GeriKeyif Türkiye’de ‘yenge’ olarak kadının portresi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’de ‘yenge’ olarak kadının portresi

Türkiye’de ‘yenge’ olarak kadının portresi

İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Yengeler Cumhuriyeti’, yenge fenomenini farklı bakış açılarıyla anlamaya çalışan bir çalışma. Mustafa Çiftçi ve Tanıl Bora tarafından derlenen kitaba, 17 isim yazılarıyla katkıda bulundu.

Yenge: Bir kimsenin kardeşinin, dayısının veya amcasının karısı. Bir erkeğin kendi karısından söz ederken kullandığı ad “Biz şimdi yenge ile bir Köroğlu bir Ayvaz.” R. N. Güntekin. (TDK Sözlüğü)

Türk Dil Kurumu sözlüğü böyle diyor ama semt pazarında dolaşırken “Yenge, SSK doktoru gibi uzaktan bakma yenge, geeel geeel” diye bağıran satıcı, eşinizle oturduğunuz esnaf lokantasında ‘Yenge ne alır?” diye soran garson, eşinizin sokakta karşılaşınca “Nasılsın yenge?” diye soran arkadaşı elbette amcasının veya dayısının karısına seslenmiyor. Başka hiçbir dilde tam karşılığı bulunmayan ‘yenge’, Türkiye’de kadının statüsü, toplumsal cinsiyet ve akrabalık ilişkilerini kapsayan geniş alanda karşılığını bulan bir kelime, hatta fenomen.

Türkiye’de ‘yenge’ olarak kadının portresi

Yengeler CumhuriyetiMustafa Çiftçi-Tanıl Boraİletişim Yayınları182 sayfa, 18 TL

YENGE SÖZCÜĞÜ İKİ İŞE YARAR

Akrabalık ilişkisindeki sözlük karşılığını bir kenara bırakacak olursak yenge, kadına hem erkekler dünyasında bulunduğunu hatırlatan hem de ilişki içinde olduğu erkek üzerinden bu erkekler dünyasında ‘koruma altında’ bulunduğunun altını çizen bir ‘statü’. Üstelik, Şemseddin Sami Fraşeri’nin Kamus-ı Türki’sine göre, özbeöz Türkçe bir kelime.

Mustafa Çiftçi ve Tanıl Bora tarafından derlenen kitaba, 17 isim yazılarıyla katkıda bulunmuş.

Kitap üç bölümden oluşuyor: Yenge Realitesi, Yengeler Geçidi ve Siyasette, Edebiyatta, Ekranda Yenge başlıklarını taşıyor bu bölümler. Derleyenlerinden Mustafa Çiftçi, kitaba ismini veren ‘Yengeler Cumhuriyeti’ başlıklı yazısında, ‘yengelik’ kurumundan olumlu anlamda bir statü olarak bahsederken, Mahir Ünsal Eriş, ‘Dilde Yenge’ başlıklı makalesinde, “Yenge sözcüğü iki işe yarar” diyor: “Birinci işlevi, erkeklerin erkeklerle olan ilişkilerinin asli olduğunu, erkekler arası ilişkilerin çerçevesini oluşturan kadınların her durumda ikincil pozisyonunu vurgulamaktır(...) Tüm erkekler doğal olarak akrabadırlar, onların karıları, tıpkı aile içindeki tüm yengeler gibi, bu akrabalık bağına sonradan bulaşmış, bu ilişkinin dışında ve asli unsur olmaktan uzak bireylerdir. Onlara ‘yenge’ diyerek araya konan mesafe, aslında kadını erkeklerin arasındaki dünyanın dışına çıkarmaya hatta hiçbir zaman oraya ait olmadığını ima etmeye yarar. Sözcüğün bir diğer önemli işlevi ise cinsel gerilimi ortadan kaldırmaktır.”

Türkiye’de ‘yenge’ olarak kadının portresi

‘Fatmagül’ün Suçu Ne’deki Mukaddes, en kötü yenge olmaya adaydı. 

SEMRA ÖZAL PORTRESİ

Fatma Barbarosoğlu, Cihan Aktaş, Deniz Erkul Düzgün daha ziyade kadınlar arası akrabalık ilişkisindeki hiyerarşi üzerinden bakmış, tarif etmiş yengeliği. Funda Şenol Cantek ise Türkiye’nin yengesi olarak bir Semra Özal portresi kaleme almış. Sema Aslan imzalı ‘Yengeliğin Çift Değerli Şöhreti’, edebiyatın yengelerine yakından bir bakış. Sema Karabıyık, Türk dizilerindeki yengeleri incelediği yazısında şöyle diyor: “Yenge deyince hemen akla gelenlerin ortak özelliği; dedikoduyu sevmeleri, insanları bir kalemde harcamaları, baskın karakter olmaları, tabii akabinde kocalarının pısırık olması (...) Dizilerin olmazsa olmazı yengeler, hikâyelere kötülüğün fotoğrafı olarak katkı sağlıyorlar...”

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle