmemiz basın mesleğinin parçası olamaz dedikten sonra bu konuşma bizi işten atılmaktan kurtardı.

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle